Türkiye'nin en iyi haber sitesi

RIFAT ÖNCEL

Münih Güvenlik Konferansı ve “Yıkılan” Güvenlik Ortamı

13-15 Şubat 2026 tarihler arasında gerçekleştirilen 62. Münih Güvenlik Konferansı (MSC 2026), uluslararası ilişkilerde öne çıkan hususlar ve güvenlik gündemini belirleyen temel endişelere dair bir yansıma sunuyor. Her yıl gerçekleştirilen bu büyük forum, devletlerarası ilişkilerde ortaya çıkan iş birliği ve çatışma gibi asli meselelere dair liderler için muhataplarına yönelik bir mesaj iletme işlevi de görüyor. Bu anlamda geçen sene ABD Başkan Yardımcısı J.D. Vance'in Avrupalı müttefiklere yönelik sert sözleri epey uzun bir süre gündem oluşturmuştu.

Her sene güvenlik ortamına dair bir kavramsallaştırma yapan Konferans bu yıl için "Yıkım Altında" (under destruction) ismiyle bir tema benimserken bunu desteklemek adına da "buldozer siyaseti" (wrecking-ball politics) gibi kavramsallaştırmalar kullandı. Böyle bir yaklaşımın benimsenmesi sürpriz olmadı zira Donald Trump'ın ikinci kez ABD Başkanı olarak görevine başladığı geçen sene ocak ayından bugüne, diplomasi yapılış şeklinde büyük bir değişim yaşandı.

Beşinci yılına giren Ukrayna Savaşı ve Ortadoğu'da süren İsrail saldırganlığının yanı sıra uluslararası ortamda güç kullanma veya buna yönelik tehdit diplomasinin asli unsuru haline geldi. ABD'nin Venezuela Devlet Başkanı'nı ülkesinden kaçırması gibi ekstrem bir olayın yanında halihazırda İran'a yönelik yine ABD tarafından benimsenen güç kullanma tehdidine dayanan zorlayıcı diplomasi güvenlik ortamını daha da keskinleştirdi. Bu sene MSC'de ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio'nun sözleri Vance kadar sert olmasa da içerik bakımından aynıydı ve ABD'nin Avrupa'dan duyduğu memnuniyetsizliği gösteriyor ve bu ilişkinin transaksiyonel bir forma dönüşmesini öngörüyordu. Bu anlamda, ABD'nin Trump yönetimi altında çok taraflılığı terk ettiği, normları aşındırdığı ve liberal demokratik değerlerden uzaklaştığı yönündeki görüşleri benimseyen MSC raporu ABD'yi yıkıcı bir aktör olarak tanımladı.

Tüm bu hususlar etrafında, Avrupa güvenliğinin nasıl şekilleneceği temel mesele olmaya devam ederken, MSC de aslında buna dair bir çerçeve ve liderler arası diyalog zemini oluşturdu. Bu anlamda Avrupalı liderlerin mesajlarına bakıldığında ABD'nin rolünden duydukları büyük endişe açık bir şekilde görülüyor. Bu aslında MSC'ye özgü yeni bir durum değil. Yaklaşık bir senedir ABD'nin kıtaya yönelik azalan taahhütleri, Rusya'ya karşı fazla "yumuşak" davranması, Ukrayna'ya yönelik baskı politikası ve Grönland'a dair teritoryal talepleri Avrupa'da ciddi ölçekte endişe yaratan unsurlar oldu. Aslında ABD tarafındaki politika, en azından Obama döneminden bu yana kurgulanan ve yürürlüğe konulmak istenen bir değişimdi ancak başta Avrupa ve dünyayı sarsan husus, bunun bir anda bu kadar şiddetli ve güce dayalı bir şekilde uygulanmaya başlaması oldu. Yukarıda bahsedildiği gibi, Trump'ın güce veya güç kullanmaya dayalı olan bu dış politika anlayışı, birçok reel olayda da somut eylemlere dönüştü.

