Türkiye'nin en iyi haber sitesi

'e yönelik durum belirsizliğini sürdürürken konuyla ilgili iki önemli aktörden iki farklı mesaj geldi. Sürecin neredeyse başından beri içinde olan Milli Savunma Bakanı Akar "Gayet yapıcı, pozitif yaklaşımlar içindeyiz. Çözüm bulmak, tarafların tatmin olacağı çözümü ortaya koymak için herkes büyük bir ciddiyetle çalışmalarını sürdürüyor" ifadesinin ardından "yakın bir zamanda çözüme ulaşılacağını" açıkladı.
Öte yandan Rus Dışişleri Bakanı Lavrov ise bir taraftan müdahale ile ilgili acele etmeyen bir görüntü verirken operasyona ilişkin hazırlık yapıldığını ve müdahalenin zamanlama meselesi olduğunu ifade ediyor.
Kremlin de "eylemsizliğin" riskler taşıdığını açıkladı. Rusya'nın önemli gazetelerinden Kommersant ise ile Moskova arasında İdlib'e yönelik asker müdahale konusunda tam bir mutabakat olduğu iddiasında bulundu. Ortada bir karmaşa ve hassas bir durum söz konusu olduğu açık. Ancak gelinen noktada muhalifler için Suriye iç savaşının en güçlü ve belki de son kalesi olan İdlib'de düğümü kimin çözeceği belli değil.
Türkiye'nin -yapılan açıklamalardan anlaşılacağı üzere- ilk önceliği tek taraflı bir rejim saldırısının önüne geçmek. Zira bunun yaratacağı çok çeşitli riskler var. Mülteci meselesi bunlardan biri ancak en önemlisi değil. Yeni bir radikal dalganın yayılması, Türk askerlerinin hedef alınma ihtimali, Türkiye'nin kuzeydeki varlığının tehdit edilmesi, 'nın yeniden etkinlik kazanması, Astana sürecinin baltalanması gibi bir dizi risk mültecilerden daha önemli güvenlik sorunları ortaya çıkarabilir.
Rusya ve Türkiye arasında ise İdlib konusunda yüzde yüz bir anlaşma söz konusu değil fakat her iki ülke de İdlib'deki düğümün çözülmesi için kilit bir rol üstleniyor. Nitekim geçtiğimiz hafta Türk yetkililerin Moskova'ya gerçekleştirdiği ziyaretler sonrasında kabaca bundan sonra İdlib'de nasıl bir sürecin izleneceğine dair bir anlaşmaya varılmış görünüyor.

