Türkiye'nin en iyi haber sitesi
HINCAL'IN YERİ HINCAL ULUÇ

Almanya’dan... Son gelişmeler!..

Almanya, Avrupa'da koronavirüs ile en iyi mücadele eden ülkelerin başında geliyor. Frankfurt Sağlık Teşkilatı'nın içindeki arkadaşım Dr. Erdoğan Karatay'dan son durumu ve gelişmeleri yazmasını istedim. Telefonda sesi bitkindi. Günde kaç saat çalışıyor bilmem. Ama yazıyı gene de yolladı..
İçinde kulağımıza küpe olacak, derslik önemli bilgiler var.. Okuyalım..

*

Sana yolladığım son yazımda Corona ile ilgili bazı bilgiler paylaşmış, ayrıca Almanya'daki durumla ilgili bilgiler vermiştim.
Yaklaşık on gün önce verdiğim sayılarda, virüs taşıyan kişi 24 bin 100, kayıp ise 90'dı.
Bugün virüs taşıyan insan sayısı yaklaşık 70 bine, kayıp sayısı ise 732'ye yükseldi.
Daha önce yazmıştım.
Bu virüs bir çok insana bulaşacak.
Almanya'da çabalar İtalya ve İspanya'nın durumuna düşmemek, yani virüs taşıyan insan sayısının hızla artmasını önlemek için. O zaman yoğun bakım ünitesi ve solunum cihazlarının kapasitesinin aşılması engellenecek. Tüm hastalara en iyi bakım sağlanacak.
Bu, şimdiye kadar Almanya'da başarıldı.
Bunda halkın alınan önlemlere çok ciddi bir şekilde uymasının yanında, bir günde yapılan test sayısının da büyük rolü var.
Şu anda Almanya'da haftada 300 bin ile 500 bin arasında test yapılıyor.
Bu bile uluslararası karşılaştırmada çok yüksek bir sayı. Buna rağmen Sağlık Bakanı Lens Spahn bu sayının nisan sonuna kadar günde 200 bine çıkarılması için direktif verdi.
Tekrarlamakta fayda var, amaç virüsün bulaşma hızını mümkün olduğu kadar yavaşlatmak, böylece yoğun bakım ünitelerinin kapasitesini zorlamamak.
Çünkü, unutulmamalı ki dünyada sadece Corona hastalığı yok, diğer hastalıklar da devam ediyor. Bu diğer hastalıkların acil durumlarında da, yoğun bakım ünitelerine veya solunum cihazlarına ihtiyaç oluyor, olacak..
Şimdi önemli olduğunu düşündüğüm ve çok sık akla gelen bazı sorulara cevap vermeye çalışayım...
En çok sorulan sorulardan biri, Corona'nın bildiğimiz grip, yani İnfluenza'yla benzerlikleri veya farkları.
En önemli fark, bulaştırma hızı, İnfluenzalı bir insan ortalama 1,3 insana hastalığı bulaştırırken, Corona'da bu sayı ortalama 2,3.
Hava sıcaklığının artmasıyla salgın yavaşlayacak mı?
Evet!! Salgın yavaşlayacak ancak sıcaklığın artmasıyla değil!
Yeryüzündeki bütün canlılar "Normal" koşullarda ölmek istemez, yaşamak çoğalmak ister. Corona canlısı için en ideal yaşam sıcaklığı 37 derece... 40 dereceden sonrası onun için çekilmez olur. 60 derecenin üstünde ise Corona virüsü yaşayamaz.
Baharın ve yazın gelişiyle dışarda sıcaklık ne kadar artarsa artsın 60 derecenin üstüne çıkması imkansızdır. 40 dereceyi geçmesi bile zordur. Bu nedenle hava sıcaklığının Corona'yı öldürmesi beklenemez. Ancak hava sıcaklığı arttıkça ve günler uzadıkça dünyamızdaki güneşten gelen, hani plajdakileri yakan mor ötesi/ ultraviyole ışınlar daha uzun süre mevcut olacaktır. Bu virüsler işte bu ultraviyolenin çok olduğu ortamlarda kolay kolay yaşayamazlar.
Ayrıca, dış ortamın kuru olması da virüs aleyhine olacaktır.
Bir daha altını çizeyim...
Bütün canlılar gibi bu virüsün de amacı yaşamak... Bunu başarması için de, içinde bulunduğu insanı "Öldürmemesi" gerekiyor.
Corona bunu öğrendiğinde, yani gerekli mutasyonu/ değişimi sağladığında bu hızda ölümler asla olmayacaktır.
Yanlış bilinen bir konuya da açıklık getirerek bugünkü yazımı noktalamak istiyorum...
Risk grubuna giren insanlar, yani yaşlılar, kronik hastalar vesaire, bu mikroba daha çabuk yakalanmıyorlar!
Bu kişiler hastalığa yakalandığında bu riskler hastalığın daha ağır geçirilmesine yol açıyorlar.
Hepsi o.
Dünya genelinde son sayılara göre, Corona'ya yakalanan insanların çoğunluğu 30-60 yaş aralığında. Yani en çok dışarı çıkan, dışarıdakilerle en çok temas eden genç ve orta yaş gurubunda... Yani hani o yaşlılara saldıranların içinde olduğu gurupta virüs en çok aslında, iyi mi?
Lütfen ama lütfen, zorunlu olmadıkça evlerinizden çıkmayın.
Hele de genç ve orta yaş gurubundakiler!. Asıl siz evde kalın!. Çünkü virüs hiç belirtisiz sizde olabilir. Siz hastalanmazsınız ama, bulaştırırsınız.

