Türkiye'nin en iyi haber sitesi

Sinema en büyük hobim.. "di" diye eklemem lazım lafın sonuna.. Nerde 1955/ 60'lardan beri bu ülkeye gelen her filmi izlemeye mecburmuş gibi hisseden Hıncal, nerde özellikle son yıllarda sayısı baş döndürücü hızla artan performans sanatlarından, tiyatro, sinema, konserlerden, sinemaya vakit bulamayan ben..
Yani, 2010'da Avrupa Kültür Başkenti olduk ya.. Onu beklermişiz.. Patlama yaptı, İstanbul.. Öyle ki, bir akşam bir yere giderken, aklım başka iki yerde kalıyor.. Anlayın..
Bu yüzden, son günlerde gündem olan 'ın yeni "Tür Denemesi" Karakomik Filmler'e ancak vakit bulduk da, nihayet gidebildik, yardımcı kardeşlerim Ercan ve Caner'le..
"Tür denemesi" dediğim, "Bir biletle iki film!."
Bir bilet alıyor, giriyorsunuz. Birer saatlik iki film izliyorsunuz..
Bir zamanlar televizyonda çok sevilen bir dizi vardı. "Twilight Zone." Her bölüm ayrı ve sürprizli bir öyküyü anlatırdı. Öyle iki film çekmiş Cem..
"Sürprizli" dedim de.. Benim de bir sürprizim var..
Başlıkta "Cem Yılmaz'da çok güldük" dedim ya.. Bütün salon hiçbir Cem Yılmaz filminde gülmediğimiz kadar güldük.
Filmden önce yayınlanan yeni 'ın yeni filmi 6'nın fragmanı bütün salonu gülmekten öldürdü.
Eski okurlar hatırlar..
"Bu seyirci Recep İvedik'e niçin gülüyor" diye yazmıştım da, bir sinema kulisinde rastladığım Şahan "Ağbi ben sana niye güldüklerini anlatayım, bir yemek yiyelim de" dedi. Sonra bir başka yazımdan bana kızdı. Yemeği geç, selamı sabahı kesti.
Bu defa fragmanda kahkahalar atanlar arasındaydım.
Konya derken, yanlışlıkla Kenya'ya giden Recep'in maceraları oluyor, "6!."
Yani başlar başlamaz koşacağım.. Gülmeye o kadar ihtiyacım var ki..
Cem Yılmaz'ın "Karakomik" dediği birer saatlik filmler, şimdilik 3 tane..
2 Arada, Kaçamak ve Emanet.. İlk ikisi şu anda oynuyor. Üçüncüsü seneye..
Eleştirmenler genelde iki film hakkında da olumlu yazdılar ama, ilk filmi daha çok tuttular.. "Keşke 2 Arada, ikinci film olsaydı" dediler..
Ben ikinci filmi, Twilight Zone'a daha çok benzeyen Kaçamak'ı, daha çok sevdim.. Eleştirmenler Kaçamak'ın finalini sevmemiş olabilirler. Haklı da olabilirler..
Neyse..
Zaten şu ana dek okuduklarınızdan anlamışsınızdır..
Cem Yılmaz, insanları güldürme değil, düşündürme amaçlı filmler çekiyor.. Yani amacı para kazanmak değil, sinema sanatında iz bırakmak..
Parayı sahnede bol bol kazanıyor.. O sahne şovunu bire bir videdoya çekiyor, sinemalara dağıtıyor.. Salonlar tıklım tıklım. Kazandığı o parayı "Film" yapmak için harcıyor..
Bu ülkede "Film" yaptınız mı, seyirciniz az olur..
Cannes'da Altın Palmiye, Antalya'da Altın Portakal, Adana'da Altın Koza kazanan ne filmler, yarıyı geç, hatta tümü boş salonlara oynar bizde..
Bunları niye yazıyorum..
Son zamanlarda öyle siyasi oldu ki medyamız.. Polis/ Adliye ve magazin haberleri, hatta yorumları, siyasi görüşlere uydurulmaya başlandı.
Barış Pınarı Harekatı başlar başlamaz. Cem Yılmaz açıklama yaptı.. "Bu haftaki şovumun tüm gelirini Mehmetçik Vakfı'na bırakıyorum."
Mehmetçik Vakfı.. Şehit ailelerine yardım eden Sivil Toplum Kuruluşu..
"Alkış" değil mi?.
Amma velakin, Cem Yılmaz muhalifmiş. En evvel ve en anlamlı tepkiyi gösteren Cem, yerden yere vurulmaya başlandı. Efendim sosyal medyada destek mesajları atmamışmış..
Yahu eskiler ne demiş?.
"Ayinesi iştir, lafa bakılmaz. Şahsın görünür rütbe-i aklı eserinde.."
Yani, "Kişinin lafına değil, yaptığı işe bak!."
O linç aracı sosyal medyaya bir mesaj atmak bedava.. Oysa tıklım tıklım dolu bir açık havanın tüm bilet gelirleri kaç para beyler?.
"Niye mesaj atmadın, niye mesaj atmadın" diye çocuk mızıkçılığı yapan kardeşlerim.. Bunu yazarken siz mesela "Mehmetçik Vakfı'na, yarım, çeyrek maaş bağışladınız mı?."
Diyelim Cem, bu asıl örnek alınması gereken jestinin dikkate alınmadığını ve linç edildiğini görüp, bir mesaj atsa, bu defa ne diyecektiniz, hepimiz biliyoruz değil mi?.
"Gişesi iyi gitmiyor da.. Biz uyardık da şimdi kıvırıyor.."
Haksız mıyım?.
Yahu bu ülkede filmleri en çok gişe yapanlardan biri olan Şahan'ın, yapımcıyı istismar eden promosyon ve seyirciyi usandıran reklamlara düzen getiren yeni yasanın yürürlüğe girmesi dolayısı ile Başkan Erdoğan'a teşekkür etmesinden doğal bir şey var mı?.
Buyrun başlık..
"Şahan Gökbakar'ın boykot korkusu geri adım attırdı.."
Şimdi siz Cem, siz Şahan olun bakalım!.
Neyse..
Doğru dürüst, "Film gibi" bir, pardon iki "Film" birden izlemek istiyorsanız, kafanızdan "Cem Yılmaz Şov" peşin hükmünü çıkarın..
Kahkaha atmaya değil, yer yer güldüren, ama daha çok duygulandıran, düşündüren, iyi çekilmiş, iyi yönetilmiş ve de çok ama çok iyi oynanmış iki çok değişik film izlemeye gidin. O zaman çok keyifli iki saat geçireceksiniz.
Önce yüreğine, sonra eline sağlık Cem!.

