Türkiye'nin en iyi haber sitesi

ERDAL ŞAFAK
ERDAL ŞAFAK

Duvar ve ötesi

Dışişleri Bakanı Prof. Dr. Ahmet Davutoğlu ile çıktığımız uzun turun üçüncü durağı Lefkoşa oldu. Türk ve Rum liderler, Mehmet Ali Talat ile Dimitris Hristofyas'ın sürdürdükleri "Toplumlararası barış ve yeniden bütünleşme müzakereleri"nin 3 Eylül'de başlayan ikinci turunun hemen arefesinde.
Talat ile Davutoğlu'nun ikinci tur müzakerelerde (Not: Rumlar'ın sudan bir bahanenin ardına gizledikleri Davutoğlu'nun KKTC ziyareti nedeniyle ertelendi.) izlenecek stratejileri tartışmak için bir odaya çekilmelerini fırsat bilip Lefkoşa'da gezintiye çıktım. İki bölgeyi veya kesimi veya devleti ayıran "Yeşil Hat" üstündeki hayatı yerinde görmek için.
"Avrupa'nın son duvarı" diye gösterilen "Yeşil Hat"taki ünlü Ledra Palas Oteli'nin yakınlarında, kalın ve yüksek çelik çitlerle ayrılmış bölgede epeyce yürüdüm.
Birden bir köpek havladı Türk tarafındaki evlerin birinde. Rum tarafındaki bir evdeki veya bahçedeki bir köpek anında cevap verdi. Bir tür ilan-ı aşk serenadıyla.
"Türk toplumunun Rum çetelere karşı direniş destanında, 23 Aralık 1963'te Salahi Şevket bu tabyada şehitlik mertebesine erişmiştir" levhasının ve şehidin büstünün bulunduğu küçücük koruyu geçip Yiğitler Burcu Parkı'na doğru ilerledim. Burası sadece haritalardaki değil zihinlerdeki, hatta genlerdeki sınır hattının da en yakın noktasıydı. Parkın içindeki BM Barış Gücü'nün kontrol kulesinde in-cin top atıyordu. Ve de "Yeşil Hat"ın hemen bitişiğindeki kelleşmiş çim alanda, bir Türk futbol takımı maça hazırlanıyordu. Teknik direktörün "Tempo... Tempo... Daha hızlı... Daha çevik" talimatları Rum evlerinin duvarlarında yankılanıp Türk kesimine geri dönüyordu. Ve de "Son nokta"daki bir karakolda Türk ve KKTC bayrakları dalgalanıyor, karşısındaki Rum kontrol noktasında Kıbrıs (Rum) ve Yunan bayrakları onlara yanıt veriyordu.

Kıbrıs'ta son şans mı?

Az önce dinlediğim Talat'ın sözleri yankılandı kulaklarımda: "Müzakerelerde birbirimizi ikna etmeye çalışıyoruz. Çünkü taraflar bulundukları pozisyonları esnetmezlerse, o zaman ilerleme olmayacak demektir."
Yürümeye devam ettim. Bayrakların neredeyse 10 metre arayla dalgalandıkları noktaya kadar gittim. Birden Türk tarafından bir kuş Rum tarafına süzüldü.
Yeniden Talat'ın sözlerini anımsadım: "Biz bu sorunu 2008 sonunda bitirebiliriz diye masaya oturduk. Şimdi ise 2009 sonundan söz ediyoruz. O bile su götürür."
Ve de rüzgâr daha sonra Davutoğlu'nun sadece Rumlar'ı değil, tüm dünyayı belki de "Son kez" uyardığı ültimatomdan farksız çağrısını taşıdı öte yakaya:
"Kıbrıs Türk toplumuna sesleniyorum: Asla yalnız değilsiniz, yalnız kalmayacaksınız. Şundan emin olunuz ki, adada ne olursa olsun, iradeniz ne şekilde tecelli ederse etsin, Türkiye Cumhuriyeti yanınızda olacak. Rumlar'a bir çift sözüm var: Taktik manevralarla, geciktirdiğiniz barışla, kendi fikirlerinizle ve yaklaşımlarınıza dayalı bir barış olacağını düşünüyorsanız, yanılıyorsunuz. Dünyayı yine aldatabileceğinizi düşünüyorsanız, onda da yanılıyorsunuz. AB'ye hatırlatıyorum: Kıbrıs'ın uzun dönemli stratejik çıkarlarınızı zedelemesine izin vermeyin. Bir kez daha Türk tarafını düşkırıklığına uğratmayın, sonucu iyi olmaz. BM'ye ve diğer tüm uluslararası örgütlere hatırlatıyorum: Kıbrıs Türkü'nün hak etmediği bedeller ödemesinin de bir dayanma sınırı var.
" Dönüşe geçtim, güneş Rum tarafında yüksek ağaçlar ardında batmaya hazırlanıyordu.
Ve Talat, "Bölünmüşlüğün, çözümsüzlüğün kalıcı olmasını istemiyorsak, zamana karşı yarışmalıyız" diyordu. Ama zamana karşı yarışta bir gün daha heba oluyordu.
Düşündüm; Kıbrıs'ta Yeşil Hat'ta kimler bir taraftan öbürüne geçebiliyor? Herhalde kuşlar, köstebekler, karıncalar ve bir de rüzgâr.
"Eksik" dedi yemekte Talat'ın sözcüsü Hasan Erçakıra, "Kaçaklar da bu taraftan öbürüne geçebiliyorlar..." Öbür taraf Avrupa'ya, dünyaya açılmanın kapısıydı. Öte taraf, sınırların kalkmasının simgesiydi. "Ya Türkler?" diye sordum. Sustu.
Yemek bitti. Kalktık. Kahire'ye geçecektik. Kaptan pilotumuz rotayı bildirdi: "Lefkoşa'dan Adana'ya gidip birkaç dakika bekleyecek, sonra dönüp Kahire'ye uçacağız."
Şam'dan Lefkoşa'ya gelirken de önce Adana'ya uğramış, oradan adaya yönelmiştik. Uluslararası Sivil Havacılık Örgütü'nün talimatları gereği. Çünkü KKTC tanınmıyor. Tanınmadığı için de oraya yapılan tüm doğrudan uçuşlar, uluslararası hukukun ihlali anlamına geliyor.
Kıbrıs Türkü'nün yıllardır pençesinde kıvrandığı "Tecrit"in anlamını, boyutlarını ve derinliğini daha iyi kavradım.
Kıbrıs'ın Türk tarafında bir kuşlar özgür, bir köstebekler ve bir de rüzgâr.

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu'na aittir. Kaynak gösterilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz.
Ancak alıntılanan köşe yazısı/haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir. Ayrıntılar için lütfen tıklayın.
YAZARA MAİL GÖNDER
BİZE ULAŞIN