Türkiye'nin en iyi haber sitesi

Bir gün Nasrettin Hoca bağında bahçesinde çalışırken bir kalabalığın kendine doğru geldiğini görmüş. "Hayırdır, bir şey mi oldu" diye sormuş.
"Aman sorma" demiş içlerinden birisi, "Ağanın eşeği kaybolmuş. Etrafa salındık, eşek arıyoruz. Sen de bağında, bahçende arar mısın?"
"Ee, ararım tabii" demiş hoca.
"Tamam, biz de aşağı bağlara bakalım" diyen köylüler dağılmışlar.
Aradan biraz zaman geçmiş, köylüler hocayı bağının içinde türkü çağırıp gezerken görmüşler.
"Hocaaam, hocaaam" diye bağırmış biri. "Ne yapıyorsun hocam?"
"Eee!. Dediniz ya, eşek arıyorum, işte" demiş hoca..
"Aman hocam, türkü çağırıp geziyorsun. Allah aşkına eşek böyle mi aranır?"
"Eeeee!.." demiş Hoca, "El, elin eşeğini türkü çağırarak arar."

*

Cuma öğlen hafta sonu yazılarımı bitirdim. Gazeteye yolladım.. Akşam üzerine doğru, haber düştü. Cumhurbaşkanı Erdoğan, Fatih sondaj gemisinin Karadeniz'de doğalgaz bulduğunu açıklamıştı.
Bilir misiniz, o an ilk aklıma gelen, Hoca'nın bu fıkrası oldu.
Daha ortaokul öğrencisiyken merak ederdim..
"Yahu bu petrol denen meret, Romanya'da var. Rusya'da var.. Azerbaycan'da, İran'da, Irak'ta, Arabistan'da, yani çepe çevre etrafımızda var da, bizde neden yok?."
Aramalar da yaptık onlarca yıl..
Tabii bizde o teknoloji olmadığı için arayanlar yabancı şirketler, ya da, her türlü ekipman ve kadrosu yabancı, kiraladığımız sondaj gemileriydi. Dört bir yanımız, petrol ve gaz fışkırırken, biz hala bütçemizin en büyük bölümünü, dağlar gibi dövizimizi petrol ve ürünlerine veriyorduk.
Şimdi Karadeniz, Sakarya Havzası'nda doğalgazı bulan Fatih gemisi ise her parçası ve her uzmanıyla Türk'tü..
Aramayı "Türkü söylemeden" yapanlar yani..
Müjdeyi aldığım zaman benim de kafamda sorular oldu tabii.. Daha geniş bilgiler için vaktim vardı ama..
Nasılsa ilk yazım için pazartesi sabahı bilgisayarın başına oturacaktım.
İşte şimdi oturdum..
..Ve şimdi içimde hiç şüphe olmadan, "Müjde"nin keyfini coşkuyla yaşayarak yazıyorum.
Çünkü artık "Karadeniz'de doğalgaz bulduk" haberinin tüm ulus için büyük bir müjde olduğuna artık yürekten inanıyorum.
Bu inancımı sağlayan bu ülkenin muhalif gazete ve yazarları oldu.
Muhalefeti "Kin, öfke ve nefret kusmak" sanan, "Tayyip Erdoğan gitsin de isterse ülke batsın" diye akıllarına gelen her şeyi yapan ve yazan gazeteler, bu ülke insanına en küçük mutluluğu bile çok gören o güya muhalif TV konuşmacıları, müjdenin doğalgaz olacağını bir şekilde öğrenmiş, kollarını sıvamışlardı. Başkanın açıklaması üzerinden bir saat geçmeden, ekranlarda, cumartesi sabahı da gazetelerde, önceden hazırlanmış yazılar yayınlanmaya, konuşmalar yapılmaya başlandı..
"Yalaaaan!.." Eleştiri.. Olacak tabii. Herkesin hakkı fikrini açıklamak.
Ama öyle insaf ve mantık sınırını aşan yorumlar yapılıyordu ki.. Gözleri dönmüş, ne dediklerini bile bilmiyorlar.
Mesela, bir gazete "Bu bir erken seçim palavrası. Erdoğan bu yalanla oy toplama amacında" diyor, hemen yanında da "uzman" konuşuyor..
"Bu haber gerçek olsa bile bize hayrı olmaz millet, boşuna sevinmeyin.
O doğalgaz en erken 7 sene sonra dağıtılmaya başlar.." Eee!. İyi ya işte.. Erdoğan, yani bugünler, yani seçim, yani oy için değil, yarınlar için müjde vermiş işte, o zaman. Siyasi değil, tertemiz ulusal müjde..
Bu kafadaki güya muhalif medyayı tüm hafta sonu izlerken düşündüm.
"Tayyip gitsin de ne olursa olsun" diyenler, öyle dehşet, öyle korku içinde olmalılar ki, akıllara seza bir karalama kampanyasını anında başlattılar.
Demek Başkan'ın söylediklerinin doğru olduğundan en başta onlar emin..
Bu ülke insanın hele de bu karantina günlerinde en ihtiyacı olan şey, iyi haberler..
Aldığınız müjdenin tadını, keyfini çıkarın dostlar..