***


Gün boyu müzik!..

Çocukluğumdan beri içimde ukde bir şey var hep.. Bir müzik aleti çalmayı çok istedim. Evde yalnız kaldığım zaman kendimi, kendi çaldığım müziğe bırakmak ne güzel olurdu kimbilir?.
Mandolin, flütle başladım denemeye.. Akordiyona dek gittim. Ama ne demiş eskiler.
Vermeyince mabut!.
Yetenek sıfır.. Çalamadım ama iyi bir dinleyici oldum. Tür ayırmadım hiç.. İyi müziği dinledim. Hoşuma gideni coşkuyla dinledim..
Karantina günlerinde Sevgili Evin'in (İlyasoğlu) yazısı ilaç gibi geldi..
İşte son bölümü..

*

Müzik dinlemekten zevk almak, bir çalgıyı çalabilmek kadar değerlidir.
Yalnız klasik müzikle sınırla kalmadan, müziğin her dalına uzanan ve günün değişik saatlerine göre bizi motive edecek, mırıldandığımızda anılarımızı çağrıştıracak ezgilere değinmek isterim.
Akşam basmak üzereyken Sadettin Kaynak'tan "Enginde yavaş yavaş, günün minesi soldu / Derdim bana arkadaş / Bugün de akşam oldu" şarkısı romantik bir ruh halini yansıtacaktır.
Gecenin daha geç saatlerinde dinleyeceğiniz Mozart'ın flütlü kuvartetleri, her cümlesiyle ferahlatacak ezgileri içerir.
Sabah uyanınca Johann Strauss'ın valsleri veya Şecaattin Tanyerli'nin tangoları, örneğin, Papatya: "Papatya gibisin beyaz ve ince / Eziliyor ruhum seni görünce / İsmin dudaklarımı yakıyor neden / Nedir bu çektiğim senin elinden." Veya puslu bir sabaha Vivaldi'nin Flüt konçertosu "İl Gardinello" ne kadar yakışır.
Gün boyu size eşlik edecek kanun, klavsen, viyolonsel gibi çalgılar bize evde yalnız olmadığımız duygusunu verir.
Ayrıca bugüne dek fırsat bulup dinleyemediğiniz müziklerin de bir listesini çıkartıp sıraya koyabilirsiniz.
Geniş zamanlar umarak beklettiğimiz müzikleri dinlemek için iyi bir fırsat.
Behçet Necatigil'in dediği gibi:
"Siz geniş zamanlar umuyordunuz...
Gizli bahçenizde Açan çiçekler vardı Gecelerde ve yalnız.
Vermeye az buldunuz Yahut vaktiniz olmadı." Gün boyu müzik!.
Her türlü..

*

Bugünlerde sevdiklerinize çiçek veremiyorsunuz ama, pek çok şeyi yapacak vaktiniz bol bol var, Sevgili okurlar..
O zaman..
Evin'i dinleyip, müzik dünyanızı zenginleştirin.
Dostlarınızı, sevdiklerinizi arayın. Lafı uzatmanıza gerek yok.. "Alo" demeniz bile "Seni unutmadım. Hep hatrımdasın" anlamına gelir.
Bu da, hem kendinizi iyi hissetmenize sebep olur. Hem de o kendisini iyi hisseder.
Ne demişti Dr. Mehmet Öz?.
"Bağışıklık sistemi, corona ile savaşta 1 numaralı silahınızdır.
Kendini iyi hissetmek, bağışıklığı güçlendirir." Benim gibi yapın.. O sırf siyasal tatminleri için her türlü iğrençlikle morallari sıfıra indirmek ister gibi yazıp yönetime saldıran gazeteleri asla okumayın. "Ben aldırmam" demeyin. Bilinç altınız etkilenir, farkında olmazsınız.
Ana Haberler ve Haber Kanallarından mümkün olduğunca uzak durun. Ben hiçbirini izlemiyorum günlerdir. Kendimi iyi hissetme baş sebebim o..
O zaman boş vaktiniz artacak.
Bir yığın müzik kanalı var.. Youtube var. Var oğlu var..
Dinleyin, ruhunuz doysun. Bakın kendinizi nasıl iyi hissediyorsunuz. Yani, bağışıklığınız güçleniyor...

