Türkiye'nin en iyi haber sitesi

MUHAMMED SAİD KADIOĞLU

Güney Kore’nin Orta Güç Sınavı: Suriye Açılımı, Değerler ve Güvenlik

Güney Kore Dışişleri Bakanı Cho Tae-yul'ün 10 Nisan 2025'te Şam'a gerçekleştirdiği ziyaret, Seul ile Suriye arasında uzun yıllardır bulunmayan resmi diplomatik ilişkilerin kurulmasını sağlamış ve Güney Kore'nin Kuzey Kore hariç Birleşmiş Milletler'in tüm üyeleriyle diplomatik bağ tesis etmesiyle sonuçlanmıştır. Bu gelişme, sembolik yönünün ötesinde, Güney Kore'nin küresel düzeyde nasıl bir aktör olmayı hedeflediğine dair önemli ipuçları sunmaktadır. On üç yıl süren iç savaşın ardından Esad rejiminin devrilmesi ve yeni bir geçiş hükümetinin iktidara gelmesi, Suriye açısından uluslararası izolasyonun aşılması ve yeniden meşruiyet kazanılması yönünde kritik bir fırsat penceresi açmıştır. Seul için ise bu süreç, diplomatik bir normalleşme hamlesi ile birlikte Kuzey Kore'nin Orta Doğu'daki en eski ve stratejik ortaklarından biriyle kurduğu ilişkinin zayıflaması anlamına gelmektedir.

Bu yönüyle Suriye açılımı, Güney Kore'nin hem güvenlik hem de kimlik temelli dış politika hedeflerinin kesiştiği bir alan olarak öne çıkmaktadır. Nitekim Esad rejiminin devrilmesinin ardından Güney Kore'nin hızlı ve planlı adımlar attığı görülmektedir. Şubat 2025'te ön temasların başlatılması, mart ayında diplomatik ilişki kurulmasına yönelik karar ve Nisan ayında imzalanan anlaşma, Seul'ün bu dosyayı stratejik bir öncelik olarak ele aldığını göstermektedir. Eylül 2025'te Birleşmiş Milletler ajanslarıyla başlatılan 38 milyon dolarlık "Together for Syria's Future" programı ise bu açılımın sahaya yansıyan boyutunu oluşturmuştur.

Orta Güç Kimliği ve "Global Korea" Söylemi

Uluslararası ilişkiler literatüründe orta güçler, ekonomik kapasitesi, diplomatik ağı ve çok taraflı kurumlara katkısıyla tanımlanan; ne büyük güçler ne de küçük devletler kategorisine giren aktörlerdir. Bu aktörler, çok taraflılık, kalkınma yardımı ve normatif söylemler üzerinden uluslararası sistemde etkide bulunmaya çalışır. Ayrıca demokrasi ve insan hakları gibi değerleri dış politika anlatılarının merkezine yerleştirir. OECD ve G20 üyesi olarak Güney Kore, yüksek teknolojiye dayalı ekonomik yapısı ve küresel ticaret ağlarındaki merkezi konumu nedeniyle bu profile kısmen uymaktadır. KOICA aracılığıyla yürüttüğü kalkınma yardımları ve Birleşmiş Milletler çerçevesindeki katkıları, bu orta güç iddiasının kurumsal zeminini oluşturmaktadır. "Global Korea" söylemiyle Seul, kendisini normatif sorumluluk üstlenen küresel bir orta güç olarak tanımlamakta ve yumuşak güç araçlarını bu çerçevede seferber etmektedir.

Buna karşılık Güney Kore'nin orta güç kimliği tartışmasız değildir. Özellikle güvenlik alanında ABD'ye olan derin bağımlılığı, Seul'ün dış politika özerkliğine dair soruları gündeme getirmektedir. Demokrasi vurgusuna rağmen savunma sanayi ihracatının otoriter rejimler tarafından satın alınması ve mülteci politikalarındaki kısıtlayıcı yaklaşım, Güney Kore'nin "prensip sahibi orta güç" iddiasını zayıflatan unsurlar olarak öne çıkmaktadır. Bu durum, Seul'ün normatif söylemi ile stratejik ve güvenlik temelli pratikleri arasındaki gerilimi görünür kılmaktadır. Suriye dosyasını da bu iddiaları test eden somut bir sınav alanına dönüştürmektedir.

