TANIDIĞIM en "Güzel" Türklerden biri öldü..
Tam da Atatürk'ün tarif ettiği Türk'tü o.. Nasıl severdim, bu dünya tatlısı adamı.. Bu belki de sonuncu İstanbul Beyefendisini..
Nasıl sıcak, nasıl candan, nasıl dost, nasıl sevimliydi..
Bakışından anlardım beni ne kadar sevdiğini..
"Hıncal Bey.. Hıncal Bey, bugün gene yazını kestim, çoğalttım, fabrikaya astım" deyişini.. Fabrikası gururuydu onun, Merter'deki.. Ve de Beyoğlu'ndaki içinde sanat galerisi, toplantı salonu, enfes bir de cafesi olan binası..
İkisini de bana, elimden tutarak gezdirişini hatırlarım.. Gezerken de çalışanlarının ona aynen benim gibi sevgi dolu bakışını..
İstanbul'daki garip değişim, hem fabrikayı, hem Beyoğlu binasını ekonomik olmaktan çıkardı.. İkisi de gitti.. Oysa Beyoğlu'nu kurtarmak, eski günlerine döndürmek için yapmıştı o binayı.. Beyoğlu derneklerine ön ayak olmuş, çırpınmıştı, eski günleri geri getirebilmek için.. Hayatında belki tek yenilgisi bu oldu, Yüksek Kaldırım'daki minnacık bir şapkacı dükkânından, bir dünya markası, bir imparatorluk yaratan mütevazi adamın..
O hiçbir zaman sayın Hakko olmadı..
O hep, her zaman, herkes için Bay Vitali'ydi!..
Vakko'nun, İstanbul'un, Türkiye'nin başı sağ olsun!..