***


Bir konser ki...

Cumartesi akşamüzeri, Tekfur Sarayı'nda hayatımın en güzel konserini izledim desem yeridir. Bir defa o yüzlerce yıllık Bizans Sarayı'nın avlusu o kadar havaya sokuyor ki insanı, bir çoban kaval çalsa sabaha dek dinlersiniz.. Peki ya bir de dünya çapında sanatçımız, dünyanın en ünlü salonlarında çalan, en ünlü yabancı klasik müzik dergilerine kapak olan sanatçımız, Bülent Evcil flüt üflerse..
Öyle bir Bach çaldı ki Bülent, arkasındaki İstanbul Virtüözleri Beşlisi eşliğinde..
Çoğu da belki hayatlarında ilk defa klasik müzik izleyen seyirciler, hop oturdu, hop kalktı.
Özgecan Gündüz, İmge Tilif (Kemanlar) Efdal Altun (Benim sevgili dostum, can kardeşim, Borusan Kuartet Viyolacısı), Yılmaz Bişer (Çello), Tayfun Tümer (Kontrbas)'den kurulu beşli de harikaydı..
Şimdiden yazayım. Bu cumartesi ayni yerde ve gene 18.00'de dört kadın çelistten kurulu Cello Paradiso'nun unutulmaz western filmleri müzisyeni Ennio Morricone'ye ithaf ettiği harika bir konser var.. İçlerinde Morricone'nin Cinema Paradiso filmi müziği de olan, çok popüler bir repertuar..
Ayrıca..
Kadıköy'deki, Karaköy İskelesi İstanbul Kitabevi terasındaki Pazar Sabahı Kahve Konserleri (Saat 11.30) de başladı. Haberiniz olsun.

***


Teşekkürler İmamoğlu Başkan...

Bu teşekkürümün sebebi, yıllardan beri ilk, ama ilk defa, bu köşede çıkan bir yazıya, yerel, ya da genel yönetimden hem de nasıl ayrıntılı bir yanıtın mümkün olan en kısa zamanda verilmesi..
15 Ağustos'ta, senelerdir her yaz İstanbul'u basan gözle görülmesi çok zor minnacık bir sinek türünün gene her tarafımızı sokmaya ve dehşet kaşınmalara sebep olduğunu yazmıştım.
Bir açıklama geldi. Yanında bir de dosya olarak.
Önce İstanbul genelinde bilgiler..
"İstanbul Büyükşehir Belediyesi Vektörle Mücadele Hizmet Birimi (Uçan Haşerelerle Savaş), özellikle yaz aylarında alarm durumunda faaliyetlerini sürdürmektedir. Bu sene, mevcut çalışmalara ivme kazandırılarak; 45 birim sorumlusu, 24 büro personeli, 300 araç ve 434 saha görevlisi personel olmak üzere toplam 503 personelle hizmet verilmektedir.
Sivrisinek mücadelesinde İstanbul genelinde 100 bin 77 adreste, 180 bin 394 sivrisinek üreme kaynağını kontrol etmektedir.
2020 yılında vektör üreme kaynakları 1 milyon 890 bin 572 kez kontrol edilmiş ve popülasyonunun önlenmesi için 229 bin 516 kez ilaçlama yapılmıştır."
Devamında Beşiktaş ilçesi ve daha da özelinde yaşadığım Alkent Sitesi ve benim kendi bahçemde yapılan savaşla ilgili bilgiler var. Mahalle kedilerinin su içmesi için bahçeye koyduğum minicik kaseye kadar yazmışlar, inanmazsınız.
Okurken gene de "Mücadele tamam da, kollarım, ellerim, bacaklarımda hala tonla kabarma ve içimi kavuran kaşınma hissi var" derken, devamı geldi.
"Bu vesileyle belirtmek isteriz ki İBB, vektörle mücadele konusunda günümüzün getirdiği şartları da göz önünde bulundurarak akademik tabanlı yeni bir mücadele metodunu da başlatmıştır.
Hacettepe Üniversitesi ve İstanbul Cerrahpaşa Üniversitesi iş birliğiyle, uluslararası ölçekte kabul gören bir savaş yönetim planı, eylül ayı itibariyle ilçe belediyeleri ile de paylaşılarak uygulamaya konulacaktır." Buyurun, bu özel sineğe karşı özel savaş için de bilimsel araştırma başlatmışlar.. Daha ne olsun?. Pardon dahası da var.
ALO 153 hattı da, bu sinek istilası için vatandaşın emrinde.. Arayın, hemen geliyorlar.
Sevgili Okurlar,
Sineklerle kendi çapımda yaptığım savaşı da anlatayım. Almanya'da yaşayan doktor Erdoğan dostum tavsiye etti. Urgo adlı bir sıvı ilaç, soktuğu yere sürüyorsunuz, anında kaşıntı hissini kesiyor.
Serpil bacımın bulduğu tavsiye.. Beyaz sirkeyi sulandırıp, kol ve bacaklarınıza fısfıslıyorsunuz. Sinek gelmiyormuş o zaman.

