ÜLKÜ TAMER

Midas tek kulakla kaldı

Arada bir eski kitapları okumaktan büyük keyif alıyorum. Yeni bir kitap, severseniz, yeni bir dost gibidir. Yıllanması, yüreğinizde yer etmesi zaman alır. Ama bildiğiniz bir kitap... Eski bir dostunuzdur. İçini dışını bilirsiniz. Yine karşılaşmaktan mutluluk duyarsınız.
Ben de okuyup sevdiğim bir kitabı yıllar sonra elime alınca eski bir dostla karşılaşmış gibi oluyorum.
Zaman zaman kitaplığımın raflarına uzanışım bu yüzden... "Kimi görsem acaba?"
Geçen hafta Güngör Dilmen'in Midas'ın Kulakları'nı okudum yeniden. Hem eski bir dostu gördüm, hem elli yıl öncesinin anılarına daldım.

***

Üniversite yılları. 1959'un sonu, 60'ın başı. Öğrencilerin oluşturduğu Gençlik Tiyatrosu, Eminönü Halkevi'nde temsiller veriyor. Wolfgang Borchert'in Kapıların Dışında'sında Okay Sağtürk (Tan Sağtürk'ün babası) inanılmaz bir oyun sergiliyor. Pabuççu Ahmet'in Paşa'sı Ersun Kazançel bir güldürü ustası olarak beliriyor.
Tuncel Kurtiz, Şemsi İnkaya, Tunca Yönder, Güneş Uğurlu, Yurdaer Erşan, Gürdal Onur, tiyatronun ağır topları.
Yeni bir yazarın ilk oyunu sahnelenecek. Güngör Dilmen'in Midas'ın Kulakları. Bir yarışmada ödül almış. Yurdaer okumuş, çok sevmiş. Sahneye o koyacak.
Midas rolüne kimi seçiyor dersiniz? Beni. O güne kadar sadece Kolej'deki oyunlarda oynamışım.
Gençlik Tiyatrosu'nda sahneye adımımı atacağım ilk oyun olacak bu.
Berber'i Tunca, Pan'ı Gürdal oynayacak. Apollon? Apollon yok. Yurdaer kimseyi yakıştıramıyor bu role. Okuma provalarına da Apollon'suz başlıyoruz.

***

Üç-beş gün sonra daha önce hiç görmediğimiz biriyle çıkıp geldi Yurdaer. "İşte Apollon," dedi.
Apollon'umuzun adı Erdoğan Seren'di. Güçlü kaslarıyla bir Yunan Tanrısına benziyordu gerçekten. Ama o, Apollon olmaktan pek hoşnut değildi. "Bu Apollon biraz tuhafmış. Kadın mı, erkek mi, belli değil," diyordu. "Hercules diye biri varmış. Ben onu oynasaydım keşke."
Oyunda Hercules'in olmadığını söyledik. Erdoğan da ister istemez Apollon'a razı oldu.
Sonraları Yeşilçam'a geçecekti Erdoğan, Cüneyt Arkın'dan İzzet Günay'a kadar ne kadar yakışıklı varsa, hepsinden dayak yiyecekti. Görünüşünün aksine, yumuşak yürekli, alçakgönüllü bir insandı. Bu özelliğini hep koruyacaktı. Oyunculuğunu da geliştirecekti.

***

Oyunun en "vurucu" sahnelerinden biri, Apollon'un Midas'a eşek kulakları taktığı bölümdü.
Bunun için keçeden bir çift eşek kulağı yaptırılmıştı. Kulaklar, şimdiki "walkman" kulaklığı gibi kavisli bir demir parçasının iki ucuna takılmıştı. Erdoğan, "Benim de bir armağanım var sana, Midas," diyecek, demiri kafamın üstüne yerleştirecekti. Saçlarım demirin görünmesine engel olacaktı tabii. Seyirciler eşek kulaklarını görecekti sadece.
Sahne arkasında Erdoğan'la birkaç prova yaptık. Her şey tamam!
Kulaklar tamam da, giysiler, takılar bir tuhaf. Yerlere kadar uzanan bir etek giyiyorum. Düğme konulmamış. Çengelli iğneyle tutturacağız.
"Aman," dedim, "oyunda eğilip kalkıyorum; çengelli iğne bir koparsa yandık! Çırılçıplak kalırım."
Bir de kollara takılan bilezikler...
Bol mu bol. Kollarımı kıpırdatsam hepsi fırlayıp uçacak! "Bir şey olmaz," dediler. Ziller verildi.
Yaradana sığınıp attık kendimizi sahneye.

***

İlk temsil. Memet ağabeyle (Memet Fuat) Behçet Hoca (Necatigil) ilk sırada oturuyor. Beni izlemeye gelmişler. Seyirciler arasında daha birsürü ünlü var.
Oyun iyi-kötü yürüdü. Sıra önemli sahneye, eşek kulaklarının takılmasına geldi. Erdoğan, "Benim de bir armağanım var sana, Midas," dedi. Elini arkasına atıp kulakları çıkardı.
Daha doğrusu, kulağı.
Birini sahne arkasında düşürmüş çünkü.
Bir kulağa baktı, bir bana. Yaklaştı. Tek kulağı tutan demiri kafama geçirdi. Demirin kulaklı ucu iyi de, öteki ucu berbat. Sipsivri. Erdoğan o şaşkınlıkla ittikçe itiyor. Kafatasımı delecek. "Yavaş," diye fısıldadım. Merhamete geldi. Tek kulağı usulca yerleştirdi yerine.

***

Bu, felaketler dizisinin başlangıcıydı. Ay Tanrıça'ya yakarmak için diz çöktüğüm sahnede çengelli iğne yerinden çıktı. Sahne arkasındakiler, bacaklarımın seyirciye gösterilmesinde bir yarar olmadığını düşündüler herhalde, ışıkları ben ayağa kalkmadan önce kararttılar. Oyunun sonunda ise kolumda ne kadar bilezik varsa havada uçuştu.
Neyse, ertesi gün 28 Nisan olayları patlak verecek, Sıkıyönetim, bütün etkinlikleri olduğu gibi, bizim oyunu da durduracak, seyirciyi de, beni de bu zulümden kurtaracaktı.

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu'na aittir. Kaynak gösterilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz.
Ancak alıntılanan köşe yazısı/haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir. Ayrıntılar için lütfen tıklayın.
YAZARA MAİL GÖNDER
BİZE ULAŞIN