Türkiye'nin en iyi haber sitesi
HINCAL'IN YERİ HINCAL ULUÇ

"Sinema en güçlü silahtır!."

Mustafa Altıoklar'dan pek hazzettiğimi söyleyemem.. "Sana bir şey anlatacağım, Ortaköy'den Kuruçeşme'ye yürüyelim" dese, dört defa düşünürüm.
Sırrı Süreyya Önder sinema âleminde en sevdiklerimin başında gelir.. "Hıncal Ağbi, Yeni Zelanda'ya gidelim" teklifi yapsa, tereddüt etmem "Evet" demek için..
Başbakan'ın önünde kapışmışlar..
Mustafa "Bize 15-20 milyon dolar, hatta fazlasını verin, Hollywood'dan da yıldızlar getirip, bizi ve tezimizi anlatan filmler çekelim. Hakkımızda söylenen yalanlara cevabı filmlerle verelim" demiş..
Sırrı fırlamış hemen "Sayın Başbakanım, eğer bu paraları verip o filmleri çektirirseniz bir vatandaş olarak size hakkımı helal etmem. 'Gece Yarısı Ekspresi' kötü filmdi. O film bizim hapishane koşulları yanında hafif bile kalıyor. Paraları filme değil, hapishanelere yatırın ve ıslah edin" diyerek..
Gazetelere bakıyorum.. O günden beri Mustafa'ya saldırı.. Sırrı'yı yüceltme..
Oysa doğruyu söyleyen Mustafa.. Hem de öyle doğru söylüyor ki..
Sinema, dünyanın en büyük propaganda gücüdür.. En büyük..
Sırrı çok yanılıyor. Gece Yarısı Ekspresi, kötü değil, çok güzel bir filmdi.. Bu yüzden yıllardan beri dünya televizyonları vazgeçemediler. Hele de Ermeni, ya da Rum lobisi sermayesi o kanalı biraz tahrik etti mi, hadi yayına konuyor..
Biz yıllarca, büyükelçilerimiz kanalı ile filmi yasaklatmaya kalkıp rezil olmakla kalmadık, bir de ilave reklamını yaptık ya..
Güzel filmdi ama iğrençti. Türkiye hapishane koşullarını gösterdiği için değil. Sırrı haklı. Gerçek daha da kötü olabilir. Ama Amerikan sineması, çok daha kötü hapishane koşullarını, hem de ne acımasız sahnelerle kendi ülkesi için çekti.. O hapishane filmlerine ne ödüller verdi.. Mesele o değil.
Mesele, filmdeki her Türk, yakalayan polis ve jandarmalar, mahkemedeki yargıç ve savcılar, şahitler, hapishanedeki mahkûmlar, Türk diye kim varsa kötüydü, hatta iğrençti.. Buna karşılık Türk olmayan kim varsa, pırlanta.. Film, Türk soyunu aşağılamak için çekilmişti, sanki. Amerika'da onun için eleştirildi zaten.. "Irkçı" damgası yedi. Ama yıllardır, tepemizde Damokles'in kılıcı gibi duruyor. Isıtıp ısıtıp önümüze koyuyorlar..
Sadece Gece Yarısı Ekspresi değil tabii.. Türk düşmanı diaspora sermayesi ufacık dokununca, "Türk"ü aşağılayan tipler ve sahneler filmlere, dizilere yerleşiyor, çaktırmadan..
Hangi diziydi o, mafya tetikçisi iğrenç bir herif.. Adı "Turk" tu.. Türkiye gösterdi diziyi haftalarca..
Buffalo Soldiers/ Acemi Askerler adlı Amerikan filmini hatırlar mısınız?. Almanya'daki Amerikan Ordusu içindeki bir eroin çetesini anlatıyordu. Filmde Berlinli zalim, iğrenç Eroin Baronun adı "The Turk" tu.. Türktü adam çünkü.. Ve rolü de bir Türk, Haluk Bilginer oynuyordu..
Bunları tesadüf sanıyorsanız fazla safsınız demektir..
Şöyle bir hatırlayın..
Çocukken yıllar yılı, Kızılderilileri, Batıya uygarlık getirmeye çalışan beyaz adamların kafa derilerini yüzen, kadınlarına tecavüz eden "Vahşi"ler olarak tanımadık mı?. Niye?.. Çünkü filmler öyle anlatıyordu..
Gerçeği nasıl öğrendik?.. Gene filmlerden.. Gerçek kahramanın Reis Sitting Bull, asıl vahşinin Albay Custer olduğunu filmler öğretti bize gene..
Zencilerin nasıl aşağılık bir ırk olduğunu anlatan filmlerdi. Yıllarca pis işler yapan bu rezil insanlardan nefret ettik. Ne zaman sinemada "Guess who is Coming to Dinner" ne zaman "To Sir With Love" ile Sydney Poiter ortaya çıktı, o zaman anladık ki, kazın ayağı öyle değilmiş..
Amerika'da zenci açılımı gerçek anlamda Uzay Yolu'nda Beyaz Kaptan Kirk'ün, zenci Teğmen Uhuru'yu öpmesi ile başladı.. O sahne bir ilk olarak tarihe geçti..
Sinemanın nasıl bir propaganda gücü olduğunu ilk keşfedenlerden biri Mussolini'ydi. "Sinema en büyük silahtır" dedi ve İtalyan sinemasının patlama yapmasını sağlayan Cinecitta stüdyolarını kurdu.
Dolce Vita ve Satyricon gibi muhteşem filmler, hatta Amerikan filmi Ben Hur, o sayede çekildi.. Mussolini Cinecitta'yı rejimini övmek için kurdurmuştu. İkinci Dünya Savaşı'nda müttefiklerin ilk bombaladığı yer, bu stüdyolar oldu. Önce bu güçlü silahı yok etmekti niyetleri..
Şimdi Mustafa'ya saldırarak, Sırrı'nın romantik sözlerine alkış tutarak gerçeği değiştiremezsiniz..
Dünya halkına bir şeyler söylemek istiyorsak, bunun yolu sinemadır..
En pahalı filmi 5 milyon dolar olan Türk sineması ile bunu yapmak, dünyanın izleyeceği bir film çekmeyi başarmak mümkün değildir. 5 milyon dolara, Amerika'da B sınıfı film bile çekemezsiniz.. Yahşi Batı bütçesiyle "Amatör" film yapılır, dünya piyasasında..
Devlet yardım etmezse, 20. 30, 50 milyon dolarlar bulunmaz. Bu bir.. Eğer bu filmi dünyaya izletmek istiyorsak, gene Mustafa haklı, dünya yıldızlarını getirip oynatmalıyız. Çünkü sinemada "Star" sistemi vardır..
Baş rolünde Kadir İnanır'ın oynadığı filmle, George Clooney'nin oynadığı ayni filmin gişe şanslarını bir mukayese edin bakalım, Amerika'da... İngiltere'de.. Fransa'da.. Hindistan'da.. Japonya'da..
Mustafa Altıoklar, çok ama çok gerçekçi, çok ama çok geçerli bir teklif ortaya atmıştır. Başbakan emir vermeli, Kültür Bakanlığı bu konuyu, yani Sinema'yı Türkiye için kullanmayı düşünmeye başlamalıdır.
Vakit geçirmeden..

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu’na aittir. Kaynak gösterilse veya habere aktif link verilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir bölümü kesinlikle kullanılamaz.
Ayrıntılar için lütfen tıklayın.
SON DAKİKA