Rusya'nın teklifleri
Rusların Türkiye'ye teklif ettiği öneriler arasında radikal grupların İdlib bölgesinde belirli bir bölgede tutulmasının yer aldığı söyleniyor. Bu anlaşmanın en kritik safhası radikal olarak değerlendirilen grupların Rusya ve Türkiye tarafından ikna edilmesi.
Peki bu gruplar neye ikna edilecek ve bunun yolu nasıl olacak? Geçtiğimiz günlerde Ankara'ya gelen Rus askeri heyet bu ayrıntıları görüşecek, bu ayrıntılar 7 Eylül Tahran zirvesinde uzlaşıya bağlanacak ve sonra süreç başlayacak. Ancak sürecin ikna ve radikal grupları elimine etmeye mi dönük olacağı yoksa sınırlı bir müdahale şeklinde mi işleyeceği belirsiz.
Heyet-i Tahriru'ş-Şam (HTŞ) bu aşamada İdlib bölgesinde çok etkili olması nedeniyle Türkiye ile Rusya arasındaki uzlaşının bir sonucu olarak ikna edilmesi gereken askeri grupların başında geliyor. Örgütün Suriye iç savaşı boyunca gösterdiği dönüşüm dikkate alınırsa birçok açıdan bu ikna sürecinin nihai olarak başarıya ulaşıp ulaşmayacağını kestirmek çok zor. Her şeyden önce Suriye "devrim"ine bağlılığını diğerleriyle karşılaştırıldığında daha radikal bir düzlemde ele alan grup aynı zamanda El-Kaide ideolojisinden kendisini koparabilmiş değil. Zira İdlib'i kendi kontrolüne almak için diğer rejim karşıtı güçlerle yürüttüğü savaş bunun en önemli göstergelerinden biri. Öte yandan Suriye krizinin çözülmesine dönük siyasi yöntemleri benimseme konusunda en fazla direnç gösteren örgütlerden biri. Bu kısmen grubun içinde yer alan yabancı savaşçıların çeşitliliği ve onların meseleyi daha fazla "cihat" penceresinden görüyor olmalarından kaynaklanıyor.
En önemli kısıtlardan biri de eğer bir anlaşma sağlanacak ve bu grup kendi etkinliğini sınırlandıracak ya da etkisiz hale getirecek ise grubun nereye yerleşeceği ve savaşçıların akıbetin ne olacağı. Halep'teki uzlaşı hatırlanırsa buradaki askeri grupların İdlib'e nakli bir çözüm olarak ortaya çıkmıştı. Grubun lideri Culani'nin son yaptığı açıklamaları böyle bir ihtimale direneceklerini gösteriyor.
Elbette ikna edilmesi gereken gruplar HTŞ ile de sınırlı değil.
Ancak HTŞ'ye nazaran Türkiye ve Rusya'nın sürece daha fazla dahil olması ve rejimin müdahale ihtimali güçlendikçe bu grupların kendilerini lağvetmeleri mümkün olabilir.
Eğer bu seçenek işe yaramazsa rejimin önderliğinde ve Rusya'nın da desteğiyle sınırlı bir müdahalenin hayata geçirilmesi yüksek bir ihtimal olarak ortaya çıkmış durumda. Bu müdahale başta HTŞ olmak üzere rejim karşıtı diğer radikal gurupların hedef alınmasını öngörüyor. HTŞ ilk hedef alınacak örgütler arasında. Savaşçı sayısının tam ne kadar olduğu belli olmasa da 13 binden biraz daha fazla olduğu tahmin ediliyor.
Ancak böylesi bir müdahalenin Rusya ve rejimin önceki müdahaleleri dikkate alınırsa nerede sonlanacağını kestirmek de zor.

Türkiye'nin uyarıları
Tam da bu aşamada Türkiye'nin mevcut pozisyonunu hesaba katmak gerekir. Türkiye mülteci akını ve yaşanacak insani dram ihtimali nedeniyle Rusya'ya gerekli uyarılarda bulundu.
Son günlerde Ankara'da yaşanan diplomasi trafiğinde de bu kaygı yüksek sesle dile getirdi.
Öte yandan uluslararası kamuoyunun da bu konuda baskılayıcı bir rol oynadığını söyleyebiliriz.
Türkiye'nin bölgedeki askeri varlığı ve son günlerde artan askeri tahkimatı dikkate alınırsa kendisine müzahir grupları korumak için oradaki askeri gücünü kullanabilir.
Türkiye'nin yapması gereken en zor görev ise radikaller ile ılımlılar arasında ayrım yapılması konusunda ağırlığını koymak zorunda olması.
Türkiye'nin Astana sürecinden bu yana bölgedeki varlığı HTŞ karşıtı muhaliflerin askeri gücünü konsolide etmesini sağlayabilmişti.
Bu güç HTŞ'nin varlığının belki de üç-dört katı civarında. Bu durum Türkiye'ye avantaj sağlamakla birlikte HTŞ'yi caydırmak için yeterli bir etken olmadığı bugüne kadar görülmüş oldu. Dolayısıyla sınırlı bir müdahale gerçekleştiği takdirde Türkiye öncelikle kendi askeri unsurlarının güvenliğini daha sonra da radikal unsurların Türkiye sınırına yığılmaması için önlemlerini almalı.
İnsani durum açısından ise bölgeden ayrılmak isteyenleri Türkiye yerine ZDH ve FKH bölgelerine yönlendirmesi ve bunun için hazırlık yapması gerekiyor.
İdlib düğümünü büyük olasılıkla Türkiye ve Rusya arasında anlaşma çözecek ve rejim buna uymak zorunda kalacak.

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu'na aittir. Kaynak gösterilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz.
Ancak alıntılanan köşe yazısı/haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir. Ayrıntılar için lütfen tıklayın.
BİZE ULAŞIN