Türkiye'nin en iyi haber sitesi

A.MENAF TURAN

Küresel İklim Rejiminde Türkiye’nin Cop31 Ev Sahipliği Bir Dönüm Noktası Olabilir Mi?

Türkiye, 7-20 Kasım 2026 tarihinde Antalya'da düzenlenecek olan Birleşmiş Milletler Taraflar Konferansı COP31'e ev sahipliği yapmaya hazırlanıyor. Birleşmiş Milletler'in en büyük organizasyonlarından biri olan, 31 yıldır devam eden ve 196 ülkenin katılımının beklendiği bu konferanslarda küresel iklim rejimi bütün boyutlarıyla masaya yatırılıyor, müzakere ediliyor, dünyanın geleceğini ilgilendiren birçok önemli kararlar burada alınıyor. Kyoto Protokolü, Paris İklim Anlaşması gibi politika belgeleri, kayıp zarar mekanizmasının kurulması, iklim finansmanı, adil geçiş, emisyon azaltımı gibi önemli çıktılar bu konferanslarda ortaya çıkmıştır.

İklim krizinin dramatik boyutlarının bütün dünyayı etkilediği, ekosistemin dengesinin sarsıldığı, afetlerin sıklığının ve etkisinin giderek arttığı, tedarik zincirlerinin koptuğu, enerji arzı güvenliğinin büyük tehditlerle karşı karşıya kaldığı bu kritik süreçte dünyanın geleceği adına acil çözümlerin geliştirilmesi ertelenemez bir gerçeklik olarak varlığını koruyor. Tam da İsrail'in provoke ettiği yeni savaşların ve çatışmaların gölgesinde bu konuları doğrudan kesen, bunların merkezinde yer alan iklim meselesini bu dönemde konuşmak daha da anlamlı hale geliyor.

Türkiye, merkezi konumuyla, diplomatik başarıları ve öngörüleriyle çatışma çözümünde üstlendiği proaktif rolüyle iklim diplomasisini küresel barışa doğru giden bir hedefe taşıma imkanı bulunmaktadır. Bu noktada Türkiye ev sahipliğinin ve başkanlığının siyasi ve diplomatik bir içerikle donatılması gerekiyor. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın uluslararası alanda gördüğü yüksek düzeyli kabul Türkiye'nin liderliğini öne çıkarmaktadır. Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın her koşulda küresel adalete yapmış olduğu vurgu, Gazze başta olmak üzere dünyadaki tüm mazlumların sesini her mecrada dile getirmesi hem Cumhurbaşkanının bu alandaki liderliğinin öne çıkan yönlerinden bazıları hem de küresel iklim rejimine yöneltilen eleştirileri de barındırmaktadır.

Nitekim Paris İklim Anlaşmasının imzalanacağını ilan ettiği Birleşmiş Milletler Genel Kuruluna hitaplarında hakkaniyetli, ortak ama farklılaştırılmış sorumluluklar ilkesinin esas alınmasını şart koşması bunu göstermektedir. Yine Türkiye'nin ülke grupları arasındaki denge kurucu rolü, özellikle gelişmiş ülkeler ile gelişmekte olan ülkeler arasındaki gerilimleri yönetebilme kapasitesi, Türk Dünyası ve İslam coğrafyasıyla olan ilişkileri COP31'in üç temel ilkesi olan diyalog, uzlaşı ve aksiyonla örtüşmektedir. Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanı Murat Kurum'un COP31 Başkanı olarak atanması da ayrıca Türkiye'nin bu alanda yapmış olduğu çalışmaları daha da görünür kılması açısından önem taşımaktadır.

Cumhurbaşkanı Eşi Emine Erdoğan'ın himayesinde başlatılan, Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı tarafından yürütülen Sıfır Atık Hareketi'nin kurumsallaşması, döngüsel ekonomiye geçiş sürecinin hızlandırılması, sanayide yeşil dönüşüme geçiş, depremden etkilenen 11 ilde yürütülen ihya ve inşa çalışmaları neticesinde 455 bini aşkın konut ve işyerinin teslim edilmesi, sosyal konut ve kentsel dönüşüm çalışmaları, iklim azaltım ve uyum eylem planlarının hazırlanması, İklim Kanunu'nun çıkarılması, temiz enerji, karbon yutak alanları gibi bir çok öncü çalışmayı Bakan olarak yürütmüş olması kuşkusuz bunların her birinin COP31 gündemine taşınmasını sağlayacaktır. Bu açıdan değerlendirildiğine bu sürecin diplomasisinde görünürlük sıçramasına katkı sunacağını belirtebiliriz.

