Türkiye'nin en iyi haber sitesi

Yıllar önce.. Paris'te tatildeyiz, Ertekin'le.. Zevklerimiz ayrı.. O durmadan alışveriş yapar.. Ben Paris'i gezerim. Dünya kültür ve sanat merkezi Paris'i.. Öğlenleri Avenue de Montaigne'de, o zamanın en ünlü mekânlarından Bar des Theatres'de buluşuruz.. O gün erken geldim.. Bekliyorum.
Barın emektar, 40 yıldır orda çalışan şefi geldi yanıma.. O şef ki, Ertekin 20 sene yaşadığı Paris'e 20 yıl sonra dönünce, bizi restoran girişinde görünce "Oooo!.. Mösyö Dinçay" diye koşarak ve sarılarak karşılamış ve "Ayni masa değil mi" demişti.. Düşünün..
20 yıl sonra..
O masada işte beklerken, Şef yanıma geldi..
"O beklediğiniz adam var ya.." dedi..
"Onun kıymetini bilin.. Yıllar önce bu sokakta yaşar, her öğlen de burada yemeğe gelirdi.. Burası Paris'in mezonlar sokağıdır. En ünlü giyim markalarının yani.. Bu mezonların tasarımcıları her öğlen gelir, Ertekin'in o gün ne giydiğine, hangi renkleri yan yana getirdiğine bakarlardı. Onun müthiş zevki, Paris'in en ünlü modacılarına, Paris Modasına ilham olurdu.." Ertekin, Paris'te hayatını modacı olarak kazandı. Hepsini Türkiye'ye getirdiği biçki, dikiş ve ütü takımları vardı atölyesinde.. Durun size yaşadığımı anlatayım en iyisi..
Bir gün Paris'ten Londra'ya trenle gidiyoruz, Manş Denizi'nin altındaki hani o ünlü tünelden geçen tren..
Karşılıklı oturuyoruz.. Birden etrafımızı çığlık çığlığa bir kalabalık sardı.
Yani kılık, kıyafet, hal ve tarzlarından, hiç de öyle çığlık atacak tipler gibi değiller.. "Ertekin.. Ertekin" diye bağrışan Fransızlar.. Tanıştırdı Ertekin.. Kontes falanca.. Barones filanca.. Hepsi asil.. Hepsi unvanlı..
Paris sosyetesinin en önde gelenleriymiş, Ertekin hepsini giydirirmiş onların...
İki türlü.. Bir gerçekten kendi çizip, kendi biçer ve dikermiş.. Çok yakınlarına kendi yaparmış.. Paris dönüşü aletlerini beraberinde getirmişti. Uzun süre benim evin bodrumunda kaldı hatta, sonra, benim eve o taşındı, attı mı, sattı mı bilmem..
İkincisi.. Asıl.. İmaj maker olarak.. Sosyetenin asil kadınları Ertekin'le çıkarlarmış en pahalı, en marka mezonlarda alışverişe.. Ertekin kendi zevki ile seçer, giydirir, bakarmış..
Dünyada en pahalı iştir, imaj makerlık.. Çünkü parayla marka satın alırsınız, zevk değil.. O zaman iyi giyinmek için zevkli ve işi bilen birinin profesyonel yardımına ihtiyacınız vardır.
Ertekin çıktığı kontesi, her mezondan ayrı bir parça alır, gün sonunda şapkasından ayakkabısına, muhteşem bir kombinle giydirirmiş. Markalar, ama zevk, estetik kombini..
Ertekin, Paris'te modacılığı ile beyler gibi yaşadı. En üst sosyeteden çevre edindi.. Döneli çeyrek asrı geçti, ama adı Paris'te hâlâ efsane..
Örnek mi?..
Bir defasında Korcan (Karar), ben, Ertekin.. Paris sokaklarında dolaşıyoruz..
"Size Paris'te ilk oturduğum evi göstereyim" dedi, Ertekin..
Yürüdük. Bir apartman önünde durduk.
İkinci katı işaret etti.. "İşte burası" diye.. Bakıyoruz..
İçerden bir delikanlı fırladı..
Kapıcıymış. Şüphelendi herhalde, üç tane yabancı, binanın önünde, bir kata bakıp fısıldaşıyor.. Ertekin "Ben burada yıllarca oturdum" dedi, delikanlıya..
