ABD ve İsrail'in 28 Şubat'ta İran'a açtığı savaşta 56 gün geride kaldı. 8 Nisan'da varılan ateşkes devam ediyor. Ateşkes savaşı bitirmedi ancak belirli bir gerilim seviyesinin üzerinde seyretmesini engelliyor. Ayrıca taraflar askeri hazırlıklarını yoğunlaştırıyorlar. Hürmüz Boğazı kapalı. ABD ablukası da devam ediyor.
11 Nisan'da İslamabad'da yapılan müzakerelerden bir sonuç çıkmadı. İran tarafı, ABD'yi maksimalist taleplerde bulunmakla suçladı. ABD tarafı ise İranlı müzakerecilerin kendi aralarında anlaşamadıklarını ve bu yüzden müzakerelerin tıkandığını iddia etti. Heyetler ülkelerine döndü ve Pakistan durumu yatıştırmak ve ikinci müzakere turunu hayata geçirmek için çalışmalara başladı. Pakistan Ordu Komutanı Mareşal Asım Münir, önce Tahran'a sonra da Vaşington'a giderek iki başkent arasında doğrudan mesaj trafiğini yönetti. Taraflar arasındaki pürüzleri gidermek için Pakistan'ın çabaları sürüyor.
İran yönetimi, ikinci tura katılıp katılmama konusunda derin görüş ayrılıkları yaşadı. Nihai cevabını iletmeden önce ABD ile yaşanan Hürmüz gerilimi de Tahran'ın sert pozisyonunu belirlemede etkili oldu. Dışişleri Bakanı Abbas Irakçi, 17 Nisan'da bir X gönderisiyle, Lübnan'daki ateşkes ile uyumlu olarak tüm ticari gemilere Hürmüz Boğazı'nın açıldığını duyurdu. Diplomasiye alan açmak için yapılan bu jest karşısında Donald Trump'ın sosyal medyadan yaptığı açıklamalar ise İran içerisinde sert bir reaksiyonu tetikledi.
Trump, İran'ın teslim olduğunu ve ABD'nin mutlak bir zafer kazandığını ilan ederek hem Tahran'ın yeniden Hürmüz'ü kapatmasına sebep oldu hem de İran içerisinde diplomasiye ne kadar alan açılması gerektiği konusunda farklı düşünen grupları karşı karşıya getirdi. Devrim Muhafızları Ordusu'na (DMO) yakınlıklarıyla bilinen Fars ve Tesnim haber ajansları, Irakçi'yi hedefe koyarak "düşmana ne tür sözler verildiği" konusunda Irakçi ve müzakere ekibinden izahat istediler.
Bu durum, özellikle Ali Hamaney'in ölümü sonrasında dini liderlik makamına geçen Mücteba Hamaney'in çevresindeki DMO komutanlarının, savaş durumunda ülkedeki asıl güç sahipleri oldukları; Cumhurbaşkanını, Dışişleri Bakanını ve İslamabad müzakerelerinde İran'ı temsil eden Meclis Başkanı Galibaf'ı kenara iterek kendi kararlarını geçerli kıldıkları yönündeki iddiaları da güçlendirdi.
Tartışmalar sonrasında İran, son dakikaya kadar süren beklentilere rağmen İslamabad'da geçtiğimiz Salı günü düzenlenmesi planlanan ikinci tur müzakerelerine katılmama kararı aldı. Bu kararın, İran'ın müzakereler için şart koştuğu Hürmüz ablukasının Trump tarafından kaldırılmaması gerekçesiyle alındığı ifade edildi. Çarşamba günü sona eren 15 günlük ateşkesin ardından savaşın yeniden başlayıp başlamayacağı merak konusu olmuştu. Pakistan'ın çabaları sonucunda Trump, ateşkesi uzattığını açıkladı.
Trump'ın Güç Yoluyla Barış Hesabı
Trump ateşkesi uzattı uzatmasına ama hem İran limanları üzerindeki ablukayı kaldırmadı hem de ateşkes için belirli bir tarih belirlemeyerek İran üzerinde zaman baskısı oluşturmaya çalıştı. Bu tablo, Trump'ın "baskıcı diplomasi" ya da kendi ifadesiyle "güç yoluyla barış" yöntemini andırıyor. Trump, İran'ı hızlıca karar vermeye ve bir teklif iletmeye zorluyor, masaya çekmeye çalışıyor. Zaman baskısının yanında Hürmüz Boğazı ablukası, İran'ın petrol ihraç etmesinin ve dolayısıyla petrol geliri elde etmesinin önündeki en büyük engel. Her ne kadar ablukayı delerek bazı petrol tankerleri açık denize ulaşabilmiş olsa da bu durum İran için sürdürülebilir değil.
