Türkiye'nin en iyi haber sitesi

Bilindiği üzere Tahran'la imzalanan uranyum anlaşmasından hemen bir gün sonra Ankara ve Washington arasında beklenmedik bir kopukluk su yüzüne çıktı. İki NATO müttefiki arasında olmaması gereken garip bir uyumsuzluk var. Hangi taraftan kaynaklandığı tam olarak belli olmayan bir iletişimsizlik söz konusu.Türk tarafı Tahran ile pazarlığın Washington ile uyumlu bir şekilde yürütüldüğüne inanıyor.Obama yönetimiyse Türkiye ve Brezilya'nın diplomatik başarısını kaale bile almadan yaptırımlar konusunda ısrar ediyor.
Tahran Deklarasyonu'ndan 24 saat sonra, ABD Dışişleri Bakanı Hillary Clinton, Senato Dış İlişkiler Komisyonu'na yaptığı açıklamada Rusya ve Çin ile bir yaptırım paketi üzerinde mutabakat sağladıklarını söylüyor. Adeta Türkiye ve Brezilya ile alay edermişçesine, Clinton "BM Güvenlik Konseyi'nin beş daimi üyesi arasında sağlanan bu mutabakat Tahran'da geçtiğimiz günlerde gösterilen çabalara verebileceğimiz en ikna edici cevaptır" diye de ekliyor.
Peki, durum neden böyle? Neden Ankara ve Washington arasında böylesine bir kopukluk var? Bu soruya verilecek cevabın temelinde İran'a karşı Washington'un duyduğu güven eksikliği var. Washington gerçekten de Türkiye'nin uranyum takası çabalarından haberdardı. Hatta gönülsüzce de olsa bu çabalara destek veriliyordu.
Öte yandan İran'ın her köseye sıkıştığında, biraz taviz vermiş gözükerek zaman kazanması Washington'da ciddi rahatsızlık yaratıyor. Zira İran'ın taviz verme ama son anda bundan cayma gibi bir sabıkası var. Bu durum tecrübeyle sabit. Bilindiği üzere Tahran bu uranyum takası önerisine ilk kez "evet" demiyor.
Ekim 2009'da, Tahran 1200 kilo uranyumun sadece tıbbi amaçlarla kullanılabilen nükleer yakıt çubuklarına dönüştürülmesi için Rusya ve Fransa'ya tek seferde teslim edilmesine "evet" demişti. Uluslararası toplum derin bir nefes alıp rahatlayınca da Tahran sinsi bir şekilde verdiği sözden caymaya başlamıştı.
Sonuç olarak İran Ekim 2009'dan bu yana uranyum zenginleştirmeye devam etti.
1200 kg o dönem İran'ın elindeki uranyumun yüzde 75'ini teşkil etmekteydi. Bugün ise bu miktar İran'ın elindeki toplam miktarın çok daha az bir oranını teşkil ediyor. Üstüne üstlük geçen yıl yapılan orijinal anlaşma, İran uranyumunun çubuğa dönüştürülmesini öngörüyordu. Anlaşma böylece Tahran'ın uranyumu nükleer silah yapımında kullanılabilecek şekilde geri almasının önüne geçiyordu.
Bu teknik detaylar dışında ortada çok daha önemli bir konu var. Washington'un beklentilerine göre İran'ın bir an evvel uranyum zenginleştirme çalışmalarına son vermesi gerekiyor. Oysa İran, Türkiye ve Brezilya ile yaptığı anlaşmada şimdi böyle bir taahhüt altına girmiyor.

Türkiye'ye şaşıyorlar

Durum böyle olunca Washington'un İran'a güvenmiyor olmasına şaşırmamak gerekiyor. Washington'u asıl şaşırtan Ankara'nın bu kadar çabuk şekilde Tahran'a kredi açıyor olması. Washington'da görüştüğüm Amerikalı yetkililer Türkiye'nin bu kadar tecrübeli bir ülke olmasına rağmen İran'a bu kadar güvenmesine şaşırıyor durumdalar. Ayrıca Ankara'nın diplomatik çabasının Rusya ve Çin'e pazarlık alanı açtığını, İran'a karşı daha yumuşak yaptırımlar uygulanması yönünde yürüttükleri pazarlıkta bu ülkelerin elini güçlendirdiğini ifade eden ABD'li yetkiler de mevcut. Rusların S-300 gibi füze savunma sistemlerinin İran'a yaptırım paketinden muaf tutulması bunun en açık örneği olarak gösteriliyor.
Peki, bu şartlar altında Ankara nasıl hareket etmeli? Kanımca Başbakan Erdoğan, İran ile varılan anlaşmanın sadece ve sadece bir başlangıç noktası olduğunu dünya liderlerine yolladığı mektupta açıkça vurgulamalı. Ankara Ortadoğu'da kademeli silahsızlanma amaçlı bir uluslararası zirve için Obama'dan destek istemeli.
Bu tür paralel diplomatik çabalar çok önemli. Zira aksi takdirde, Türkiye İran'ın her dediğine inanan saf bir ülke durumuna düşecektir.


Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu’na aittir. Kaynak gösterilse veya habere aktif link verilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir bölümü kesinlikle kullanılamaz.
Ayrıntılar için lütfen tıklayın.
SON DAKİKA