Ekstra oyuncularımızın verdiği güven ile seyrettik maçı. Arda, Kenan, Barış, Kerem veya Hakan... Hepsi, her an her şeyi yapabilecek kalitede ve değerdeler. Maç başlar - başlamaz da oyuna ağırlıklarını koydular. Türkiye'nin maçını seyredenler olarak ne büyük bir lüks... Lucescu beklenildiği gibi duvarı ördü. Maça faullerle başlayıp, temponun yükselmesine de izin vermedi. Montella'nın paslarla hücum eden takımı için en uygun panzehiri kullandı; kalabalık defans duvarı, ikili sıkıştırmalar. Top bizde kalıyor ama rakip kaleyi göremiyorduk bir türlü. Bir hata anının peşine düşüp, sürekli topu dolaştırıyorduk ayaklarda. Birebirleri de zorladık, faullerin de peşine düştük. Olmadı ilk yarıda. Dolmabahçe'nin atmosferinde. Seyretmeye gelenleri "taraftar" moduna geçirecek mesajlarda geldi çocuklardan. "İyi pasın savunması olmaz" yargısını Arda Güler bir kez daha söyletti bizlere. 53'te Ferdi'nin koşusunu gördü, tüm Rumen takımını seyirci yaptı ve gol geldi. Ekstra oyuncuları yazmıştık yukarda, Ferdi de ekledi kendini. Gerçekten gururla peşinden gideceğimiz bir jenerasyonumuz var. Sahada sakınmıyorlar kendilerini, her topa koşuyor, ayak - kafa sokuyorlar. Her rakip önlem almak zorunda, onlar da kendilerinin neler yapabileceklerinin farkındalar. Ve bu kez şans da peşimizden geldi. Ender atakta direkten dönüp, gol çizgisini paralel takip eden bir top vardı. Olacak iş değildi. Daha zor ve gergin maça gideceğiz. Çekinmeli miyiz? Bırakalım artık "onlar" düşünsün…