Trump, ateşkesi İran cephesi için uzatmasının yanında Lübnan'da da ateşkesin üç hafta daha uzadığını duyurdu. İran, Lübnan'daki ateşkesi, müzakerelerin ön koşullarından biri olarak talep ediyordu. Dolayısıyla Lübnan'da ateşkesi uzatarak Trump, İran ile müzakere zemininin zarar görmesini istemediğini göstermiş oldu.
İran Ne İstiyor?
İran yönetimi ise, "baskı altında müzakere etmeyeceğiz" söylemini sürdürüyor. Ablukanın kaldırılmasını müzakerenin ön koşulu olarak ileri sürüyor. İranlılar, önceden olduğundan çok daha sert bir pozisyon aldılar. İlk kez ABD'nin katılmaya hazır olduğu müzakere seçeneğini alenen reddettiler. Tahran yönetimi önceki misillemelerin ve müzakere pozisyonlarının yeterli caydırıcılığı üretmediğini düşünüyor. Dahası, altı haftalık yoğun çatışma süresince ülkeyi savunmayı başardıklarını ve stratejik olarak avantajlı pozisyonun kendilerinde olduğunu düşünüyorlar. Onlara göre ABD, savaş sahasında kazanamadığını müzakere masasında kazanmak istiyor. Bu yüzden İran ulusal egemenlik konuları olarak gördüğü konularda tavizsiz bir tutum takınmış durumda.
Öncelikle ablukanın kaldırılmasını istiyorlar. Uranyum zenginleştirmeye devam etmeye ve zenginleştirilmiş 440 kg uranyumu teslim etmemeye kararlılar. Savaş tazminatı istiyorlar. İran'ın altyapı zararının 270 milyar doları aştığı söyleniyor. Bölgedeki ABD üslerinin boşaltılmasını istiyorlar ve belki de en tartışmalı istekleri ise Hürmüz Boğazı üzerindeki kontrollerinin kalıcı olması. Bu taleplerden anlaşılan, İran savaşın mutlak galibi olduğunu düşünüyor.
Ancak bütün bu taleplerin müzakerelerde gündeme gelmesi ve tartışılması gerekecek. Müzakere zeminini canlı tutmak ise öncelikle güven inşa edici adımlar atmakla mümkün. Yine de İran'ın bu taleplerinin tümden karşılanacağı düşünülmemeli. Öncelikle Körfez Arap ülkeleri, İran'ın talep ettiği bu hegemonik pozisyondan son derece rahatsızlar. Hürmüz üzerindeki tek taraflı kontrol pek çok aktörü rahatsız eden bir talep.
Güven Artırıcı Adımlar
Aslında her iki tarafta da ciddi bir savaş yorgunluğu var. Taraflar çatışmanın uzun bir süre devam etmesini istemiyorlar. Anlaşmak ve bir şekilde bu savaştan çıkmak istiyorlar. Ancak bunu yaparken kaybetmiş gibi görünmemek ve kendi kamuoylarına açıklayabilecekleri maddeler ve şartlarla bir anlaşma yapmak istiyorlar. Bunun dışında söylenenler ise büyük ölçüde siyasi anlatı ve algı yönetiminden ibaret.
Ancak güven artırıcı adımların atılmadığı her geçen süre, donmuş çatışma ve kronik hibrit savaş seçeneğine ağırlık kazandıracak bir şekilde işliyor. Bir türlü çatışmanın bitirilemediği, belirli bir yoğunluğun ve şiddet seviyesinin de aşılmadığı uzun süreli bir savaş hali. Bu durum, bölgeyi istikrarsızlık sarmalının içine itip tüm ekonomik ilerlemenin ve projelerin durmasına sebep olacak, küresel ekonomi üzerinde de muazzam bir baskı yaratacaktır. Korkarım böyle bir tıkanma halini bitirebilmek için "dünya savaşı" kabilinden makro düzeyde bir savaşın beklenmesi gerekecektir.