Türkiye'nin en iyi haber sitesi
SALİH TUNA
SALİH TUNA

Bilimsel körlük olur mu?

Lafın dümenini, tanımlanan aksiyomların üzerinden yürüyen matematik ve ezik kafalı aşka kırmak için vaktiyle şöyle bir fıkra anlatmıştım:
"İki artı iki kaç eder?" sorusunu mali müşavirinize sorarsanız, "Size kaç lazım?" der. Maliyeciye sorarsanız, 4 milyondan kapıyı açar. Psikiyatristinize sorarsanız, "Hele şu sedyeye uzanın ve bu sorunun cevabını neden bilmek istediğinizi çocukluğunuzdan başlayarak anlatın" karşılığını verir.
Aynı soruyu genetikçilere sorarsanız, işlemi nasıl yaparsanız yapın sonuç değişmez diyeceklerdir.
Mikrobiyologlara sorarsanız, "Sonucu mikroplar belirler" diyecekleri kuvvetle muhtemel.
Evet, vulgarize ediyorum.
Zira çok "değişik" okurlar var. Bunlardan (profiline Mustafa Kemal yerleştiren) birine geçen hafta maruz kalınca, eleştirdiği yazımdan bir cümleyi hatırlatmak zorunda kaldım. Mahcup olacağına, "Madem bunu biliyorsunuz o yazıyı neden yazdınız?" dedi. Fakir de naçar, "Madem bunları biliyorsunuz demenize neden olan o ifadeyi, neden bunu yazıyorsunuz dediğiniz yazımdan alıntıladım" dedim.
Hayır, münferit değil bu, sürüsüne bereket. "Yapmayın efendiler" serlevhalı yazımı kimlerin nasıl temellük ettiğini gördüm. Neyse konumuz bu değil, geçelim.
Modern bilimin en büyük "numarası" takdir edersiniz ki uzmanlaşmaktır.
Ne ki, zamanla "bütüne" açılan pencereler "uzmanlaşma" belasına kapatıldı. Her uzmanlık alanı kendi gerçekliğiyle büyülendi. Her büyü de doğal olarak içe kapanmayı derinleştirir.
Zaten bilimsel körlük süreci böyle başladı.

***

Genetikçiler, şizofreninin bile tam anlamıyla genetik olduğunu savunur. Buna mukabil mikrobiyologlar aynı hastalığı beyni etkileyen birtakım mikroplara bağlarlar. (Elbette birbirlerini hepten inkâr etmezler.)
Mikrobiyologlar her şeyi mikroplarla açıklarlar.
O kadar ki, içlerinde kediseverliği bile böyle açıklayanlar çıkmıştır. Kedilerin bağırsaklarında yaşayan "Toksoplazma Gondi" adındaki parazit yumurtası bir şekilde insana geçerek insan beynini zararsız bir şekilde kontrol ettiğini ve o insanı kedilere karşı aşırı sevgi duyan bir kişiliğe büründürdüğünü söylerler.
Genetikçiler mikrobiyologlardan daha az sevimli değildirler.
Alnınıza ne yazılmışsa başınıza o gelir der gibi "genlerinizde kodlanan mukadderattır" demeye getirirler.
O denli uzmanlaşmışlardır ki, "Uzun yaşama geni" keşfetmeye kadar işi vardırmışlardır.
İlaçlar mı?
Çoğu sahte ilaç (plesebodur) vazifesi görür.

***

Psikiyatrik birçok olayı da genetiğe bağlamayı başarmışlardır. Bundan belki de en çok "eşcinsellik misyonerleri" kârlı çıkmıştır.
"Sosyopatik kişilik bozukluğu" olarak nitelenen eşcinselliği Dr. Spitzer 1973'te "hastalık" statüsünden çıkarmıştır.
"Eşcinsellik misyonerleri" için bir milattı bu!
Gelgelelim, aynı Dr. Spitzer eşcinselleri heteroseksüele dönüştürecek "düzeltici tedavi"yi destekleyen bir çalışmayı (bir grup hastasını tedavi ettiğini gösteren) 2001'de yayımlayınca ihanetle suçlandı. Aforoz edilmekten geri adım atarak yırttı.
Bu konuda "tedavi" ifadesi bile mahut misyonerler tarafından artık insan haklarına aykırı bulunuyor.
Başlangıçta "tercih" diyerek "haklarına" saygı duyulmasını istiyorlardı, şimdilerde "tercih değil yönelim" diyorlar.
Hem de "sapkın yönelimlerine" çocukları/mızı dahil etmelerine karşı çıkmayı, düşünce özgürlüğü kapsamının dışında tutacak kadar.

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu’na aittir. Kaynak gösterilse veya habere aktif link verilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir bölümü kesinlikle kullanılamaz.
Ayrıntılar için lütfen tıklayın.
SON DAKİKA