***

Bu arada.. Cem yazısı ya.. Biterken ben sizi güldüreyim biraz..
Cem Yılmaz'ı, hele filmlerini en çok eleştirenlerdenim.. Şovlarına da tekrar tekrar koşarım. Her zaman.. O da cevabını bana sahnede dokundurarak verir.
Çok zaman evvel, gene her fırsatta gidip kahkahalar attığım bir şovu için Açık Hava'da en önde oturuyorum. Vakit gece yarısını geçti. Cem'ın şovu hala sürüyor..
Saatine baktı.. Dedi ki..
"Buraya gelirken, kapıda taksici kardeşlerim yolumu keser 'Aman Cem Abi, ne olur uzat!. Uzat ki, vakit gece yarısını geçsin. O zaman taksi fiyatları yüzde 50 zamlanıyor' derlerdi. Ben de uzatırdım. Şimdi o uygulama kaldırıldı. Fiyatlar hep ayni, ama bu gece ben gene de uzattım. Niye?. En önde Hıncal Abim oturuyor. (Eliyle beni gösterdi) Bu şova beşinci gelişi.. Esprileri anlamadığı için tekrar tekrar geldiğini görünce, karar verdim. Hıncal Abim de anlasın diye bu gece ağır ağır anlattım.."
Bütün Açık Hava bastı kahkahayı.. En çok da en öndeki ben!.
Mizah budur, dostlar!. Mizahçı, sanatçı budur.
Onun sağı solu belli olmaz..,Olursa zaten, sanatçı olmaz!.
Halkın sanatçısı "Hiç" olmaz!.

*

İyi seçim, İmamoğlu!.

Genel Sanat Yönetmenliği'ne getirilmiş. Büyükşehir Belediye Başkanı 'nu bu seçimi için yürekten kutlarım. Tiyatroyu seven, izleyen, 60'dan fazla yıldır yazan biri sıfatı ile de, bu seçimin çok yerinde olduğunu söyleyebilirim. Hatta, "1984 yılında bu göreve gelen Gencay Gürün'den (Bedrettin Dalan) bu yana, en isabetli seçim" diye not da düşebilirim.
Şehir Tiyatroları da, Devlet Tiyatroları gibi her zaman siyasi tercihler içinde olmuştur. Çünkü Devlet Tiyatroları "Milli Eğitim/ Kültür Bakanlıkları'na bağlıdır. Yönetim atamalarını siyasi bir kurum yapar.. Şehir Tiyatroları da Belediye'ye, yani bir başka siyasi kuruma aittir. O zaman, kabul edeceksiniz bu atamalar bir ölçüde siyasi olacaktır. Önemli olan uygulamadır.
"Kim" değil!.. "Ne yapıyor?."
1957'den beri tiyatronun içinde olan bir yazar olarak, siyasi varlığı hep kabullendim.
Seçimlerin isabet ve liyakatine baktım sadece. Sonra da uygulamayı eleştirdim.
Öyle baktığım için işte, diyorum ki, "Ekrem İmamoğlu bu tiyatroyu en iyi şekilde yönetecek bir Genel Sanat Yönetmeni buldu." Mehmet Ergen'i ben çevirmen/ yönetmen olarak tanıdım.
Kenterler'deki İnishmorelu Yüzbaşı'dan bu yana, onun imzası benim için senet oldu hep.
Harika çevirmendir. Muhteşem oyunlar çevirdi. Çok iyi yönetmen, çok da iyi yapımcıdır. Tiyatrolar kurdu, yönetti.
Özetle.. Ergen uluslararası sanatçıdır. Tiyatro'nun Kabesi, Londra'da, West End'de tiyatro kurdu, yönetti. Tiyatro alanında almadık ödül bırakmadı..
Daha ne istersiniz, söyler misiniz?.
Başarılar Mehmet Ergen!.