"Siz Mösyö Ertekin misiniz" dedi, genç anında.. "Benim babam buranın kapıcısıydı, hep anlattı bize, bu dairede yaşayan Türk'ü..
Paris'in en güzel partileri verilir, sosyetenin, sinemanın en ünlüleri gelirmiş, Alain Delonlar, Jean Paul Belmandolar ve onların peşindeki dünya güzelleri...." Bir de resim çektirdi Ertekin'le..
Örnek mi?
Paris'e gidiyoruz. Mudo, (Taviloğlu) Zafer Anıtı'nın arkasında bir gece kulübü tarif etti. En hip yer orasıymış o sıralar..
Gittik Ertekin'le..
Patron masamıza geldi anında.. Meğer Paris gecelerinin en meşhur işletmecisiymiş.
Ertekin'in 40 yıllık dostu. Bir sevgi, bir itibar.. Gecenin bir vakti, bir kadın geldi, sarıldı, "Ertekin" diye..
Cami de mihrap da yerinde duruyor.. Michele Mercier .. Üniversite yıllarında tüm sınıf aşık olduğumuz Anjelik filmlerinin muhteşem oyuncusu.. Anlattım bizim gençliği nasıl salladığını.. Çok hoşuna gitti.
"O zaman benimle dans edin genç adam" dedi.. Michelle Mercier ile dans ettim, Ertekin sayesinde iyi mi?.
Saatlerce bizimle oturdu. Ertekin 'a davet etti. O kış geldi Michelle İstanbul'a, inanmazsınız?.. Ve her gece Ertekin'in Levent'teki Çatı Kulübü'nde bizimle buluştu..
Örnek mi?.
Dünya Kupası mı ne.. Paris tıklım tıklım dolu.. Duyduk meşhur George V Oteli'nin yanında yeni bir disko açılmış.. Yıkılıyormuş.. Apo (Kiğılı) "Gidelim" diye tutturdu. 9 sap erkek.. Gittik ki, kapının önünde 150 metre kuyruk..
İçerisi tıklım..
Kapıda görevli, kaç kişi çıkarsa, o kadar içeri alıyor, sıradan da değil.. Seçerek.. Bize sabaha kadar sıra gelmez, gelse de 9 sapı almaz bu herif..
Ertekin, kuyruğu bıraktı, kapıya gitti. Orda çıkan kadar insanı seçip seçip alan adamla bir şeyler konuştu..
Döndü.. "Biraz bekleyelim" dedi.
Az sonra o burnundan kıl aldırmayan "Seçici" bize koştu, saygıyla eğildi..
"Buyrun efendim" dedi..
Ne sıra, ne mıra.. Biz kalabalığı yararak içeri girdik ki, adım atacak yer yok.. Belediye otobüsü gibi içerisi..
Birden havada önce bir masa uçtu, sonra sandalyeler. Kulübün tam göbeğine, hepsi ayakta duran milleti, ite kaka yerleştirdiler bize getirdikleri masa ve sandalyeleri.. O gece, o ünlü disko, Budha durmadan Tarkan ve Bülent Ersoy çaldı, Ertekin'in şerefine.
Krallar gibi oturduk. Meğer o kulübü açan da Ertekin'in yıllar önceki dostlarından biri değil miymiş?.
Örnek mi?.
Dünya Atletizm Şampiyonası..
Paris gene tıklım. Rezervasyonsuz McDonald's'da yer yok nerdeyse..
Kalktık, kentin en ünlü, en lüks Çin Lokantası Diep'e gittik.
"Rezervasyonumuz olmadığını" öğrenince güldüler bize.. Ertekin "Bekleyin" dedi gene.. , Korcan, ben, çok beklemedik. Gene yerlere kadar eğilen bir garson.. Gene açılan bir masa.. Gene baş köşeye kurulmamız..
Ertesi gün, daha eski, Paris klasiği Ton Yen'e gittik. Avrupa'nın en ünlü Çin Lokantası o yıllardır.. Yer yok tabii.. Bizde rezervasyon da.. Ama Ertekin yanımızda, korkumuz yok..
"Madam Falanca nerde" dedi, Ertekin.. Madam Patronmuş..
Şef "Artık yaşlandı, geceleri gelmiyor" dedi.. Bizimki "Telefon edin" dedi.. "Ertekin geldi diyin.." İnanın 10 dakika sonra, 70 mi, 80 mi bilmem, yaşlı bir kadın evinden fırlayıp geldi, Ertekin'e bir sarıldı, inanmazsınız.. Para mara da ödetmedi bize..
