Hafta sonları dağlar gibi yığılmış gazetelerle boğuşmak, yaşam tarzım haline geldi artık.. Her gazete ilaveli çıkıyor.. Bazıları ikişer, üçer, dörder ilave veriyorlar hatta.. Allahtan masamın üzerinde gerçekten dağ gibi yükselen bu yığında okumaya değer çok az şey var da, baş edebiliyorum..
Göz atıp geçiyorum, yüzde 80'ini.. "Oku beni" diyen yazı az..
Hele bu hafta iyice azdı..
Nasıl çok olsun ki.. "Hafta Sonu" deyince, aklına "Soru Cevap'tan başka şey gelmezse..
Bu ülkede her dediği merak konusu olacak, kaç ünlü var?. Her gazete her hafta sonu ortalama 5-6 soru cevap yaparsa, 5-6 hafta sonra "Ünlü" kalmaz.. Lafını kimsenin merak etmediklerine düşersin, o zaman da kese kağıdı malzemesi satarsın, pazar ilavesi diye..
Bu haftanın en şirin yazısını Hasan Bülent Kahraman yazmış gene..
Bir defa başlık çekici..
"Gece treninde aşk!.."
Nice- Paris gece trenine binmiş Hasan Bülent. Yanına güzel bir kız oturmuş. Karşıya da bir delikanlı.. Delikanlı vakit ilerleyince okumak için aldığı kitabı çıkarmış. "Swannların Yakasından.." Marcel Proust..
Kız kitaba bakmış.. Oğlana sormuş "Ne anlatıyor.."
Oğlan hıyarın biri. Kitabı anlamamış bile.. Bir de "Sıkıcı.. Her cümle bir sayfa sürüyor" demez mi?. Hasan Bülent'in ekmeğine yağ sürmüş, cümlelerin bir sayfa sürmesi.. Bizimkinin tam uzmanlık alanı ya.. Bir başlamış Proust'u ve Swannların Yakası'nı anlatmaya.. Kız büyülenmiş tabii. Hasan Bülent 3-0 galip.. Zafer, Paris'te kutlanıyor genç kızla.. Ama Hasan'ın oynanmış maçlarla ilgisi yok.. "Önümüzdeki maçlara bakalım"cılardan.. Merakla beklediğim Paris günlerini değil, Marcel Proust'u anlatıyor yazının devamında.. Ola ki, Proust meraklısı kızlar bizde de vardır!.
Ben mi?. Hasan Bülent'in yazısında anlattığı çağdaşları, Dostoyevskiler, Stendhaller, Flaubertler'i, etkilediği 20. Yüzyıl yazarı Graham Green'i çok severim ama, Proust, Nice trenindeki "Hıyar" delikanlı gibi ısınamadıklarım arasındadır.
Yakup Kadri'nin çevirisini başlayıp bitirememiştim. Hasan Bülent üstadın o çeviride büyük bir yanlış yaptığını söylüyor, ama yanlışı söylemiyor..
Bizi merakta bırakmak, çeviri sanatı üzerine yazacağı yeni yazıya "Teaser" yapmak için mi?.


***

Melike Karakartal'ın Hürriyet Kelebek'teki "Einstein'e Buzlama"sı, insanın tüylerini ürpertecek bir yazı aslında..
Discovery Science kanalında Einstein fotoğrafında üstadın adeta simgesi olan piposunu buzlamışlar..
Yani durumdan vazife çıkarmak, vur deyince öldürmenin daniskası artık. İnsana "Türkiye nereye gidiyor" diye de sordurmuyor.. "Kör müsün" diye cevap verdiriyor..
Yahu çocuklar sinemaya gitmiyor mu?. Çocuklar gazete dergi okumuyor mu?. Çocuklar sokakta yürümüyor, parka gitmiyorlar mı?. "Kapalı yasak" diye tüm sigara içmeleri sokaklara ve yeşil alanlara aldık. Çocuğun hayatı tütün görüntüsü, tütün dumanı içinde geçiyor. RTÜK, Einstein'in pipolu resmine buzlama istiyor.. Yani pes?..
Yahu Sherlock Holmes'i ne yapacaksınız?. Adam puroyla yapışık doğdu ve öldü?.
Bu ülkede bir "Akil adam" çıkmayacak mı, "Ayıptır beyler" diyecek. Aklıselimin yolunu gösterecek?.

***

Sabah/ Cumartesi Ersin Kalkan'ın Tire'yi anlattığı yazı çok ama çok güzeldi. Ama beni vuran geleneksel rahvan at yarışları bölümü oldu..
Sıtkı Usta beni 90'lı yıllarda Kütahya'ya davet edip, oradaki dünyaya yeter kültür, sanat, doğa ve tarih hazinesini gezdirmeye başlayınca, araya bir de "Rahvan At Yarışı" koymuştu.
Ne heyecanlıydı o gün, Sıtkı Ustam..
Ersin'in satırlarını okurken, Sıtkı Ustamı ne kadar özlediğimi hatırladım.. O Kütahya coşkusu.. O Kütahya heyecanı.. O Kütahya'ya adanmış hayatla dolu Sıtkı Ustamı çok özledim, çok..
Kızı Nida aradı geçen hafta.. Sıtkı Usta Müzesiyle ilgili çalışmalar çok olumlu sürüyormuş. "Açılış yakın" dedi, Nida..

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu'na aittir. Kaynak gösterilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz.
Ancak alıntılanan köşe yazısı/haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir. Ayrıntılar için lütfen tıklayın.
YAZARA MAİL GÖNDER
BİZE ULAŞIN