Suriye ile Kore Yarımadası arasındaki en eski ve yoğun ilişki hattı, Güney Kore ile değil, Kuzey Kore ile kurulmuştur. 1960'lardan itibaren Şam–Pyongyang hattı ideolojik ve stratejik bir ortaklığa dönüşmüş; bu ilişki zamanla askeri ve güvenlik odaklı bir işbirliği ağına evrilmiştir. Arap–İsrail savaşları sırasında Kuzey Kore'nin Suriye'ye sağladığı askeri destek ve 1980'lerden itibaren balistik füze başta olmak üzere ileri askeri teknolojiler alanındaki işbirliği, bu ilişkinin niteliğini derinleştirmiştir. Nükleer ve kimyasal silahlar bağlamında kurulan temaslar, iki ülkeyi uluslararası yaptırım mekanizmalarının odağına taşımıştır. 2011'de başlayan iç savaş sürecinde Pyongyang'ın Esad rejimine siyasi ve askeri desteğini sürdürmesi, Suriye'nin Güney Kore açısından zaten mevcut olan normatif ve güvenlik sorunlarını daha da belirginleştirmiştir. Bu nedenle Seul uzun yıllar Şam ile diplomatik ilişki kurmaktan kaçınmış, buna karşın insani yardım kanallarını tamamen kapatmamıştır.

Bu tablo, Aralık 2024'te Esad'ın devrilmesiyle birlikte değişmiş; Suriye'nin dış politika yöneliminin dönüşmesi ve yeni yönetimin Pyongyang'dan uzaklaşması Seul için önemli bir fırsat yaratmıştır. 10 Nisan 2025'te Cho Tae-yul'ün Şam'da imzaladığı resmi anlaşma; karşılıklı büyükelçiliklerin açılması, yeniden inşa sürecine Güney Kore'nin katkısı ve kitle imha silahlarının tasfiyesini içeren bir işbirliği çerçevesi ortaya koymuştur. Cho'nun "Suriye'nin istikrarının Orta Doğu barışının anahtarı olduğu" yönündeki mesajları, bu açılımın normatif bir söylemle meşrulaştırıldığını göstermektedir. Eylül 2025'te başlatılan 38 milyon dolarlık destek paketi ise sağlık, eğitim ve yerel yönetim kapasitesine odaklanarak Seul'ün sahadaki görünürlüğünü artırmıştır.

Değer–Güvenlik İkilemi ve İç Politika Sınavı

Güney Kore'nin Suriye politikası, dışarıda normatif bir profil çizerken içeride belirgin biçimde güvenlikçi bir tutuma yaslanmaktadır. Dışişleri Bakanlığı "yeniden inşa" söylemiyle dışarıda milyonlarca dolarlık projeler yürütürken, iltica kabul oranlarının yüzde 1'in altında kalması bu çelişkiyi görünür kılmaktadır. 2014–2015 yıllarında Incheon Havalimanı'nda uzun süre bekletilen Suriyelilere yalnızca "insani kalış" statüsü tanınması, kalıcı entegrasyon kanallarının büyük ölçüde kapalı kaldığını göstermektedir. Bu yaklaşımda kamuoyunun göçe ilişkin temkinli tutumu belirleyici olmaktadır. 2024 yılı Adalet Bakanlığı anketine göre mülteci statüsüne ilkesel destek yüzde 54,4 düzeyindeyken, katılımcıların önemli bir bölümü göçün suç oranlarını ve işsizliği artırdığına inanmaktadır.

Suriye açılımı, Seul'ün orta güç kimliğinin önümüzdeki dönemde nasıl şekilleneceğine dair üç temel senaryoya işaret etmektedir. İlk senaryoda "Together for Syria's Future" programı genişletilerek Güney Kore'nin normatif orta güç kimliği güçlendirilebilir; ancak bu tercih, iç politikada mülteci kabulü ve güvenlik tartışmalarının yoğunlaşması riskini beraberinde getirecektir. İkinci senaryoda diplomatik ilişkiler korunurken sahadaki etki sembolik düzeyde bırakılabilir. Bu yaklaşım kısa vadeli çıkarları korusa da uluslararası alanda Seul'ün "prensip sahibi orta güç" iddiasının sorgulanmasına yol açabilir. Üçüncü senaryoda ise Suriye dosyası, Kuzey Kore'yi yalnızlaştırmaya yönelik güvenlik merkezli bir stratejinin parçasına indirgenerek normatif söylem ikinci plana itilebilir. Sonuç olarak Suriye, Güney Kore'nin yalnızca Orta Doğu'daki rolünü değil, küresel ölçekte nasıl bir orta güç olmayı hedeflediğini de somut biçimde ortaya koyan kritik bir sınav alanı olarak öne çıkmaktadır.

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu’na aittir. Kaynak gösterilse veya habere aktif link verilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir bölümü kesinlikle kullanılamaz.
Ayrıntılar için lütfen tıklayın.