***


Turnalar uçun!..

Tam da bugünlerin türküleridir, "Turnalar" üzerine koşulanlar...
Turna, göçmen kuşlardandır. TV dizileri sayesinde onları "Flamingo" diye tanıdık hani. İşte onlar!..
Diyardan diyara giden bu kuşlar, internetin değil, hatta telefon, telgraf, postanın olmadığı yıllarda, sıladaki sevgiliye selam götürmeyi simgelerdi...
Sabah, gazetelerimi okurken her zamanki gibi TRT Müziği tıkladım...
"30 Dakika" diye Safiye Ayla başlamaz mı?.. Hem de Bandırma günlerimizin (1940'lar) aile milli marşı olan "Yanık Ömer"le... Bitene dek seyrettim, Safiye'yi. Tabii arada onunla özdeşleşen "Çile Bülbülüm Çile"yi ve o hazin Yemen Türküsünü de söyledi.
Tekrarı varsa kaydedeceğim. O kadar güzeldi ve içinde bir de müthiş sürpriz vardı.
"Turnalar uçun" türküsünde, torunu yaşındaki Nilüfer'le düet yaptı... Nasıl harika okudular...
"Yeşil gözlerini ufkuma ger ki
Bahar geldi diye türkü söyliyem
Sarı saçlarını yüzüme ser ki
Koklayıp öperek yaz geldi diyem
Turnalar uçun
Yayladan geçin
Yarimi seçin turnalar."
En güzeli de neydi bilir misiniz?. Anneanne torun gibi duran bu iki harika sanatçının birbirlerine hayran hayran bakışları...

***


Ferhat!..

Sabahattin Ali'nin şiirlerini bu ülke Ali Kocatepe besteleriyle tanıdı... Başta "Ben gene sana vurgunum" ve "Melankoli!.." Ferhat Göçer, en sevdiğim, ünlenmesinde resmen baş rolü oynadığım Ferhat Göçer, "Sabahattin Ali" şarkılarıyla gösteri yaparken Ali'yi aramadı bile..
...Ve de tıpkı Nükhet gibi gözümden düştü.
Dün gazetede okudum.
Ali'nin bestesi "Çocuklar gibi"yi yıllar yıllar önce Sezen Aksu okumuştu.
Ferhat o "Çocuklar gibi"yi, çocuk gibi yeniden bestelemiş (!) ve YouTube'da okumuş..
Açtım dinledim ve Ali'yi aradım, "Sen de dinledin mi" diye...
Belli Ali beğenmemiş besteyi...
"Ne bestesi" dedim... "Senin bestenin kötü yorumundan ibaret Ferhat'in yaptığı..."
Açın You Tube'u... Önce Sezen'i dinleyin. Sonra Ferhat'ı...
Siz de "Kötü yorum" diyeceksiniz...

***


Mizaha hoşgörü...

Sevgili Kardeşim Yüksel'e (Aytuğ) evde kalmak yaramadı galiba.. Biraz sinirli mi, nedir?.. Bakın Perşembe günü ne yazmış...
"Nasıl da ötelenirdi, aşağılanırdı meslek liseliler...
Hatta skeçlere bile konu olurlardı. (Show TV'deki Güldür Güldür Show'u izleyenler, meslek liseliler ile nasıl inceden dalga geçildiğine şahittir) Oysa o meslek liseliler şimdi hayati ihtiyaçlarımızı karşılamak için seferber oldular.
Okullarındaki atölyelerinde cansiperane bir mesaiye girişip maske, eldiven, kolonya, dezenfektan üreterek, imdadımıza yetişiyorlar.
Cansınız meslek liseliler...
Peki bizi affedebilecek misiniz?.." Yahu Yüksel sen de mi, "Mizah"ı "Hakaret" kabul edenlerin başına geçtin?.
Yahu diyelim çok ağırı var. Ona da en fazla "Eşek şakası" demiş eskiler...
Ne demek, Mizah için, "Skeçlere konu olacak kadar aşağılanmak..."
İster köşende yaz, ister bana yolla ben koyayım... Bir küçük şaka... Bir tebessüm...
Ama öyle olsun ki, içinde senin deyişinle "İnceden inceye dalga geçilmesin" ve senin yorumunla aşağılanmasın?..
Ben de sayende öğrenmiş olurum, hiç değilse...

***


Tebessüm
- Aslanın ateşini nasıl ölçersiniz?.
- Çooookkkk dikkatle!..

Sevdiğim Laflar
"Çıkarını gözetmeden seversen zarar görmezsin..."
William Golding

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu’na aittir. Kaynak gösterilse veya habere aktif link verilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir bölümü kesinlikle kullanılamaz.
Ayrıntılar için lütfen tıklayın.
SON DAKİKA