Bu anlamda, Türkiye'yi de yakından ilgilendiren ve tartışma konusu yapılan Avrupa'da güvenlik mimarisinin değişip değişmediği ve bu değişimin olacaksa ne tür bir formda gerçekleşeceği hayati önemde bir konu olarak ortaya çıkıyor. Bunun analizi çok kapsamlı bir değerlendirme gerektirmekle birlikte, ana hat olarak iki düzlemden bahsedilebilir. Birincisi konvansiyonel caydırıcılık. İkincisi ise nükleer caydırıcılık. Konvansiyonel caydırıcılık büyük çaplı ve uzun sürecek bir konvansiyonel savaşı Avrupa'nın sürdürebilmesi ve kazanabilmesi anlamına geliyor. Bunu sağlamak ise en basit ifadeyle asker sayısının artırılması, savunma sanayii üretiminin hızlandırılması ve standardizasyonu, müşterek-harekât kabiliyetinin güçlendirilmesi ve stratejik teknolojilerde kendine yeterlilik kazanılması olarak ifade edilebilir.

Tüm bu sektörlerde Avrupa ciddi ölçüde ABD'ye bağımlı durumdadır. Bundan dolayı, bu zamana kadar uluslararası alanda kurulan askeri koalisyonlarda Avrupa aslında ikincil ve destekleyici bir rol oynamıştır. Başka bir ifadeyle askeri gücü ABD kullanmış, çeşitli Avrupa güçleri bunu destekleyici ve/veya meşrulaştırıcı bir rol benimsemiştir. Bu NATO içinde de dışında da bu şekilde kurgulanmıştır. Dolayısıyla MSC kapsamında, örneğin Almanya Şansölyesi Friedrich Merz'in konuşmasında, görülen Avrupa'nın otonom bir askeri güç olabilmesi ve bu doğrultuda atacağı adımlar doğal olarak kıtanın en önemli meselesi olmayı sürdürmektedir.

Nükleer caydırıcılık konusu da benzer şekildedir. Halihazırda Avrupa'da yalnızca Birleşik Krallık ve Fransa'da nükleer silah bulunmaktadır ve bunların toplamının sayısı Rusya'nın büyük envanterine kıyasla çok küçük kalmaktadır. Bu oran aşağı yukarı 1/10 şeklinde ifade edilebilir. Askeri teknolojik gelişmeler dolayısıyla nükleer silah kullanma ihtimalinin arttığına yönelik değerlendirmeler, bir dönem önemi azalan "sayı" unsurunu güçlendirmekte, devletleri daha fazla nükleer silah yapımına teşvik etmektedir. Bu durum son on yılda ABD'nin tüm uğraşına rağmen silah kontrol anlaşmalarına dâhil olmak istemeyen ve nükleer harp başlığı sayısını istikrarlı bir şekilde artıran Çin'in izlediği siyasette ve silah kontrolü anlaşmalarının bir bir ortadan kalkmasında görülebilir. Bu gelişmelerin azalan Amerikan taahhütleri altında yeni bir nükleer yayılmayı teşvik ettiği şu anda açık bir gerçek. Kaldı ki Polonya gibi bazı ülkeler yakın dönemde en üst seviyeden bu seçeneklerin düşünülmesi gerektiğini de ifade etmiştir.

Sonuç olarak MSC'de bu sene de ortaya çıkan tablo mevcut güvenlik ortamındaki gerilemenin ifade edilmesi bakımından bir işlev gördü ve konferansın kendisi ise "yıkım" temasını kullanarak aslında söz konusu gerilemenin çok şiddetli bir şekilde gerçekleştiğini vurgulamak istedi. Tüm bu değişime yön veren temel etkenin ABD olduğunu hatırlamak gerekiyor. ABD'de ise en azından Avrupa tarafından temel sorumlu Donald Trump görülüyor. Ancak Trump'ın Başkanlığında halihazırda yalnızca bir sene geçti ve üç senelik daha görev süresi bulunuyor. Dolayısıyla eğer sorun Trump ise Avrupa'nın güvenlik endişelerinin ortadan kalkması için makul bir neden görünmüyor.

Sabah.com.tr Uygulamamızı İndirin

Uygulamalara Özel Ayrıcalıkları Keşfedin!
Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu’na aittir. Kaynak gösterilse veya habere aktif link verilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir bölümü kesinlikle kullanılamaz.
Ayrıntılar için lütfen tıklayın.