Türkiye'nin en iyi haber sitesi

ÖZER KÖSEOĞLU

İklim Biliminden İklim Eylemine Üniversitelerin Yeni Rolü

Bir süredir hükûmetlerin, şirketlerin ve sivil toplumun gündeminde yer alan yeşil dönüşüm, artık sadece çevre politikasının konusu değil. Enerjiden ulaşıma, sanayiden finansa, tarımdan şehirleşmeye kadar hemen her alanı yeniden şekillendiren kapsamlı bir politika gündeminden söz ediyoruz.

İkizi sayılabilecek dijital dönüşümle birlikte yeşil dönüşüm, Türkiye'nin stratejik öncelikleri arasındaki yerini aldı. 2053 net sıfır emisyon hedefi doğrultusunda belirlenen politika ve stratejiler, iş dünyasından gündelik hayata kadar birçok alanı doğrudan etkiliyor ve dönüştürüyor.

Yeşil sanayi destekleri, yenilenebilir enerji yatırımları, döngüsel ekonomi, sürdürülebilir şehirler, iklim değişikliğine uyum ve dirençlilik bu politikanın temel bileşenleri arasında yer alıyor. Yeşil dönüşümün zamanında ve etkili bir şekilde hayata geçirilebilmesi için teknoloji ve finansman iki kritik unsur. Ancak bunların yanında bilimsel bilgi, yeni meslekler, yeni beceriler ve farklı kurumların birlikte çalışma kapasitesi de yeşil dönüşümün hızını ve niteliğini belirliyor.

Bilim, teknoloji, finansman ve insan kaynağının kesiştiği noktada ise üniversiteler, dönüşümün stratejik aktörlerinden biri olarak öne çıkıyor.

Yükseköğretimde yeşil dönüşüm dönemi

Yükseköğretim Kurulu (YÖK) geçtiğimiz yıl geniş katılımlı bölgesel ve sektörel toplantılardan elde edilen bulgulara dayalı olarak hazırladığı "2030'a Doğru Yükseköğretimin Yol Haritası" çalışmasında yeşil dönüşümü önemli politika eksenlerinden biri olarak belirledi.

Bu doğrultuda açılan yeni önlisans ve lisans programları yüksek ilgi gördü. Programlar yüzde yüz doluluk oranlarına ulaştı. Türkiye'nin kalkınma stratejileri ile uyumlu bu programlar yeni gelişen meslek alanlarına nitelikli insan kaynağı yetiştirmeyi amaçlıyor.

YÖK tarafından yakın zamanda kabul edilen mikro yeterlilik düzenlemesi ise öğrencilere yeşil becerileri daha esnek ve modüler yöntemlerle kazandırma imkanı sunuyor. Bu programlar aracılığıyla elde edilen kazanımlar ders veya akademik kredi şeklinde öğrencilerin müfredatlarına dahil ediliyor.

Sürdürülebilir finans yönetimi, döngüsel ekonomi, iklim iletişimi ve sürdürülebilir şehirler gibi alanlarda açılacak mikro yeterlilik programları, yeşil dönüşümün yalnızca belirli uzmanlık alanlarının konusu olmaktan çıkmasına katkı sağlayabilir. Farklı disiplinlerde öğrenim gören üniversite öğrencilerinin sürdürülebilirlik okuryazarlığı ve iklim farkındalığına ilişkin yetkinlikleri artabilir. Öğrenciler, yeni nesil yeşil becerileri daha hızlı kazanabilir.

COP31 sürecinde üniversiteler

Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi'ne taraf ülkelerin her yıl bir araya geldiği üst düzey küresel iklim müzakere platformu olan Taraflar Konferansı'nın otuz birinci toplantısı, 9-20 Kasım 2026 tarihlerinde Antalya'da düzenlenecek.

İngilizce kısaltmasıyla COP31'de, iklim değişikliğiyle mücadelede hangi hedeflerin öncelik kazanacağı, bu hedeflerin nasıl finanse edileceği ve verilen taahhütlerin nasıl somut uygulamalara dönüştürüleceği müzakere edilecek. Uluslararası kuruluşlardan şirketlere, sivil toplumdan yerel yönetimlere kadar farklı aktörler, iklim eyleminin gelecekteki yol haritasını şekillendirmeye çalışacak.

Küresel iklim zirvesinin, Türkiye açısından önemi de burada ortaya çıkıyor. COP31, Türkiye'nin enerji, sanayi, şehirleşme, tarım, finansman ve teknoloji politikalarını küresel yeşil dönüşüm gündemiyle daha güçlü biçimde buluşturabileceği önemli bir platform olma potansiyeli taşıyor.

Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanı ve COP31 Başkanı Murat Kurum'un, COP31 için kullandığı en dikkat çekici kavramlardan biri "Uygulama COP'u." Bu kavram COP31'in yalnızca yeni taahhütlerin ilan edildiği bir konferans değil; mevcut hedeflerin somut projelere, yatırımlara ve ölçülebilir sonuçlara dönüştürüldüğü bir süreç olması çabasına işaret ediyor.

Tam da bu nedenle yükseköğretim ekosistemi COP31'in önemli paydaşlarından biri olarak öne çıkıyor. Yükseköğretim Kurulu hayata geçirdiği "COP-Science" dijital platformu ile üniversiteler arasında koordinasyonu sağlıyor. COP31, Türkiye'den ve dünyanın farklı coğrafyalarından alanında uzman akademisyenlerin, farklı disiplinlerden öğrencilerin, araştırma merkezlerinin ve enstitülerin iklim değişikliği ve sürdürülebilirlik meselelerini bilimsel yönleriyle tartışabilecekleri önemli bir bilimsel zemin oluşturuyor.

YÖK tarafından kapsamlı bir bilim diplomasisi hamlesi olarak değerlendirilen bu süreçte uluslararası akademik işbirliklerinin gelişmesi, yeni araştırma ağlarının kurulması ve iklim değişikliğinin etkilerinin azaltılmasına yönelik etkili çözümlerin üretilmesi bekleniyor.

Ancak üniversitelerin rolünü yalnızca bilimsel toplantılar ve araştırmalarla sınırlandırmamak gerekiyor. Üniversitelerin şehirlerde bilimsel çözüm ortağı olarak konumlanması, dönüşüme uyumundan iklim değişikliğine dirençli ve sürdürülebilir şehirlerin inşasına kadar birçok alanda yeni imkânlar sunabilir.

TÜBİTAK ve KOSGEB gibi kuruluşların sanayiye ve KOBİ'lere sunduğu proje olanakları, yeşil dönüşüm finansmanı açısından oldukça önemli. Bu noktada da üniversiteler ve teknoloji geliştirme bölgelerinin önemli roller üstlendiğinin de altını çizmemiz gerek.

Konferanstan kalıcı işbirliğine

Kasım ayına kadar üniversite kampüslerinin COP31 gündemi etrafında daha canlı ve üretken bir zemine dönüşecektir. Öğrenci kulüpleri, teknoloji takımları ve akademisyenler; farkındalık çalışmaları, yarışmalar, hackathonlar, proje geliştirme etkinlikleri ve tematik buluşmalarla sürece katkı sağlayacak. Bu kapsamdaki etkinlikleri üniversitelerin şehirle ve toplumla bütünleşmesi açısından önemli bir fırsat olarak değerlendirmek gerekiyor.

Asıl mesele ise ilgiyi konferans sonrasında da devam ettirebilmek. Yeşil mutabakat çerçevesinde yükümlülükler ile 7552 sayılı İklim Kanununun uygulama süreçlerinin yakından izlenmesi, değerlendirilmesi ve yenilikçi politika çözümlerinin geliştirilmesi yükseköğretimin toplumsal katkı misyonuna yeni bir boyut kazandırabilir.

COP31 sonrasında yükseköğretimde yeşil dönüşümün kalıcı hale gelmesi için bazı yeni adımlar düşünülebilir. Örneğin, üniversitelerin enerji, su, atık, ulaşım ve karbon performansını izleyen ortak bir yeşil kampüs performans sistemi oluşturulabilir. Farklı üniversitelerin işbirliğiyle ve YÖK'ün koordinasyonunda yeşil beceri mikro yeterlilik programları geliştirilebilir. İklim araştırmalarını, ortak laboratuvarları ve genç araştırmacıları birbirine bağlayan kalıcı bir COP31 Üniversiteler Ağı kurulabilir.

Elbette bu önerileri çoğaltmak mümkün. Ancak son söz olarak ifade etmek gerekirse, COP31'i üniversiteler arasındaki iş birliğini güçlendirmek, bilimsel bilgiyi uygulamaya taşımak ve üniversitelerin şehirle bütünleşmesini hızlandırmak için bir kaldıraç olarak görmek mümkün.

Google Haberler'de tüm gelişmeleri tek kaynakta görmek için Sabah'ı takip edin.

Sabah.com.tr Uygulamamızı İndirin

Uygulamalara Özel Ayrıcalıkları Keşfedin!
Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu’na aittir. Kaynak gösterilse veya habere aktif link verilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir bölümü kesinlikle kullanılamaz.
Ayrıntılar için lütfen tıklayın.
SON DAKİKA