Türkiye'nin en iyi haber sitesi
HINCAL'IN YERİ HINCAL ULUÇ

Bir Bodrum düğünü..

Odama paldır küldür daldı, sabahın köründe.. "Hayırdır kız" dedim.. "Hayır, hayır" dedi.. "Çok güzel bir haberim var.."
Gülerek salladım..
"Ne o, evleniyor musun?.."
"Evet" demez mi.. "Sen de şahidim olacaksın.."
"Kim kız" dedim.. "Ali Taran" dedi..
Ağzımdan çıkan ilk laf, "Harika" oldu.. "Harika.. Harika.."
Ali'yi tanırım ve severim.. Ayşe, zaten kucağımda büyümüş, kızım gibi..
İki deli dolu, iki çılgın birbirlerini bulmuşlar..
"Ne zaman?.."
"Öbür gün.."
"Otur bakalım şuraya" dedim "ve şimdi beni iyi dinle.."
Evlenme haberinin duyulmasından başlayarak, düğün ve izleyen günlerde bu ülkede nelerin konuşulup yazılacağını çok açık bir dille anlattım ona..
"Bunlara zerre aldırış etmemeye hazır mısınız ikiniz de.."
"Hazırız" dedi Ayşe..
Apar topar gittim Bodrum'a.. Çünkü düğün iki gün sonra..
Şirin bir ev düğünü.. Havuz başında 30 kadar dost.. Her şeyi hem de nasıl en küçük ayrıntısıyla organize eden bir muhteşem insan.. Fulya Terim..
Şirin, sıcak, samimi bir gece..
Nikahtan sonra bir kenara çekildim, etrafı seyrediyorum.. Ayşe'nin en sevdiklerinden, en yakınlarından biri yanıma geldi..
"Hıncal ağbi ne kadar sürer sence?.."
"Önemli mi" dedim.. "Şunların haline bir bak.. Ne kadar mutlular.. Nasıl her halleriyle haykırıyorlar, nasıl çılgınca mutlu olduklarını.. Gözlerinin içi nasıl ışıl ışıl yanıyor.. Bir şey diyeyim mi?.. Bu anı yaşamak için bile değer.. Sadece bu an, bu gece sürse bile değer.."
"Haklısın.. Çok haklısın" dedi..
Ali de Ayşe de harikaydılar o gece..

***

Sonra medyada beklediğim yazı ve yorumlar sökün etti. İçlerince haince yazılanlar da vardı.. Akrep gibi sokanlar..
Ayşe, balayı keyfine ara verip, Sabah'taki köşesinde cevap verdi. Benim ilgim yok. Twitter'de de birşeyler yazmışlar ikisi de..
Yanlış Ayşe.. Yanlış Ali..
Söylenen ve yazılanların iki sebebi olabilir.. Birincisi, gazeteci olarak gördüklerini ve duyduklarını yazmak ve bunlara kendi yorumlarını eklemek.. Buna kimsenin, hele medyanın tam da göbeğindekilerin itiraz hakkı olamaz.. Dost, kardeş falan fark etmez.. Gazeteci yazısının başına oturdu mu, yalnız adamdır, olmalıdır.. "O benim dostum, arkadaşım, sevgilim, akrabam" dedin mi, bitersin.. Okur bitirir seni..
İkincisi.. Seni acıtmak.. Zehir için kaleme sarılanlar vardır. Birini sokmaktan sapıkça zevk alanlar.. İşte asıl bunlara hiç aldırmayacaksın. Aldırsan bile için için.. Dışa dimdik duracaksın ve zerre yanıt vermeden, yolunda yürüyeceksin.. Yanıt verdin mi, canının acıdığını yazdın mı, adamı hedefine ulaştırırsın çünkü.. "Üzdüm, bitirdim" der, müthiş bir orgazm hazzı içinde ve oturur bir daha yazar.. Sen incindiğini hissettirdiğin sürece, o da orgazmını sürdürür, yazar da yazar..
Sevgili Ayşe,
Sana köşe yazarlığına başlarken de başına neler gelebileceğini söylemiş ve "Taşımaya hazır mısın" demiştim. "Hazırım" demiştin o zaman da..
Yazılacağını ve söyleneceğini bildiğin şeylerin yazılıp söylenmesi seni sarsmamalı..
Sana anlattığım, bu sütunlarda da defalarca yazdığım Elizabeth Taylor'un lafını hiç aklından çıkarma..
"Her insan kendi hayatını yaşar.. Ne siz başkasının hayatını yaşayabilirsiniz, ne başkası sizin.."
En iyi arkadaşı Debbie Reynolds'un kocası Eddie Fisher'le evlendiğinde, gazeteciler, yaptığını sorguluyorlardı.. Böyle dedi Liz..
Geçen mart, hastanede ölümü beklerken, yatağının baş ucunda elini kim tutuyordu biliyor musun?..
Debbie Reynolds..
O da, her insanın kendi hayatını yaşadığını biliyordu çünkü..

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu’na aittir. Kaynak gösterilse veya habere aktif link verilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir bölümü kesinlikle kullanılamaz.
Ayrıntılar için lütfen tıklayın.
SON DAKİKA