Türkiye'nin en iyi haber sitesi
SALİH TUNA
SALİH TUNA

Gözyaşı ve hüzün

Osmanlı tasnifinden gidecek olursak dedem "ilmiye" sınıfındandı. namıyla maruftu.
Vefatının üzerinden 50 yıl geçmesine rağmen hiç unutulmadı.
O kadar ki her siyasi görüşten insan hâlâ adını saygıyla anar Trabzon'un Tonya ilçesinde. Hayatından kimi kesitler de kuşaktan kuşağa menkıbe gibi anlatılır.
Dedem kelimenin tam anlamıyla asalet sahibiydi. Asalet ki çağımızda ne demek olduğu bile unutulan hasletlerin başında gelendi.
Daha evvel bir vesileyle anlatmıştım, yineleyeyim:
İnsanların ekmek bulup yiyemedikleri muhacirlik döneminde köyün ileri gelenlerinden biri (ağa) dedemin köpeğine ekmek atmış. Gelgelelim, dedemim köpeği ağanın attığı ekmeğe dönüp bakmamış. O gün bugündür şu söz söylenir bizim oralarda:
"Ağa'nın ekmeğini Hasan Baba'nın köpeği yemedi..."

***


Dedem kula minnet eylemeyen, her daim Hak'la olan, "Üryan geldim gene üryan giderim" demenin künhüne varan, dünyaya zerre tamah etmeyen bir insandı.
Oğulları da kızları da öyleydi.
Oğullarından birinin adı Mehmet, bir diğerinin adı İbrahim'di.
Mehmet olan babamdı, İbrahim de amcam. Babamı 2016 Nisan ayında kaybettim. Amcamı da geçen cuma akşamı.
Amcalar baba yarısıdır derler. Baba yarası gibi oturdu içime...
Dostlar, gönüldaşlar, okurlar ve kimi muhalif yazarçizer arkadaşlar sağ olsunlar aradılar, mesaj çektiler, acımı paylaştılar.
Var olsunlar, sağ olsunlar, iki cihanda aziz olsunlar.

***


İbrahim amcam Yunus Emre'nin dizelerini dilinden düşürmezdi, babam da Niyaz-i Mısri'nin...
"Suya vardık anlar ile kaplarını doldurdular / Ben de vardım testimi mahvetti ummanım benim" dizesini söyler söyler ağlardı babam.
Anlamazdım neden ağlar.
Ki, Çinuşen Tanrıkorur'un Seyrâni'den okuduğu, "Ne hikmettir şu dünyaya / Gelen ağlar giden ağlar" dizesini sıklıkla terennüm eden bendim.
Paradjanov'un Tarkovski'ye adadığı filminin son karesinde gürül gürül akan şelalenin döküldüğü kayalıkların üzerindeki testicik misali herkes nasibince doldurur kabını.
Babam KTÜ'den 'ne çalışmaya geldi 80'li yılların sonunda, amcam 'ya Cumalıkızık'a yerleşti 80'li yılların başında.
Herkesin öyle veya böyle bir göç hikâyesi vardır.
Aileler dallara ayrılır, dallar yollara düşer, herkes "yaprak dökümü"ne maruz kalır ve sonuçta bütün yollar kabre varır.
Yüzyıllar boyunca milyarlarca insanın hikâyesi aslında tek bir âdemoğlunun hikâyesidir. Anayurdundan gelip anayurduna göçen insanın hikâyesi...
Aslında tek bir âdem vardır. O da zamanın gerekçesi misali bir vardır bir yoktur.
Gerisi yalan, yani hadiseden ibarettir.
İbrahim amcamı Bursa'da defnedip dönerken "testiyi mahvetmek" nedendir, künhüne vardım.
Ve ağladım.

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu’na aittir. Kaynak gösterilse veya habere aktif link verilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir bölümü kesinlikle kullanılamaz.
Ayrıntılar için lütfen tıklayın.
BİZE ULAŞIN