Türkiye'nin en iyi haber sitesi

"Hadi artık bu akşam değişik bir şeyler yiyelim" dedim yardımcılarım Ercan ve Caner'e.. "Hem de biraz hava almış olur, hayatımıza da bir yenilik katarız.."
"Değişik yemek" deyince aklıma ilk gelen iki mutfak Çin ve Meksika'dır..
"Nişantaşı'ndaki Sushico'ya gideriz.. Ordan da puromuzu içmeye, hemen ordaki Salomanje'ye" dedim.
Sushico'ya ilk Dilara (Gönder) götürmüştü beni.. Eşi Selim yönetiyor, bu zincir mekanları..
Ben Nişantaşı'na bayıldım..
Sushico giriş katında.. Altında en sevdiğim ailenin, Ügümüler'in işlettiği harika Türk Mutfağı Hünkar var.. Bir gece de ona gideceğiz. Ama önce patron/ Şef Feridun'u arayacağım ki, bana o muhteşem Cüneyt Koryürek (Yukarlarda hep bizimle, hissediyorum) usulü puf böreğini elleri ile yapsın..
Üstünde de oturuyor.. Sık sık orada yermiş, o da.. Birlikte bir yemek için sözleştik, ama beceremedik. Eeee!.. Koskoca Hürriyet'in Müdürü olmak kolay değil..
Ayrıca.. Şu "Sosyal Medya Jürisi ve Adalet" konusunda onu hem yazar, hem de yönetmen olarak eleştirdim ya.. Galiba biraz da alındı.
Neyse..
Başından sonuna harikaydı yediklerimiz.. Dükkan da tam benim sevdiğim gibi.. Cıvıl cıvıl..
İnsan dolu.. Benim gibi "Manzarası insan" olan birinin pandemi döneminde bahçesine kapanması nasıl bir hasrettir.
Neşemi sadece Çin lezzetleri değil, insanlar da arttırdı.. Bir şey daha..
Escobar'la tanıştık..
Escobar, Sushico'nun tekir kedisi.. Biz köşe divanda oturuyoruz. İki metre ötede iki hatun kişi.. Escobar, kafasını bizden tarafa oturanın dizine yaslamış uyuyor..
Az sonra, kızlar kalktılar. Escobar da kalktı.
Gerindi.. Bana doğru yürüdü. Bacaklarımın üzerinden atladı. Caner'le aramıza girdi.. Bu defa başını Caner'in dizine dayayıp uyudu, iyi mi?.
Daha da iyisi.. Biz kalkınca, o da kalktı.. Kapıya, merdivenlere kadar geçirdi.
Ordan ver elini Salomanje..
Trafiğe kapalı cıvıl cıvıl.. Bütün restoran ve kafelerin kaldırım masalarında boş yer yok..
Sokak da iki taraflı insan nehri gibi.. Nasıl akıyor..
Salomanje'de masalar Sosyal Mesafe kuralına göre yerleştirilmiş.
Biz kaldırımda değil, daha içerdeki veranda da oturduk.
Sokağa hakim bir köşedir orası..
Benim köşem..
Bir virgin mary söyledim.
Bloody Mary'nin votkasızı.. Puromu yaktım ve akıp giden o neşeli insanlar nehrini hasretle seyre başladım. Ama baktıkça keyfim kaçtı..
Çünkü yürüyenlerin nerdeyse yarısı maskesiz..
Corona dünyayı sallayan virüs.. Henüz aşısı da yok. Kesin tedavisi de..
Yayılmasını önlemek, yayılma hızını kesmek elimizden gelen tek mücadele şekli.. O da üç kelime..
Mesafe.. Hijyen (Temizlik) ve..
Maske..
Pandeminin yaşamımıza getirdiği zorunlu kısıtlamaları azaltmanın tek yolu MHM dediğimiz üç kelimelik şifreye uymak..
Sağlık Bakanı her gün açıklıyor.
Yetmedi.. Başkan Erdoğan "Mesafe..
Temizlik.. Maske" diye haykırdı.. Yolda yürürken maske takmama mazereti olarak "Sigara içiyordum memur bey" diyenleri de susturmak için "Yürürken sigara içme"yi de yasakladı.
İçişleri Bakanı "Maske" üzerinde ayrıcalıkla durdu. "Maske takmayanlar takip edilsin ve hepsine ceza kesilsin" diye 81 ile emirname yayınladı.
İşte Atiye Sokak.. Trafiğe kapalı yürüyüş yolu ve iki saat oturdum. Önümden geçen nerdeyse her iki kişiden biri maskesiz. Ya hiç maske yok, ya da boynuna indirmiş..
Yani.. Hadi kimse kendini, yakınlarını ve insanlarını düşünmüyor.. "Pandemi hızını kesersek, yasaklarımız azalır, daha özgür yaşarız" demiyor.. Ama ya devlet!.
Ya Başkanın, İçişleri Bakanı'nın emirleri?.
Onları kim denetleyecek?.
Polis?.
Nerde polis?.
Biz bu ülkede hala "Devriye" çıkarmayı öğrenemedik.. Polisler, halkın yoğun olduğu cadde ve yollarda, halkın arasında olacak.
Halk polisi görecek, gözleriyle.. Filmlerde görüyorsunuz.. Amerika, İngiltere, Fransa..
Aklınıza ne gelirse, polisler ikişer ikişer o cadde ve sokaklarda yürürler..
Yü- rür- ler!..
Suçluyu yakalamak için değil.. Suçu engellemek için.. Polisi iki metre ötesinde gören suç işleyebilir mi?. Atiye Sokak'ta iki polis devriye gezsin de, o gamsız, pervasız ve aldırışsızlar, maskesiz dolaşsınlar bakalım..
Mümkün mü?.
Peki bizde niye 'ne, Nişantaşı Cadde ve Sokakları'na, Ortaköy, Arnavutköy'e mesela devriye çıkarılmaz?.
O en sevdiğim manzaram İnsan'ın, hem kendisi gibi insanlara sevgi ve saygısızlığı, hem de devlet emirlerine umursamazlığı keyfimi giderek kaçırdı. Saat ona doğru "Kalkın, gidiyoruz" dedim çocuklara..
Kalktık. Yürüdük, Teşvikiye Caddesi'ne park etmiş arabamıza bindik.. 50 metre gittik, gitmedik hemen solumuzda Teşvikiye Polis Karakolu..
Yani polis karakoluna 50 metre mesafede devlet emirlerini ve yasaklarına hiçe sayıyor insanlarımız.. Çünkü polislerin özel emir almadıkça, o karakoldan dışarı çıkmayacaklarını ve çevreyi kontrol etmeyeceklerini adı gibi biliyor..
İşte o gece iki saatte benim gördüklerim ve işte 24 saatte, orada, karakolun içinde oturan polislerin görmedikleri "Devleti hiçe sayma" eylemleri..
Saygı ile duyurulur, emrin sahibi, Sayın İçişleri Bakanı Süleyman Soylu'ya..
..Ve de benim ayda yılda bir kere gider olduğum Nişantaşı'nda oturan Hürriyet Genel Yayın Müdürü ve yazarı Ahmet Hakan kardeşime..
Bu polis, bu medya gözünün önünde işlenen suçlara bile müdahale etmezse, cezalar engelleyici olmanın yanından geçmeyecek kadar küçük olursa, bu emir ve yasaklara uyulur, bu pandeminin hızı kesilir mi?.