*

Hasret!. Ne güzel!.

İki hafta sonu öyküleri yayınlamam nasıl ilgi çekti.. İnanın yolda çevirip kutlayanlar var..
Kim olduğumuzu, kimlerden geldiğimizi, güzellik, hasletlerimizi anlatan Ömer Seyfettin'i sevenler, okuyanlar, okutanlar ne kadar çokmuş..
"Ben edebiyat öğretmeniyim" diyen okur Sertaç Ayyıldızlı "Hikaye konusu geçince Ömer Seyfettin ve Refik Halit'i mutlak anlatırım, öğrencilerime" diyor. "Refik Halit, memleket ve gurbetin ne olduğunu anlatır, Ömer Seyfettin, Tarihin şanlı sayfalarını ve kişisel özgüveni.. Bu iki yazarın kitaplarını tüm öğrencilerine tavsiye ederim. Ömer Seyfettin yazılarınız için tüm edebiyat öğretmenleri adına teşekkür ederim."
Sertaç hocam "Küçük bir çocuğun yalanla tanıştığı Kaşağı hikayesi ne eğiticidir" diyor.. Ne güzel.. Ben, bu pazar için tam da onu seçmiştim, Hocam..
"Ömer Seyfettin okumak, okutmak, vatana, millete, şehitlere borcumuzdur" diyen Cemal Hüseyin Çağlar da "Bugünlerde Yalnız Efe okunmalı" diye yazmış.
O da sırada Cemal!. O da sırada..

*

Sevim İşgüder!..

Bebek Badem Ezmecisi bir efsanedir.. Onu efsane yapanlardan biri de Sevim Hanım'dı.. Sevim İşgüder.. Ölümünü gazete ilanında görünce, burkuldum.. Nasıl burkulmam?.
Dünyaca ünlü (Gerçekten öyle) Bebek Badem Ezmecisi'nin üçüncü kuşağıydı Sevim Hanım. Ben onu, 1960'lerden sonra İstanbul'a gelmeye başladığımda tanıdım ve nasıl sevdim..
Her dönüşte mutlak Bebek'e uğrar, anneme bir kutu alırdım, badem ve fıstık ezmesi..
Lastik eldivenleri dizer, kutuya özenle yerleştirmeye başlarken, bana, aslında her müşteriye, aldıklarımdan birer tane ikram ederdi.
İstanbul'da en sevdiğim yerdi Bebek Badem Ezmecisi, Sevim Hanım'ın muhteşem sevimliliği yüzünden.
Kalabalık olduğu zaman mutlu olurdum. Bir köşeye oturup onu seyretmeye bayıldığım için.. Bir de kadrolu kedileri vardı..
Holly ile geldiğimizde bir kaç kutu alırdık. Ankara'ya hediyelik.. Bir de minik kese kağıdı, kendimize.. Yolda atıştırmak için..
Amerika'ya, kayınvalide ve kayınpedere giderken bir defasında kocaman bir paket yaptırmıştım. Nasıl bayılmıştı, hem aile, hem de ikram ettikleri komşular, Reno'da..
Hele Ermeni asıllı bir yakın dostu vardı, bizimkilerin.. Profesör.. Boynuma sarılmıştı, görür görmez.. Meğer o da bilirmiş ve çok severmiş..
Işıklar içinde yat, sevgili Sevim Hanım!.
Işıklar.. Işıklar!..

*

Tebessüm

Dün evde TRT Müzik kanalını tıklayınca gülümsedim..
"Hey gidi günler hey" yazıyordu ekranda ve klip dönüyordu.
"Her yaşın ayrı bir güzelliği var!."
Anladınız niye tebessüm ettiğimi..
"Ajda Pekkan" söylüyordu.

*

Sevdiğim Laflar

"İhtiraslar, geminin yelkenlerini şişiren rüzgardır. Bazen gemiyi batırdığı olur, ama onsuz gemi yerinden kımıldamaz."
Voltaire

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu’na aittir. Kaynak gösterilse veya habere aktif link verilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir bölümü kesinlikle kullanılamaz.
Ayrıntılar için lütfen tıklayın.
SON DAKİKA