Tadında bırakmak hayatın her anına uygulanacak bir deyiştir, asırlardan beri.. Sözlük anlamından başlayarak..
Dünyanın en lezzetli yemeğinin başında olduğunuzu düşünün.. İlk kaşıklar size müthiş bir tat verir.. Tamam..
Ama tadında bırakmaz ve yemeğe devam ederseniz, hatta ölüme varan sağlıksız sonuçlara varmanız kaçınılmazdır.
Tadında bırakmanın belli bir süreci yoktur.. Zemin ve zaman içinde hissedilir, bırakma zamanını..
Örnek..
Trafiğe kapalı Taksim Meydanı'nın yanında, zaten halkın oturması ve keyif yapması için yapılmış Gezi Parkı'ndaki bir eylemi, aranıza "Fırsatçılar"ı karıştırmamak kaydıyla, senelerce sürdürebilirsiniz. Tadı kaçmaz. Çünkü orda oturmanızın kimseye zararı yoktur. Orda kitaplıklar kurar, açık ve parasız büfeler hazırlar, geceleri konserler verirseniz, eğlenirsiniz de..
Her sabah çevrenizi temizlemeye gelen görevlilere, ellerinize naylon torbalar alıp yardım eder, Kandilleri mesela kutlarsanız size duyulan sempati artarak devam eder.
Orada kalmayı nöbete bindirirseniz, eyleminiz simgesel olarak sürer de gider..
Burada dikkat edeceğiniz bir şey vardır..
Sizin hiç bir politik amaç, hiç bir ideoloji gütmeden başlattığınız "Parkıma ve yaşamıma dokunma" eyleminizi, bazı fırsatçıların kirletmelerine engel olmak..
Günlerdir, haber kanallarının canlı yayınlarını izliyorum..
Bugün Rusya'da bile kalmayan orak çekiçli bayrakların Taksim'de ne işi var?. Ya da adını bile duymadığım bir yığın partinin kızıl bayraklarının.. Duvarlarda, Tito Yugoslavyasından kalan fraksiyonların adlarının..
Bunlar "Parkıma, yaşamıma dokunma" eylemi mi?. Sabahtan akşama ekranda bu bayrakları, bu yazıları gören ve başından beri size sempati duyan, destekleyen vatandaşlar, "Bu işin içinde iş var" diye düşünmeye ve geri çekilmeye başlamazlar mı?.
"Taksim'e gitmek isteyen istifa eder gider" diyen MHP Başkanı Devlet Bahçeli'ye sakın kızmayın. Bayrağı Üç Hilal olan parti, Orak Çekiçlerin gölgesine gider mi?.
Bu garip parti ve fraksiyon görüntüleri "Bunların amacı ideolojik" diyen Başbakanı haklı çıkarmaz mı?.
Bakın bir güzel örnek yaşadık.
BDP Milletvekili Sırrı Süreyya Önder, daha ilk saatlerde, kendisini sizinle polis terörünün arasına attı. Milletvekili sıfatı ve dokunulmazlığı, size yapılan saldırının hafiflemesini sağladı.
Önder'in bu eylemini, kendi siyasi geleceği, ya da partisi lehine kullandığını gören, duyan, hisseden oldu mu?.
30 yıldır devam eden iç çatışmayı durdurma çabalarının, çözüm sürecinin önde gelen liderlerinden biri olan Önder, ayni görevini Taksim'de de sürdürdü o kadar..
İstediği barış, istediği insanca yaşam, istediği kimsenin kimsenin yaşamına karışmadığı bir düzendi. Eşit, adil ve özgür düzen..
Kin, öfke, nefret değil, sevgi ve saygı düzeni..
Bunları anlattı ve ortadan çekildi..
Yani..
Tadında bıraktı..
Taksim Platformu üç önemli sonuç elde etti.
1. Gezi Parkı'na yeniden girdi ve yerleşti.
2. 1 Mayıs'ta sendikalar girmesin diye İstanbul'u felç eden önlemler alan Vali ve Emniyet Müdürü yerlerinde dururken, DİSK'in KESK'in Taksim'de miting yapmalarını sağladı.
3. Tüm taleplerini en yüksek makamlara sözlü olarak iletme fırsatı buldu.
Şimdi yapılması gereken şey, iletilen taleplerin sonuçlarını soğukkanlılık içinde beklemek.
Taksim'deki gençler de bunu yapıyor. Bunu yaparken de kimsenin yaşamını etkilememeye dikkat ediyor.
Ne var ki, Ankara'daki durum ayni değil.. Öğleden sonra bir haber kanalındaki canlı yayında muhabiri dinliyordum.
"Yıllardır toplumsal olayları izliyorum. İlk defa Kızılay'da miting görüyorum" diyordu, büyük bir neşe içinde.. Bir ezeli Ankaralı olarak ben de keyifliydim. "İstersek onları boğarız" diye tweetler atarak gençleri tahrik eden Belediye Başkanı'nın da ayni görüntüleri izlediğini bilmemin keyfiydi bu..
Ama Ankara'da işin tadı kaçtı..
Bakın neden kaçtı?.
Ankara'yı iyi bilirim. Kızılay'ı ve Tunus Caddesi- Kuğulu Park arasını trafiğe kapadınız mı, kentte hayatı felç edersiniz. İnsanlar evlerine, gece çalışıyor ve okuyorlarsa, işlerine, okullarına gidemezler..
Uzattınız mı, kişisel zarar gören insanlar size antipati duymaya başlarlar. Kentte bozduğunuz düzeni sağlamakla görevli polis harekete geçmek zorunda kalır. Ricaları dinlemez, uyarılara aldırmazsanız, polisin harekete geçmesi zorunlu hale gelir. O zaman tazyikli sulara ve biber gazlarına "Orantısız güç" deme hakkını yitirirsiniz..
Sendikaların mitingi bittikten sonra, kentin kilit noktalarında trafik açılmalıydı.
Açılmadı. Polis harekete geçmek zorunda kaldı.
..Ve o harika öğleden sonranın tadı kaçtı.
Ankara'da olan budur.

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu'na aittir. Kaynak gösterilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz.
Ancak alıntılanan köşe yazısı/haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir. Ayrıntılar için lütfen tıklayın.
YAZARA MAİL GÖNDER
BİZE ULAŞIN