Kamuoyunda NATO tatbikatları çoğu zaman rutinleşmiş askeri eğitimler olarak algılanmakta ve servis edilmekte. Fakat Steadfast Dart 2026 tatbikatı, ittifak unsurlarının olası bir kriz anında neyi, ne kadar hızlı ve hangi kabiliyetlerle yapabileceğini test eden, aynı zamanda müttefiklerin birbirlerine ve hasımlarına stratejik sinyal verdiği yüksek görünürlüklü bir tatbikat oldu. Tatbikat, NATO'nun yeni reaksiyon mimarisi olan ARF'nin (Allied Reaction Force) stratejik ve operasyonel hareketliliğini, çok alanlı (multi-domain) müşterek komuta-kontrol yeterliliklerini pratikte sınayan, politik-stratejik mesaj değeri yüksek bir icra olarak öne çıktı.
Tatbikatın Çerçevesi
Yaklaşık 10 bin personel ve 11 müttefik ülkenin katıldığı Steadfast Dart 2026, resmi başlangıcı olarak duyurulan 15 Ocak ile 20 Şubat 2026 tarihleri arasında icra edildi. Söz konusu zaman aralığı bile tatbikatın kısa süreli bir "askeri gösteri" ya da taktik seviyede bir icra değil, hazırlık, intikal, konuşlanma, icra ve yeniden konuşlandırma safhalarını kapsayan, yani operasyonel gerçekliğe daha yakın bir kriz senaryosu pratiği olduğunu göstermekte.
Tatbikatın coğrafi kapsama alanı da benzer şekilde dikkat çekmekte. Ana ağırlığın Almanya ev sahipliğinde yürütüldüğü, ancak faaliyetlerin ise Baltık Denizi, Arktik, GIUK (Grönland, İzlanda, Birleşik Krallık) hattı ve bağlantılı olarak Akdeniz ile Orta-Doğu Avrupa çevresine yayıldığı görülmekte. Bu dağılım, NATO'nun güvenlik mimarisini tek cepheli değil, kuzey-güney ekseninde ve deniz-hava-kara-siber-uzay boyutlarında eş zamanlı tehdit algısına göre şekillendirdiğini göstermekte.
"Kolektif Savunma" Mesajı ve ABD Faktörü
Rusya-Ukrayna savaşı, Baltık ve Orta Avrupa'da hava savunma ve caydırıcılık tartışmalarının yükseldiği, "kolektif savunma" söyleminin yeniden tartışmaların merkezi haline geldiği bir dönemde icra edilen söz konusu tatbikatın zamanlaması elbette rastlantı değil. Yani Steadfast Dart 2026, bir yandan ARF'nin sürat ve ölçek testiyken, diğer yandan ittifakın caydırıcılık iradesinin sahaya yansıması, bir nevi siyasi dayanıklılık gösterimi olarak nitelendirmek mümkün.
Tatbikat ile ilgili "ABD'nin konvansiyonel katkısı olmadan" Avrupa artı Türkiye ağırlıklı bir icra kabiliyetinin test edildiği şeklinde yorumlara denk gelmek mümkün. Alman basınında da "ABD yok, ama konu ABD" ekseninde tatbikatın ittifak içi dayanışma ve işlevsellik testi olarak görüldüğü aktarılıyor. İttifak içi güç dağılımı tartışmalarına ek olarak, Avrupa güvenliğinde "ABD'ye bağımlılık" tartışmaları sürerken, sahada "ABD olmasa da işler mi?" sorusuna pratik bir yanıt arandığı açıkça görülüyor.
Türkiye'nin Katılımı
Tatbikata yaklaşık 2 bin personel ile katılım sağlayan Türkiye'nin katkısı "sembolik" olmanın oldukça ötesinde. TSK unsurlarının 6 bin 450 km mesafeye sorunsuz intikal ettirilip hızla konuşlandırılması salt bir taktik başarıdan öte, stratejik ulaştırma, lojistik planlama, birlik sevk-idame ve ileri konuşlanma disiplinlerinin birlikte çalıştığı bir kurumsal kapasite göstergesi. NATO'nun ARF konseptinin esası da bu, yüksek hazırlık seviyesine sahip kuvvetin doğru zamanda doğru coğrafyada hazır bulunması.
Türkiye'nin katkısının ana omurgasını Anadolu Türk Deniz Görev Kuvveti oluşturuyor. TCG Anadolu merkezli görev grubunda TCG İstanbul, TCG Oruçreis ve TCG Derya gibi yeni unsurların yer alması ve Anadolu'nun bir komuta-kontrol merkezi olarak öne çıkarılması, Türkiye'nin yalnızca katılımcı değil, görev grubu kurabilen, sevk edebilen ve idame ettirebilen bir aktör olduğunu gösteriyor.