***


Kuzguncuk'taki haksızlık!..

Kuzguncuk'taki İcadiye Caddesi'ni bir başka sevdiğimi okurlar bilir.. Kanada'dan tatil için gelen kuzenim Nilhan Kışlalı'ya biraz İstanbul'u gezdiriyorum ya.. Aldım o tarihi güzelliğe de götürdüm. Tabii her zamanki yerim "Çikolata Fabrikası/ Chocolate Factory" ye.. Önce orda oturduk, sonra, yüz sene evvel, Kuleli'de öğrenci iken hafta sonları babamın tur attığı caddeyi dolaştık.
O zaman dikkatimi çekti işte.. İcadiye'nin iki yanı boydan boya kaldırım kafeleriyle dolu..
Ama otomobiller sadece solda park etmişler. Yani solda dükkanı olanlar, insanları park etmiş otomobillerle kucak kucağa oturturken, sağ kaldırımların önü bomboş..
Üç şeritli caddelerde genelde böyle olur dünyanın her yerinde.. Bir şerit gidiş, bir şerit geliş.. Bir şerit de park.. Ama park şeridi, haksızlık olmasın diye eşit kullanılır. Bir gün sağ dükkanların önüne park edilir, bir gün sol..
Kuzguncuk'ta bir tarihi kilise var. O kilise itiraz edince, sağa park yasaklanmış. Bir de "Park edersen çekilir" levhaları asılmış üstelik.
Asırlık soldaki dükkanların günahı kilisenin sağda olması mı, Ekrem Başkan?.
Niye Ekrem Başkan dedim?.
Çünkü ana caddeler, anakente aittir. İlçe belediyelerine değil. Yani sorumlu Üsküdar değil, İstanbul Büyükşehir Belediyesi'dir.. Yaz bitmeden, derhal bu açık haksızlık giderilmeli..

***


Şaka!..

Sadece kendi köşesini değil, yönettiği gazete Hürriyet'i de sosyal medya trollerinden "Like ve Tık almak" için kullanan Ahmet Hakan dostuma bir tavsiye..
Sırf sosyal medyaya yaranmak için yargısız infaz yapar ve herkesi de ayni infaza durmadan davet edip, susana bile saldırırken, ihmal edip, çöpe attığın "Masumiyet Karinesi / Suçu kanıtlanıp mahkum olana dek herkes masumdur" bir gün sana da lazım olabilir Ahmet, unutma..
Mesela, yanlışlıkla, polise karşı koyan ve tekme atan bir kadının resmini gazeteye koyduğun için, seni de linç ediverirler, bakarsın!.

***


SEVDİĞİM LAFLAR
Hayatta en önemli şey meslek seçimidir. Ama o da şansa kalmıştır.
Blaise Pascal (Matematikçi/ Bilim Adamı)

TEBESSÜM
Adam yeni arabasını aldığı şirkete gitti.
"- Bana sattığınız otomobilin garantisi var değil mi?."
"- Evet, efendim. Kırılan her şeyi yenisiyle değiştiririz."
"- Güzel!. O zaman yeni bir garaj kapısına ihtiyacım var."

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu’na aittir. Kaynak gösterilse veya habere aktif link verilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir bölümü kesinlikle kullanılamaz.
Ayrıntılar için lütfen tıklayın.
SON DAKİKA