Türkiye'nin en iyi haber sitesi
HINCAL'IN YERİ HINCAL ULUÇ

Bir "Garip" film!.

Aslında, başlıkta "Manyak" dememek için "Garip" dediğimi itiraf ederim.. Geçen yıl Cannes Film Festivali'ni birbirine katan ve jüri özel ödülü alan, Yunan Yönetmen Yorgos Latnthimos'un ilk uzun metraj İngilizce (Orman sahneleri Fransızca) filmine, meraktan gittim.
YA'lar (Young Adults/ Genç Olgunlar) için çekilen ve büyük ilgi toplayan distopik, yani kötü gelecek üzerine bilim kurgu filmlerini de hep ilgiyle izlemiştim zaten..
Ne var ki, The Lobster (Türkçe ad koyma zahmetine dahi katlanmamış ithal edenler) bir YA filmi de değil.. YA'larda kahramanlar gençlerdi hep.. Bu defa kahramanımız bir orta yaşlı. Adamı canlandıran da hayatının bence en başarılı rolünü oynayan Colin Farrell..
Bana kanıp gidenler içinde filmden nefret edenler çoğunlukta olacaktır ama özür dileyerek söyleyeyim, ben Lobster'e (Istakoz demek) bayıldım.
Film, Galatasaray'la birlikte gittiğim İrlanda Cork City kırlarında ve Dublin'de çekildiği için hoş anılar da getirdi, onların da etkisi var tabii.
Efendim bir gelecekte, nasıl bir gelecekse, nüfusun çokluğu değil, azlığı sorun olmalı. Devlet herkesin çift yaşamasını ve çocuk sahibi olmasını istiyor. Çocuğu olmayanlara çocuk veriyor.
Yalnız yaşamak yasak. Yalnız olanlar, kent dışında, orman içinde bir otele gönderiliyorlar. Bu otel hep yalnız gelenlerle dolu. Otelde kaldıkları 45 gün içinde, kendilerine bir eş bulmak, çift olmak zorundalar. Başaramayan 45 gün sonunda kendi seçtiği bir hayvana dönüştürülüyor.
Karısı tarafından terk edilen Colin Farrell köpeği ile otele geliyor. Köpeğin daha önce ayni otele gelen ve eş bulmayı başaramayan ağabeyi olduğunu öğreniyoruz, sonra..
Ormanda da bir isyancı gurup var. Bunlar aslında devlete baş kaldıranlar. Çift yaşamayı reddediyorlar. Herkes yalnız yaşayacak. Bir başkası ile flört dahi yasak ormanda..
Colin, 45 günde kendine eş bulamayınca, ıstakoza dönüşmemek için ormana kaçıyor. Aşkın mecburi olduğu otelde bulamadığını, yasak olan ormanda bulunca da işler iyice karışıyor..
Filmin fevkalade güzel müziği de var. Yani soundtrackini almak isterim öylesi..
İçindeki Beethoven string kuartetin kullanılışı harika mesela.. Ama finalde herkes kalkıp giderken, son jenerik üzerine binen Sagapo öldürdü beni..
Üniversite öğrencisiydim, Boy on a Dolphin filmini dört kez bu şarkı için izlediğimde.. Kızlar da bayılmıştı.. Sophia Loren'in ilk Hollywood filmiydi. Alan Ladd ile oynamıştı.. Hydra adasında geçen enfes bir aşk öyküsüydü. Sophia'nın çıplak ayakla oynadığı Yunan dansı efsane olmuştu.
Sagapo'nun finalde olmasının sebebi var tabii. Filme giderseniz, anlarsınız.. Tabii dikkatle izlediyseniz.

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu’na aittir. Kaynak gösterilse veya habere aktif link verilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir bölümü kesinlikle kullanılamaz.
Ayrıntılar için lütfen tıklayın.
SON DAKİKA