Bu yüzden ev sahibi Türkiye "takip eden" değil, "gündemi belirleyen" bu gündemi de somut çıktılarla birlikte uygulamaya dönüştüren bir vizyonla bu süreci yönetmelidir. Bu yönüyle Türkiye, ekonomik, yapısal ve zihinsel dönüşümün temsilcisi olabilir. O yüzden yeni finansman girişimlerinin geliştirilmesi, küresel ve bölgesel iş birlikleri mekanizmaları kurulması, somut ve kapsayıcı politika setleri oluşturulması, diplomatik liderlik ile öncülük etmesi gerekmektedir.

COP31 Başkanlığı süreci başladığı günden bu yana bu konuda çok önemli gelişmeler yaşandı. Paydaşların katılımını sağlamak üzere yapılan çok sayıda toplantı, konferans, panel, ikili görüşmeler gerçekleştirildi. Bu çalışmaların her biri toplumsal ve akademik farkındalık düzeyini geliştiriyor. Nitekim 14 Nisan tarihinde SETA'nın başlattığı İklim ve Çevre Programı'nın tanıtım toplantısına gösterilen ilgi bu durumu somut olarak ortaya koymaktadır. SETA İklim Değişikliği ve Çevre Programı; iklim değişikliği ve çevre alanında araştırmalar yürütmeyi, bilgi üretmeyi ve bu bilgiyi yaygınlaştırmayı hedefleyecek şekilde kurgulanmış bu hafta Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanı Sayın Murat Kurum'un teşrifleriyle programın lansmanı gerçekleştirilmiştir. Bu programın özellikle İklim ve Çevre konularında politika odaklı yayınlar, toplumsal farkındalığı artırmaya yönelik faaliyetler, eğitim programları düzenleneceği açıklanmıştır.

Öte yandan COP31 Başkanlığı tarafından sunulan öncelikler setinde yalnızca Türkiye'nin değil tüm dünyanın ortak bir paydada buluşacağı spesifik konular belirlendi. Kapsayıcılık ilkesi esas alınarak taraf devletlerle birlikte, kent yöneticileri, özel sektör, akademi ve sivil toplum örgütleri, gençler, kadınlar ve çocukların da sürece dâhil edilmesi konusunda çalışmalar yürütülmektedir. Tabii ki COP31 sürecinde yeni bir deneyim daha yaşanacak. COP Başkanlığını Türkiye'nin yürüteceği bu yeni modelde Avusturalya ise müzakereleri yürütecek. Bu da COP sürecinde Pasifik dünyası ile Akdeniz'in yoğun bir iş birliği süreci yaşayacağına işaret etmektedir. Bu iş birliği süreci küresel Türkiye imajını da destekleyecek yeni bir başlık olacaktır.

Öte yandan Türkiye COP 31 süreciyle birlikte, iklim diplomasisinde pasif bir "köprü" olmanın ötesinde, farklı öncelikleri ortak zeminde buluşturan aktif bir kolaylaştırıcı rolü üstlenecektir. Coğrafi konumu, enerji ve sanayi dönüşümü ile afet dayanıklılığını aynı anda yönetme kapasitesi, Türkiye'yi küresel müzakerelerde dengeleyici bir aktör yapmaktadır. Akdeniz Havzası'ndaki konumu ve tarihsel sorumluluğu, iklim adaleti tartışmalarında çözüm odaklı, yapıcı bir dil kurmasını sağlayacaktır. COP31 Antalya, bu vizyonun somutlaşacağı kritik bir duraktır. Zirve; emisyon azaltımı, finansman ve teknoloji gibi başlıkları bütünleştirerek kâğıt üzerindeki taahhütleri uygulanabilir, somut adımlara dönüştürmeyi hedefleyen stratejik bir diplomatik kapasiteyi temsil edecek, Türkiye'nin küresel vizyonuna yeni bir katkı sağlayacaktır.

Sabah.com.tr Uygulamamızı İndirin

Uygulamalara Özel Ayrıcalıkları Keşfedin!
Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu’na aittir. Kaynak gösterilse veya habere aktif link verilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir bölümü kesinlikle kullanılamaz.
Ayrıntılar için lütfen tıklayın.
SON DAKİKA