"Komünistler gelince, (Mitterrand'ın seçimi kazanmasını öyle yorumlamış Paris sosyetesi) yani Ertekin'in çevresi asiller "Artık bize burada rahat vermezler" diye Paris'i terk etmişler..
Ertekin de "O zaman ben de artık burda yaşayamam" diye çıkmış Paris'ten.. Dönmüş İstanbul'a..
Ben o zaman tanıdım. Broz sokakta harika bir kulüp işletiyordu. Oradan Dalyan'a geçti.. Dünya güzeli yazlığa..
İzel, Çelik ve Ercan'ı ünlü yapan odur. Sonra Levent'te gene efsane olan Çatı'yı açtı..Her gece tıklım tıklım.
Her gece yer bulunmaz ve biz her gece sabahlıyoruz.
"Sabahlara kadar sürünmek sana göre değil. Bırak barcılığı, kulüpçülüğü, cafe aç" dedik.
Kemal Persentili büyük dostluk yaptı. 'deki mekanını Ertekin'e verdi. Cafe des Theatres öyle açıldı.
Müthiş bir yer oldu.. Ama Ertekin sıkıldı..
Boşladı.. Biz dostları da "Hayatını keyfince yaşasın, kime ne" dedik..
Çünkü orası cafe değil, Ertekin'in oturma odası olmuştu adeta.. Oyalandığı, dostlarını ağırladığı yer olmuştu.
Para işlerini hiç bilmeyen Ertekin'e pek bir şey kazandırmadı ama son gününe kadar ele güne muhtaç etmeden yaşattı işte..
Ertekin bir anıttı.. Bizim Türkiye'de pek kıymetini bilemediğimiz bir anıt..
O bir Paris Efsanesi'ydi. Onu yaşayanlar, hatta onu yaşayanların nesilleri unutmadılar..
Öldüğü günün gecesi 10 sularında telefonuma, yeğenim Zeynep'ten bir mesaj düştü..
"Ertekin amcanın veda ettiği gün Paris'in kalbinin yanması ilginç bir tesadüf değil mi?. Notre Damme yanıyor!." Hem de nasıl Zeynep!. Hem de nasıl.
Ertekin'le çok gittik Notre Damme'a.. Önünde bir taş vardır..
Üzerinde "Paris'in Sıfır Noktası" yazar.. "Paris'i ilk kuranlar, önce tapınaklarını yapıp, sonra etrafına yerleşmişler" diye anlatılır.
Geçen son bahardan beri her buluştuğumuzda "Bu yaz muhakkak bir Paris yapalım" diyen, Paris aşığı sevgili dostumla o "Veda" gezisini yapamadık..
Ama Paris, Sıfır Noktası Notre Damme'ın çatısı ve kulesini, yani şapkasını, alevlere vererek selamladı, onu en çok seven "Mösyö Şapo/ Bay Şapka"sını!..

***
Hayatımın en güzel günlerini paylaştım Ertekin'le.. İçerde, dışarda..
Galatasaray'ın o efsane 1999-2000 yılının tüm dış gezilerinde beraberdik..
Her geziden kutular dolusu şapkayla dönerdik.. Dünyanın belki de en zengin şapka koleksiyonu onda olurdu, eğer, önüne gelen ve "Bu şapkayı çok sevdim" diyen kıza o şapkayı hediye etmeseydi.
Şapka merakının sebebi, sanıldığı gibi "Orijinal olmak" değildi. Zaten her hali ile orijinaldi o..
Şapka onun görünüm, estetik zevkiydi.
Altın oran, matematik ve sanatta, bir bütünün parçaları arasında gözlemlenen, uyum açısından en estetik boyutları verdiği sanılan geometrik ve sayısal bir orandır. En basit ifadeyle, boyun, ene bölünmesiyle bulunur.
Eski Mısırlılar ve Yunanlar tarafından keşfedilmiş, Leonardo da Vinci ile mimari ve sanatta uygulanmaya başlanmıştır.
Ertekin'in omuzları çok geniş, boyu ise orantılı olarak kısaydı. Biyolojik olarak uzatamadığı boy sorununu Ertekin estetik zevkiyle çözmüştü.
