Türkiye'nin en iyi haber sitesi

MUSTAFA CANER

İran Protestolarına Türkiye’nin Yaklaşımı

28 Aralık'ta İran'ın başkenti Tahran'da ekonomik sebeplerle başlayan protestolar, geçen üç haftanın ardından neredeyse sona ermiş görünüyor. İran yönetimi, ülkenin dış dünya ile internet bağlantısını koparıp enformasyon akışını kontrol altına alarak ve sert güç kullanarak protestoları bastırmayı başardı. Ölü sayısının 2 bin civarında olduğu pek çok kaynak tarafından ifade ediliyor. İran'ın protestoları bastırabilmesinin bir sebebi de ihtimal dahilinde konuşulan ve kıyısına gelinen ABD müdahalesinin yaşanmamasıydı.

Türkiye ise bu konuda net bir pozisyon ortaya koydu. ABD'nin müdahalesine karşı çıktı. Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, yaptığı mekik diplomasisiyle Trump'ı müdahale kararından döndüren bölgesel diplomasinin mimarlarındandı. Türkiye hem devlet olarak hem de kamuoyu olarak İran'a müdahaleye şiddetle karşı çıktı. Bunu yaparken ise komşuda vuku bulan protestoların kök sebeplerini de teslim etmeyi ihmal etmedi.

Türkiye, İran'ın kendi iç sorunları olduğunu farkında ve bunu hiç inkar etmedi. İran'da gerçekten ciddi problemler bulunuyor ve İran yönetimi de bunların varlığını bizzat kabul ediyor. Ancak bu sorunların varlığını kabul etmekle birlikte Türkiye, bunların İran'ın kendi içinde çözülmesi gerektiğine inanmaktadır. Türkiye'nin temel ilkesi, komşu ülkelerin iç işlerine karışmamaktır ve bu ilkeye sıkı biçimde bağlı kalmaktadır. Türkiye, İran'ın sorunlarının dış müdahale yoluyla çözülemeyeceğine ve böyle bir müdahalenin sorunları daha da karmaşık hâle getireceğine inanmaktadır.

Dış müdahale bölgesel istikrarsızlık yaratacak en kesin yöntem olmakla birlikte İran'da vuku bulacak iktidar boşluğu ya da istikrarsızlığın doğrudan ülkemizi etkileyeceği muhakkaktır. İkili ilişkilerin tarihsel ve kurumsal bir zeminde okunduğu takdirde de Türkiye'nin tavrının tamamen yapısal ve tarihsel sürekliliğin ürünü olduğu görülebilir

Türkiye ve İran, çok uzun bir süredir komşu olan iki devlettir. Aralarında yüzyıllara dayanan ilişkiler bulunmaktadır. Yüzlerce yıl boyunca savaşmışlardır; aynı zamanda yüzlerce yıl barış içinde de yaşamışlardır. İki ülke arasındaki sınırlar birkaç kez gerçekleşen anlaşma yollu minör değişiklikler hariç yaklaşık 400 yıldır değişmeden kalmıştır. Bu iki güç, bölgede hem rekabet hem de iş birliği içindedir. Suriye, Irak, kısmen Lübnan ve Orta Doğu'daki diğer meselelerde nüfuzlarını artırmak için rekabet ederken, kritik anlarda birlikte çalışabildikleri de bilinmektedir. Enerji ticareti, sınır güvenliği ve bölgesel güvenlik odaklı mekanizmalar gibi alanlarda aralarında iş birliği bulunmaktadır. Her iki ülke de birbirlerinin toprak bütünlüklerinin ve güvenliklerinin derin bir şekilde bağlı olduğunu bilmektedir. Dolaylı çatışmalara birçok kez girmiş olmalarına rağmen, doğrudan bir çatışmadan özellikle kaçınmışlardır.

Türkiye'nin bölgesel önceliği istikrar ve güvenliktir ve İran'a bu perspektiften yaklaşmaktadır. Dış müdahalenin doğurabileceği olası olumsuz sonuçlar Türkiye açısından ciddi bir endişe kaynağıdır. Bunlar arasında düzensiz göç ve uyuşturucu kaçakçılığı yer almaktadır. İran'da ortaya çıkabilecek olası bir güç boşluğu ve otorite kaybı, Türkiye'ye yönelik güvenlik tehditleri üretebilir. Bu tehditler arasında, PKK'nın İran kolu olan PJAK gibi grupların Türkiye'ye yönelik olası saldırıları da bulunmaktadır. Bu nedenle, Türk ve İranlı güvenlik güçleri arasında koordinasyon uzun yıllardır devam etmektedir. Türkiye, İran'ın bölünmesini ya da parçalanmasını öngören senaryolara kesin bir şekilde karşıdır.

Türkiye'yi İran konusunda ürküten en önemli faktörlerden biri İsrail'dir. Türkiye, son protestolarda İsrail'in sahadaki varlığının da farkındadır. Türkiye, İsrail'in İran'daki protestolara verdiği desteğin İran halkının özgürlüğüyle ilgisi olmadığını da biliyor. Aksine, bunun İsrail'in bölgesel stratejisinin bir parçası olduğu düşünüyor. İsrail, İran rejiminin çökmesini istemekte ve İran'da bir güç boşluğu ortaya çıkması hâlinde, Suriye'de yaptığı gibi İran'ın tüm askerî ve idari kurumsal altyapısını bombalayacağını açıkça ifade etmektedir. İran devletinin çökmesi, tüm bölge için son derece tehlikeli olurken, en ağır bedeli Türkiye'ye ödetmesi muhtemel bir senaryo olarak görülmektedir.

Böyle bir durumda milyonlarca düzensiz göçmen sınıra yığılacaktır. Uyuşturucu ticareti gibi illegal faaliyetler çoğalacaktır. Üstelik PJAK gibi terör grupları, İsrail'den aldıkları destekle Irak ve Suriye'deki terör örgütleriyle birlikte hareket ederek bölgesel bir terörizm dinamiği ortaya çıkaracaklardır. Bütün bu güvenlik risklerine imkan vermemek adına İran devletini tek parça olarak tutmak önemlidir. İran'ın sorunları, İran halkının iradesiyle çözülecektir. Türkiye de İran devletinin bu kapasitesinin varlığına inanmaktadır.

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu’na aittir. Kaynak gösterilse veya habere aktif link verilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir bölümü kesinlikle kullanılamaz.
Ayrıntılar için lütfen tıklayın.