Türkiye'nin en iyi haber sitesi

Kim yolladı benim mailime bilmiyorum.. Ama hele bir de şu pandemi ve karantina günlerinde, insanı hem düşündürecek, hem de tebessüm ettirecek bir yazıydı. Kim yazmış, bilmiyorum. Internete koyanı da.. Ama okunacak bir yazı..
Çok kötü bir hafta geçirdik. Bu yüzden bu pazar köşemi nispeten hafif şeylere ayırma kararı verince "İşte bu yazı" dedim.. Buyurun o zaman okuyun Voltaire'i..
...Ve sakın ama sakın, günümüz politikacılarına bakıp, bir ulusu suçlamayın.. Mesela dünyaya Voltaireleri, Zolaları armağan eden Fransızları..

*

"O kadar mutluyum ki, utanıyorum" demiş Fransız düşünürü Voltaire.
Neredeyse bütün hayatı boyunca ya hastaydı ya hastalık hastası. 41 yaşında bir arkadaşına yazdığı mektupta gene hastalandığından şikâyet etti ve "Birkaç yıllık ömrüm kaldı" dedi.
Voltaire, bu mektubu bitirdikten 43 yıl sonra öldü. Her Allah'ın günü bir şeyin yaptığı veya kansere iyi geldiğinin açıklandığı bir dünyada yaşıyoruz. Sıska, sıkı ve sağlıklı yaşamak neredeyse din haline geldi.
Voltaire, kolesterol, trigliserit, AIDS ve kuş gribinin bilinmediği çağların adamıdır.
Bir şeyleri doğru yapmış olmalıydı ki, insanların genellikle kırkına gelmeden öldüğü on sekizinci yüzyılda, 84 yaşına kadar yaşadı ve bir daha kalkmamak üzere yatağa düşünceye kadar aktif bir hayat sürdü.
Voltaire'in uzun ömrünün sırrı ne?
Uzun yıllar düşünür için sekreter ve uşak karışımı bir şey olan Sebastien Longchamps, Voltaire'in hep "İnsanın sağlığı tamamen kendi ellerindedir" dediğini yazdı. "Bunun üç temel ayağı var" derdi..
"Ayıklık, her şeyde ölçülü olmak ve hafif egzersiz yapmak. Kaza dışında, insanın başına gelen bütün hastalıklarda bizi sağlıklı halimize iade etmeye uğraşan doğaya yardımcı olmak yeter. İnsan aşağı yukarı her zaman diyetinde sıkı olmalı, uygun ve sürekli sıvı almalı ve hep basit şeyler yemelidir." Longchamps "Yanında bulunduğum süre içinde onu hep bunları yapar gördüm." ...Ve o sır!.
Bunlar büyük bir sır değil aslında. Her şeyde ölçülü olmak aklı başında her insanın uyguladığı bir prensiptir. Bence Voltaire'in uzun ömrünün sırrı vücudunda değil kişiliğindedir.
Voltaire uzun yaşadı, çünkü mutluydu.
Öğrenmeye meraklıydı ve müthiş zengin olmasına rağmen, bir dakikasını boşa harcamadı.
Ölmeye vakti yoktu.
Binlerce mektup, yüzlerce sahne oyunu, kitap, makale yazdı. Saray yavrusu evinde her zaman misafir vardı. "Ben Avrupa'nın hancıbaşısıyım" dedirtecek kadar.
Adaletsizliğe hiç tahammülü yoktu. İlkel Fransız yargısının hışmına uğramış insanları kurtarmak için, tek başına, tarihe geçmiş kampanyalar yürüttü. İnsanların hakları olmayan bir dönemde insan hakları için mücadele etti.
Kiliseyle ve bağnaz rahiplerle yaşam boyu dalga geçti. Ölüm döşeğinde papazlar onu pişmanlık getirmeye, şeytanı lanetlemeye davet ettiklerinde "Şimdi yeni bir düşman kazanmanın zamanı değil" dedi.
Bence, Voltaire'in en büyük özelliği yaşamdan zevk almasıydı. "O kadar mutluyum ki utanıyorum" diye itiraf etti bir arkadaşına.
"Ben neredeysem dünya cenneti oradadır" dedi.
Son bir şey daha var, onu unutmayayım.
Hiç evlenmedi!.

***


Seks... ve Mozart!..

KİTAP
Amerikalı yetenekli obua sanatçısı 'ın aşkla adandığı müzik endüstrisinde yaşadığı acı-tatlı anıları açık sözlü ve 'sansürsüz' bir üslupla anlattığı Mozart in the Jungle (Balta Girmemiş Ormanda Mozart) 2005 yılında yayımlandığında müzik dünyasında tam bir şok etkisi yaratmıştı. Amazon Video 2014 yılında kitapta anlatılan öykülerden ilham alarak çekilen aynı adlı diziyi yayına soktuğunda ise kitaptan sadece müzik çevresi değil tüm dünya haberdar oldu. Dizinin gösterimde olduğu 2014-2018 yılları arasında tam anlamıyla bir 'Mozart in the Jungle patlaması' yaşandı. Bu da elbette klasik müziğe yönelik ilginin artması sonucunu doğurdu.
Blair Tindall'ın kıvrak zekâsı ve kaleminin gücü bir araya geldiğinde ortaya çıkan baştan çıkartıcı metin, profesyonellerinin dışarıya sımsıkı kapalı dünyasına yakıcı bir bakış sunma fırsatı veriyor. Tindall, sadece uzun yıllar çalışkan bir üyesi olarak görev yaptığı ABD'nin 'balta girmemiş bir orman'ı andıran klasik müzik ve müzikal dünyasıyla ilgili 'içerden' bilgiler vermekle kalmıyor, sanat dünyasının 80'li ve 90'lı yıllarda yaşadığı dönüm noktaları ve sıkıntılar konusunda da araştırma ürünü bilgilerini okurlarıyla paylaşıyor. Publishers Weekly'de "Aşırı yüceltilmiş bir dünyayla ilgili taptaze, son derece okunabilir ve yakıcı bir bakış açısı" sözleriyle yorumlanan Tindall'ın kitabını okuduktan sonra, The Post and Courier'dan Dottie Ashley'nin dediği gibi "kapkara giysilere bürünmüş Mozart çalan züppe müzisyenlere bir daha aynı gözle bakmayacaksınız." Yazarın sadece yetenekli bir müzisyen olmakla kalmayıp kıvrak bir zekaya ve güçlü bir kaleme sahip olması, kitabın akıcı ve sürükleyici olmasının arkasında yatan temel unsurlar.
Nihayet Türkçeye kazandırılan bu fevkalade ilginç kitap için yazılanlardan da birkaç seçme sunalım..

