Türkiye'nin en iyi haber sitesi

Hürriyet'in yaptığı gazetecilik değil.
Ayşe'nin yaptığı da ayıp.. Hem de çok ayıp..
"Bunları hem de sen mi söylüyorsun, Hıncal" diyenleri duyar gibiyim..
Ayşe'yi yere göğe koymayan Hıncal..
"Gazetecilik, konuşturmaktır" diyen Hıncal..
Evet, ben söylüyorum..
Günlerden beri Türkiye Ayşe'nin röportajını konuşuyor, doğru. Ama yapılan gazetecilik değil, ayıp!.. Ayıp şey yaptın mı konuşulursun. Kolay.. Mesele "Gazetecilik" yaparak konuşulmak..
Ayşe, tam bir tuzağa düşmüş.. En çok okunan sayfalarını Eren'in amaçlarına alet etmiş. Kendisini ve gazetesini kullandırmış. Bunu açıkça yazıyor zaten..
"Ben Eren'den röportaj istemedim. Bu yüzden soru moru da hazırlamadım. Eren beni buldu. 'Benimle röportaj yap' dedi. Ben de yaptım.." diyor..
"Yaptım" dediği Eren'in anlattıklarını, hiçbir meslek, etik ve mantık sürecinden geçirmeden, sonuçlarını hiç düşünmeden, hele hele o yazıyı okuyacak iki tam da olgunlaşma çağında, yani en kritik yaşta iki masum genç kızı, okul arkadaşlarının önüne nasıl acımasızca attığını aklına bile getirmeden yayınlamak.
Bu mudur Ayşe?.. Gazetecilik bu mudur?.
Bunları 10 sene sonra diyelim Ömer'in senin için Hürriyet'e anlattığını düşün. Alya ne hale gelirdi.. "Ömer öyle şey anlatmaz ki" deme sakın. 10 yıl önce Eren'in Defne için bunları söyleyeceğini biri iddia etse, "Deli" derdik adama..
Eren'in amacı da röportajın satırlarında gizli..
Bir defa itiraf ediyor, bunalımda. Hasta yani.. Depresyon geçiriyor. Bunu önce ilaçlarla atlatmayı denemiş. Daha çok batağa düştüğünü düşünmüş, ilaçtan cayıp alkole dönmüş.. Yani ruh sağlığı da, kafası da yerinde değil, bu bir.
İkincisi.. O da röportajda var.. Defne'nin açtığı tazminat davasından ürkmüş. Bu tazminattan kurtulmak için belki de avukatlarının verdiği akılla karşı taarruza geçmiş.. Ayşe'yi de kullanıp sıyrılmayı düşünüyor.
Ve de ne yazık ki, böyle bir sansasyona hiç ihtiyacı olmayan iki marka, Hürriyet ve Ayşe Arman bu hasta kafanın "Kullanma" tuzağına balıklama düşüyor ve alet oluyorlar.
Diyelim Ayşe, yazacaklarının yaratacağı havayı düşündü ve coştu.. Peki Hürriyet'in bir Genel Yayın Müdürü yok mu?. Sedat Simavi'nin "Kalemini satmayacaksın" ilkesiyle kurduğu Hürriyet'in adına ve markasına gözü gibi sahip çıkacak ve "Ben bu yazıyı koymam" diyecek bir Genel Yayın Müdürü.
Ben Genel Yayın Müdürü olsam ve Ayşe bu röportaj bozuntusunu Sabah'a getirse koymazdım. "Bundan gelecek tiraja lanet olsun" diyerek..
İşin asıl acıklı yanı, bu mesleğin yüz karası örneğe, önde gelen bazı meslektaşların sahip çıkması.. Hürriyet'in röportajı yayınladığı günün akşamı, Defne, Okan Bayülgen'in programına çıkıyor. Ne Okan soruyor, ne Defne açıyor konuyu..
Haydi, Okan'a saldırı.. "Türkiye bunu konuşuyor Okan, sen nasıl konuşmazsın" soruları. "Okan gazeteci değil" idam kararları..
Doğru Okan, gazeteci değil, şovmen.. Ama hepimizden fazla gazeteci.. Çünkü bu mesleğin saygınlığının farkında. Etiğinin farkında. Üç kuruşluk tiraj, beş kuruşluk reyting uğruna insanlığın, en azından iki genç kızın tüm yaşamının feda edilmeyeceğinin farkında..
Defne'nin duruşunu da alkışladım. Tuzaklara düşmediği, salyalı ağızlara yem olmadığı ve vakur tavrını koruduğu için..
Eren de susmalı.. Bundan sonra susmalı..
O iki genç kız için, herkes susmalı!..

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu’na aittir. Kaynak gösterilse veya habere aktif link verilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir bölümü kesinlikle kullanılamaz.
Ayrıntılar için lütfen tıklayın.
SON DAKİKA