Başından hiç ayırmadığı ve artık vücudu ile adeta bütünleştirdiği şapka, baktığınız zaman boyunu uzatıyor ve görüntüsünü "Altın Oran"a getiriyordu işte!.
***
Sevgili Dostumun cenazesine katılmayacağım bugün..
İki sebepten.
Birincisi genel.. Yaklaşık üç yıldır, cenaze töreninden çok "Cenaze Kokteyli"ne döndürülen ve bir ölüye saygı değil, gelen kameralara görünme ve konuşma yarışına girilen cami avlularına gitmiyorum.. Yazdım da, herkes biliyor.
İkincisi özel!.
Yapay insanlara tahammül edemiyorum.
Fiziksel yapaylara.. Botoks ve silikonla ifadesini kaybetmiş suratlara bakamıyorum. Ruhsal yapaylara daha da tahammül edemiyorum.
Suratlarına sahte bir "Hüzün Maskesi" takmış olanlara da.. Bugün o cami avlusunda yüzünü görmek, elini sıkmak, üzüntümü paylaşmak istemediğim kişiler olacak. Ben onlar gibi rol yapamam.
Onları görmemek için gitmeyeceğim.
Ertekin de zaten cenazeleri sevmezdi.
Yakın dostlarından biri ölmüştü.
Öğleden sonra Ertekin'le Ortaköy'de oturuyoruz, ortak ve candan dostumuz, sevgili ve rahmetli Demir Ural geldi..
"Yahu, en yakın arkadaşındı, niye gelmedin cenazeye" dedi. Ertekin cevap verirken düşünmedi bile..
"Yaaa!.. Ayıp oldu adama!."
***
Hayatında hiç ama hiçbir şeyi kendine dert edinmedi. Kanser olmasını bile kafasına takmadı.. 15 yıl birlikte yaşadı onunla..
Bugün sağlıklı yaşam doktorları, hani Karataylar, Müftüoğulları ile alay etti hayat boyu.. "Yemeyin" dedikleri ne varsa, sadece onları yedi.. Un..
Tuz.. Şeker.. Günde 20'ye yakın çay kahve içerdi, beşer şekerli.. Etin kırmızısını yer, beyazını ağzına koymazdı.
Sebze ve meyveden nefret ederdi.
Doktorlar ona benim yanımda "Gazlı içecekleri ağzına koyma" dediler. Günde 20 tane Coca Cola içerdi. Diyet falan değil.. Normal..
Sabah kalkar, gece uyuyana dek, önüne ne gelirse yerdi.. Kaç öğün bilmem.
Midesi yatağa girerken bile dolu olurdu.
Israr ettik bir defa.. "Feci yaşıyorsun..
Bir kontrol yaptır" dedik..
Zorla götürdük hastaneye..
İki gün sonra elindeki raporu salladı bize..
"Sizin yüzünüzden üç yüz lirayı sokağa attım.. Doktor 'Sonuçların 20 yaşında genç gibi' dedi.. İşte raporu.." Bin defa hastaneye düşüp, bin rapor aldım, anlarım. İnanmadım, baktım.. Tüm değerleri normalin de altındaydı hatta..
Üç şey vardı bu raporu böyle yapan..
İçki içmezdi bir.. Sigara kullanmazdı, iki.... Ve en ama en önemlisi gamsızdı..
Hiç ama hiçbir şeyi dert edinmez, Dünya yansa umursamazdı.
Mutlu, keyifli, uzun yaşadı.
Sürünmeden, "Ayakta" öldü..
Böyle hayatı kim istemez ki?.
***
Ertekin'in ömrünün son çeyreğini rahat yaşamasını sağlayan kişi ortak dostumuz Kemal Persentili'dir.
Ortaköy'ün en iyi yerindeki o dükkanı Persentili, komik bir kira ile, hatta onu bile almadan Ertekin'e bırakmıştı.
Teşekkürler Persentili..
Son zamanlarında, hiç yanından ayrılmayan ve onun bütün işlerine koşturan, gönüllü yardımcısı Bedros'tu.. Her işine koştu. Her sorununu çözdü. Onu korudu, kolladı..
Teşekkürler Bedros!.

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu’na aittir. Kaynak gösterilse veya habere aktif link verilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir bölümü kesinlikle kullanılamaz.
Ayrıntılar için lütfen tıklayın.
BİZE ULAŞIN