*


"Klasik müzik hayranları bu müziği yorumlayanların hassas ve ince kişiler olduklarını düşünebilirler, ancak Tindall bu kalıplaşmış varsayımı şevkle yıkmaya hazırlanıyor..." Brian Wise, Time Out New York
"Genç klasik müzik öğrencilerinin ebeveynleri dikkat. Mozart in the Jungle adlı bu kitabı okuduktan sonra, çocuklarınızı bir hızlı metal grubunda davul çalmak gibi daha erdemli uğraşlara yöneltmeyi tercih edebilirsiniz." Jacob Slichter
"Tindall klasik müzik sanatçılarının resmi giyimli, aşırı bilgili züppeler oldukları şeklindeki stereotipi darmadağın ettiği kitabında seks hayatını içtenlikle ve şehvet dozu yüksek bir üslupla anlatıyor..." John Fleming, St. Petersburg Times
"Klasik müzik dünyasının perde arkasına dair pek çok şeyin anlatıldığı bu anı kitabı, profesyonel senfoni orkestralarının şaşırtıcı boyutlardaki şehvetli ve sefil dünyasını ifşa ediyor. Kim tahmin ederdi ki?" Jennifer Ceaser, Hamptons
(Mozart in the Jungle/ Seks, Uyuşturucu ve Klasik Müzik / Çeviren Belgin Selen Haktanır/ 45 lira) www.kitapkurdu. com.tr

***


Yüksel'den...

"Yüksel" dediğim Yüksel Durak.
Tanımıyorum. Tanışmıyoruz. "Yarım Bardak Su" diye bir kitabı geçti elime.. "Aynamızdır belki yarım bardak su" demiş sadece girişinde.. Hani o aynaya bakınca kimimiz, "Yarısı boş" deriz, kimimiz "Yarısı dolu" o işte.. İçinde dizeleri var.. Okuyanı yönlendirmemek için başlık da koymamış.. "Herkes kendince koysun" diyor.. Karantina'nın bir faydası işte. Bol okuyacak zaman.. Okudum.. Okudum ve pazar günleri sizlere "Yüksel'den.." nakillere karar verdim işte.. Buyurun, başlıyoruz..

***


Düşündü adam,
Doğum gününden önce yoktum.
Ölüm gününden sonra yokum
Ya yanılsıyorsam?
Varlık dediğin yokluksa eğer,
Ve yokluk varlıksa...

***



Timur Baba

Hafta sonu yazılarımı e-mailime koydum. Okudum.. Düzelttim.. Bir "Tık!." editörümün elinde olacak.. Bilgisayarımın yanında duran tabletim yandı. Yeni bir şey var..
" öldü!.."
Bu nasıl bir haftaymış Tanrım!.
Ben de öldüm o an.. Timur'un, Timur Baba'nın öyle çok yeri vardı ki hayatımda.. Öyle anılar ki, unutulmaz.. Kitap olur..
Bu satırları nasıl yazdım bilemiyorum..
En ama en sevdiğim şarkındır baba.. Çok az söylenir.. Adı Rıhtımda!.

"Adam bitkindi, adam seviyordu
Kalan kederdi, giden gemiyse
Taş olduğu içindir dedim
Rıhtım taşları erimediyse

Derken bir düdük öttü ansızın
Bembeyaz gemi gitgide ufaldı
Korkunç yalnızlığıyla başbaşa
Rıhtımda bir adam kaldı.."

***


Pazar Neşesi
Devriye gezen bekçi, nerdeyse sabaha karşı, yolda tek başına ve sallana sallana giden yaşlı adamı gördü.. Yanına gitti..
"Hayrola, bu saatte" dedi..
"Alkol düşkünlüğü, alkolün insan vücuduna zararları, ayni şekilde sigaranın nasıl ölümcül olduğu, sabahlara dek uykusuz kalmanın fiziksel ruhsal çöküntüleri üzerine bir ders almaya gidiyorum" dedi, yaşlı adam.
Bekçi merakla sordu..
"- Bu saatte o dersi kim verir ki?."
"- Karım!."

Latin Sözleri
"Exitus acta probat!."
"Sonuç, yapılanları kanıtlar!"
Ovidius

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu’na aittir. Kaynak gösterilse veya habere aktif link verilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir bölümü kesinlikle kullanılamaz.
Ayrıntılar için lütfen tıklayın.
SON DAKİKA