Türkiye'nin en iyi haber sitesi

WASHINGTON

Bu köşede sık sık dile getirdiğimiz gibi Türkiye'yi seçim sonrasında oldukça zor bir dönem bekliyor. Başbakan Erdoğan'ın bu seçimleri kazanıp kazanmayacağı Batı'da hiçbir zaman tartışma konusu olmadı. Gerçek mesele, AK Parti'nin seçim zaferi sonrasında üçüncü kez eline geçecek olan siyasi sermayeyi nasıl kullanacağı yönünde oldu. Türkiye'ye bu açıdan bakınca geride bıraktığımız 12 Haziran 2011 seçimleriyle 22 Temmuz 2007 seçimleri arasında ilginç paralellikler var.
2007 seçimlerinde olduğu gibi bu sefer de açık farkla kazanan iktidar partisi, 2007 seçimleri sonrasında olduğu gibi gene "yeni anayasa" konusuna ağırlık verecek. Yeni anayasa hem ciddi reformlar hem de toplumsal uzlaşma gerektirecek. Ama Türkiye'de bugün, tıpkı 2007'de olduğu gibi, uzlaşmadan çok kutuplaşma var. Bu kutuplaşma endişe yaratıyor Batı çevrelerinde. 2007 seçim zaferi sonrasında yeni anayasa peşinde koşan AK Parti, hiç beklenmedik şekilde kapatma davasına maruz kalmıştı. Başörtüsü meselesi ve Cumhurbaşkanlığı seçimi nedeniyle gerilen siyasi ortam ülkeyi krize götürmüştü ve sonuçta Türkiye 2 yıl boyunca vakit kaybetmişti.

İçeride Kürt meselesi
Bugün seçimleri gene rahatça kazanan bir AK Parti var karşımızda. Bu sefer başörtüsü ve cumhurbaşkanlığı seçimi gibi konular yok. Ama bunların yerine Kürt meselesi ve "Başkanlık sistemi" tartışması gene ciddi bir siyasi krize sebep olabilir. Özellikle Kürt meselesinde hem Kürt azınlığı hem de Türk çoğunluğu tatmin edecek bir anayasal uzlaşma bulmak oldukça zor olacak. Toplumsal beklentiler çok önemli. Türkiye'de başkanlık sistemi yönünde bir toplumsal beklenti yok. Yapay bir tartışma bu. Oysa Kürt meselesi gibi Türkiye'nin en önemli sorunu haline gelmiş bir konuda uzlaşma bulma yönünde toplumsal beklenti yüksek. Umarız AK Parti bu tabloyu doğru okur ve Türkiye'nin yapay konularla daha fazla gerilmesine ve zaman kaybetmesine sebep olmaz.

Dışarıda Suriye sorunu
İçeride bu kritik tablo varken dış politika alanında da meseleler kritik bir noktaya gelmiş durumda. Suriye'deki kriz en acil mesele. Kanımca Türkiye'nin Ortadoğu politikasının iflas ettiğini söyleyenler önyargılarla dolu bir analiz yapıyorlar. Bu analizi yapan isimlerin çoğu zaten hiçbir zaman AK Parti'den hoşlanmamış, bu partiyi hep "İslamcı" görmüş isimler. Suriye'nin bugün geldiği noktaya bakarak, AK Parti ve Davutoğlu "sıfır sorun" ve "stratejik derinlik" peşinde koşarak hata yaptı demenin ne anlamı var? Bu mantığa göre Türkiye, Suriye ile eskisi gibi sorunlu kalmalıydı. Aynı şekilde Ortadoğu genelinde hep "güvenlik" odaklı kalmalıydı Ankara. Peki, böyle yapan bir Türkiye, bugün Suriye konusunda daha mı başarılı sayılacaktı? Suriye daha farklı bir durumda mı olacaktı eğer Türkiye bu ülkeye karşı hep mesafeli kalsaydı?

Esad bildiğini okuyor

Objektif olarak bir analiz yapmak gerekirse ne AK Parti'nin ne de Amerika'nın Ortadoğu'daki gelişmeleri etkileme yönünde şansı vardı. O nedenle Türkiye Ortadoğu konusunda Batı'ya oranla daha başarısız sayılmaz. Bugün geldiğimiz noktada Amerika'nın Suriye yaklaşımı ile AK Parti'nin yaklaşımı arasında ciddi bir fark yok. Başbakan Erdoğan'ın geçen hafta Beşar Esad konusundaki sert çıkışları Washington'da son derece olumlu yankılandı. Fakat işin aslı şu: Şam üzerinde Ankara veya Washington'un ciddi bir etkisi yok. Esad rejimi bildiğini okumaya devam ediyor.
Benim Washington'da görebildiğim kadarıyla Amerika'nın Türkiye'den dış politika alanında en çok istediği üç şey var. Bunlar Ermenistan ile en azından sınırın açılması, İsrail ile yaşanan krizden çıkış için yeni bir formül ve son olarak da NATO füze kalkanı projesi çerçevesinde radarların yerleştirilmesi için resmi izin. Bakalım AK Parti siyasi sermayesini bu konularda nasıl kullanacak?

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu’na aittir. Kaynak gösterilse veya habere aktif link verilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir bölümü kesinlikle kullanılamaz.
Ayrıntılar için lütfen tıklayın.
SON DAKİKA