Üstelik bu konuşlandırma denizde varlık göstermekle sınırlı değil. Tatbikat senaryosunda deniz konuşlandırmasının amfibi çıkarma safhasıyla birleşmesi ve TB3 SİHA'ların çıkarma bölgesini yumuşatma rolünde kullanılması Türkiye'nin sembolik değil, fonksiyonel rol üstlendiğini de ortaya koyuyor.
Bu çerçevede Türkiye açısından ön plana çıkan operasyonel çıktıların ilki, stratejik hareketlilik. Kuzey Avrupa'ya hızlı intikal, kuvvet üretme-taşıma-konuşlandırma-idame zincirinin test edilerek, Türkiye'nin NATO'nun kuzey eksenine fiilen erişebilen bir güç olduğu görüldü. İkincisi, denizden kuvvet aktarımı ve amfibi müştereklik: TCG Anadolu merkezli yapı, çıkarma unsurları ve amfibi birliklerle deniz tabanlı müşterek harekat kapasitesi somutlaşmış, ZAHA gibi araçların rolü de dahil edildiğinde Türkiye'nin sadece kara ağırlıklı değil, müşterek harekatın deniz bacağını da taşıyabildiği görüldü. Üçüncüsü, doktrin ve konsept üretimi. TB3'ün TCG Anadolu'dan kalkarak atışlı görev icrası, NATO tarihinde bir ilk olarak ifade edilmekte. Bu" ilk", kısa güverteden insansız vurucu güç üretimi ve amfibi harekat öncesi insansız ateş desteği gibi yeni bir doktrin başlangıcı olarak çerçevelenmekte. Dördüncü sonuç ise algı ve görünürlük boyutu. Türkiye'nin tatbikata yerli sistemlerle yüksek görünürlükle katılması, askeri faaliyeti aynı zamanda savunma diplomasisine dönüştürüyor. Tatbikatin hem kamu diplomasisi hem de Avrupa savunma tedarik işbirliği açısından Türkiye'ye alan açtığı söylenebilir.
Steadfast Dart'ı Türkiye açısından dikkat çekici kılan nokta, kullanılan teknolojilerin birbirinden kopuk gösteriler değil, tek bir operasyonel konseptin parçaları olarak sunulması. TB3'ün otonom kalkış-iniş kabiliyeti, yapay zekâ destekli yedekli sistemleri ve gelişmiş EO/ISR sensörleri; TCG Anadolu'nun GENESIS-ADVENT altyapılı komuta-kontrol mimarisi; TCG İstanbul'daki ADVENT + AESA radar + MiDLAS sistemleri ve benzerinin toplamı, platform modernizasyonunun ötesinde ağ-merkezli harp mimarisinin sahadaki gösterimi oldu. Aynı yaklaşım kara boyutunda da görülüyor. Tatbikatta kullanılan ASLAN insansız kara aracının modüler ve yarı otonom yapısı, Türkiye'nin insansızlaşmayı yalnız hava ve denizle sınırlamadığını kara muharebesinde de operasyonel konsept olarak sunduğunu gösteriyor.
Bu tablo NATO'ya üç katmanlı bir mesaj veriyor. Stratejik düzeyde mesaj net: Türkiye güvenlik tüketicisi değil, yük taşıyan, kuvvet üreten ve gerektiğinde Avrupa kuzeyine fiilen giden bir müttefik. ABD unsuru olmadan icra edildiği öne sürülen senaryoda Avrupa içi kuvvet sevki ve komuta rolünün Türkiye tarafından üstlenilmesi, Türkiye'yi yalnızca cephe ülkesi değil Avrupa içi takviye sağlayıcı konumuna yerleştiriyor. Operasyonel düzeyde mesaj şu: Türkiye artık sadece bölgesel deniz gücü değil, uzak mesafe görev grubu idamesi yapabilen bir aktör. Bu, NATO planlamasında Türkiye'yi coğrafi rolünün ötesine taşıyan bir nitelik. Türkiye'yi NATO'nun "Güney kanadının denge unsuru" olmaktan çıkarıp, Baltık/Arktik ekseninde de kullanılabilir bir kuvvet havuzu haline getirebilir. Teknolojik-doktrinel düzeyde ise mesaj daha da iddialı: Türkiye ittifaka yalnız platform değil, konsept sunuyor. TB3-Anadolu kombinasyonu, insansız sistemlerle denizden güç projeksiyonunun NATO ölçeğinde doktrine dönüşebileceği tezini sahaya taşıyor.
Sonuç olarak Steadfast Dart 2026, Türkiye açısından bir tatbikat katılımından çok daha fazlasını temsil ediyor. Ortaya konan şey, askeri kabiliyetlerin listesi değil, stratejik hareketlilik, müşterek harekat ve insansız güç projeksiyonunu tek çatı altında birleştiren bütünleşik bir güç mimarisi ve bu mimari, günümüz ittifak siyasetinde en değerli para birimi olan şeyi üretmeyi hedefliyor, o da güvenilirlik.