***


Bu ne tezgâhtır?

Dilerim yanlıştır, yalandır, tezgâhtır.. Okurken beynimden vurulmuşa döndüm..
Büyükşehir Belediyesi, İstiklal Caddesi'ndeki simitçi ve kestanecileri yasaklamış..
Yani pes İmamoğlu Başkan.. Pes ki, pes!.
"Her şey güzel olacak" dedin.. Her şey bitti de, simitçi ve kestaneci mi kaldı, dostum?.
Yahu onlar bu ülkenin geleneğidir..
Her ülkenin geleneğidir.. Git Roma'ya..
Via Veneto'dan kestanecileri kaldır bakalım..
Gaza geldin, sormadan etmeden, cart diye Adalar'ın güzelliği, süsü faytonları yok ettin.. Çekirdek çıtlamayı yasakladın.. Şimdi sıra kalan güzelliklerimizde mi?.
Los Angeles'ta kavun, Napoli'de muz dilimleri satarlar sokaklarda..
Bir yandan yüzlerce, binlerce aile geçinir o tezgâhlardan.. Bir yandan millet keyfini yaşar, çok ucuza..
İstanbul'a geldiğim 80'li yıllarda Beyoğlu'na niye giderdim biliyor musun?.
Bir camekan içinde satılan nohutlu pilavı yemek için. Çok ünlüydü o seyyar pilavcı ve inan harikaydı pilavları..
Tezgâhları kaldıranlar, seni tezgaha getiriyorlar, İmamoğlu dostum..
Gelme bu tezgâha..
Gelme!.

***


Terim'in askerleri!..

Ayladır yazıp duruyorum.. Medyada Terim'in askerleri var. Bazı Galatasaray muhabirleri.. Bunlar Fatih'ten izinsiz haber yazamıyorlar. Fatih'in sızdırdığı haberleri de döşeniyorlar..
Fatih Terim baktı ki, işi zor.. Baktı ki, nihayet yönetim de ondan umudu kesiyor, şimdi hedefine Başkan Mustafa Cengiz ve yönetimi koydu. Yazdırıyor..
Efendim, Galatasaray Yönetimi faturayı futbolculara kesmiş..
Efendim Belhanda ve Feghouli yönetimi protesto ediyormuş.
Meğer bu iki rezil yönetimin tavrına alınmış da Fener, Rangers ve Kasımpaşa maçlarında kasten kötü oynamışlar. Efendim bu iki rezil aslında hiç teklif almamışlar ama, yönetim yalan söylemiş, muhabirler de yalan yazmışlar.
Yönetim bu yalan haberlere karşı bu iki rezili savunmamış..
Ey Fatih Hocam..
Bunlar son çırpınışların.. İş başında kalmak, gündem değiştirmek için sahadan kaçman yetmedi, şimdi de yönetimle futbolcular arasına fit sokup, hedeften kurtulmak istiyorsun.
Mustafa Cengiz ve arkadaşları bu tufaya gelmezler Hocam!.
Hedefteki adam sensin ve bu kafayla, hedefte kalmaya devam edeceksin!.
Ne yazık!.

***


Nankörler!..

Ahmet Hakan'ın Adalet (!) sağlayan Sosyal Medya Jürisi, Beşiktaş Başkanı Ahmet Nur Çebi ve Yönetim Kurulu'nun kellesini istemeye başlamış.. Neymiş, Çebi iyi transfer yapmamış. Mesela bir santrfor almamış!.
Yuh olsun o nankörlere.. Yuh kere yuh olsun!.
Fikret Orman denen adam, Beşiktaş'ı milyarlarca borca sokup, sevgilileri ile Mavi Yolculuklar, Bodrum, Çeşme, Bebek üçgeninde sarmaş dolaş resimler çektirip, medyatik hasretini bu defa magazin sayfalarında giderme yoluna çıkarken, Beşiktaş camiasının ileri gelenleri (ki çoğu dostumdur) yeni Başkan aramasına girdiler.. Ama kime gittilerse "Hayır" yanıtı aldılar. Bırakın başkanlığı, yönetime bile girmeyi reddetti hepsi..
Beşiktaş alenen başkansız kalıyordu ki, Ahmet Nur Çebi kendini ortaya attı.
"Beşiktaş başkansız kalmaz" dedi..
Elini taşın altına koydu. Yönetime de, kim "Evet" derse onu alıp, listeyi tamamlayabildi.
İşin başına geçip defterleri açınca da beyninden vurulmuşa döndü. Fikret Orman ona enkaz bile değil, çukur bırakmıştı.
Uçurum çukuru..
Cebinden koymakla kapanacak gibi değildi, borçlar.. İkincisi sıcak paraya ihtiyaç vardı..
Beşiktaş başkansız kalmak üzereyken "Bırakmam seni" diyerek kendini ortaya atan Çebi, bunu camiaya da yaymak istedi..
"Bırakmam seni" diye bir kampanya açtı. Bir basit mesaj atacaktı, her Beşiktaşlı "Bırakmam seni" yazacaktı, telefonuna. Tık!.
Böylece kulübüne 20 (Yazı ile yirmi) lira yardım edecekti.
Ben, Galatasaraylı Hıncal, hemen beş mesaj attım..
Peki bu ülkede sayıları en kötümser hesabımla 10 milyon olması gereken Beşiktaş camiasından toplam kaç mesaj geldi bilir misiniz?.
554 bin 270!.
Yani ben Galatasaraylı Hıncal "En az 200 milyon lira toplanır" derken, Beşiktaş camiasının katkısı 11 milyon 85 bin 400 lirada kaldı..
Hem de iki tıklık bir sosyal medya mesafesindeki camia, 20 lira için ellerini ceplerine atmayanlar, geldiğinden beri cebinden milyonlar harcayan Ahmet Nur Çebi Başkanı "Santrfor almadı" diye linç ediyorlar şimdi, öyle mi?.
Çüş, o nankörlere.. Eşeklerden özür dileyerek, çüş!!!

***


SEVDİĞİM LAFLAR
Başkalarının hatalarından ders alın. İnsan, bütün hataları kendisi yapacak kadar uzun yaşamıyor..
Tolstoy


TEBESSÜM
Bugün Tebessüm Ali Kestaneci dosttan.. Corona, Trump'a yakalandı. Şimdi corona düşünsün!.

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu’na aittir. Kaynak gösterilse veya habere aktif link verilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir bölümü kesinlikle kullanılamaz.
Ayrıntılar için lütfen tıklayın.
SON DAKİKA