Türkiye'nin en iyi haber sitesi
HINCAL'IN YERİ HINCAL ULUÇ

Ne güzel bir Çolak haberidir bu...

"Çolak" deyince bu ülkede hemen herkesin aklına Tanju Çolak gelir. Gol krallıklarından çok, bir zamanlar Hülya Avşar'ın sevgilisi olduğu için..
Ama dünyaya çıkar "Çolak" derseniz, size söyleyecekleri "Güçlü Türk" olacaktır..
2016 yılından beri jimnastiğin en zor, ama en görkemli, en nefes kesilerek izlenen "halka" dalına hükmeden "Strongman Turk" diye bilir Çolak'ı, spor dünyası..

İşte "The Colak" final duruşu.. Vücut donmuş, titreyen kol ve bacak yok!.

Uluslararası Jimnastik Federasyonu 2016 Dünya Kupası sırasında Çolak'ın ilk defa sunduğu o çok özel hareketi, Jimnastik resmi kitabına almış ve internet sitesinde de "Adı ödüllendirildi" diye duyurmuştu. O ad o kitapta artık sonsuza dek kalacak..
Çolak Dünya Şampiyonu unvanına, geçen hafta "Avrupa Şampiyonu" madalyasını da kattı.

Bu köşe yazısını aşağıdaki linke tıklayarak sesli bir şekilde dinleyebilirsiniz

Üstelik, içimizde, Mersin'de yapıldığı halde, hiçbir gazete muhabir gönderip izlememiş, hiçbir gazete günü gününe haber yapmamış, hiçbir gazete, "Alet Finalleri"nin halka dalında altın madalyanın nasıl geldiğini yazmamış, hiçbir gazete o finalin ardından İbrahim Çolak'ın duygularını yansıtmamış, hiçbir gazete, Bolu'da hiçlikler içinde kendini yaratan ve adını o kitaba "Suat Çelen Hareketi" diye yazdıran, bu ülkede jimnastiğin adını ilk duyuran, Avrupa Gençler Şampiyonu olan, ama hem medyanın, hem devletin ilgisizliği yüzünden hayatına Beden Eğitimi Öğretmeni olarak devam etmek zorunda kalan bugünün Jimnastik Federasyon Başkanı Suat Çelen'le de konuşup "Bu zafere nerden, nasıl geldik?. Bu şampiyonayı Mersin'e almayı ve böylesine gerçekleştirmeyi nasıl başardık" diye sormamıştı.
"O zaman basına ne gerek var" diye soracaksınız tabii.. İzlemeyen, sormayan, yazmayan basına ne gerek var, ha?.
İşte Ceyhan Torlak kardeşim, dün SABAH'ta bu nefis haberi yapmış.. Sımsıcak.. İnsanın içini ısıtan, bu karantina günlerinde canına can katan haberi, üstelik birinci sayfadan vermişler..
Sımsıcak.. Gerçekten sıcak.. İşte Ceyhan kardeşimin yazdıkları, özetle..
Çolak, 9 ay önce, omzundan ağır sakatlandı. Ciddi bir ameliyat geçirdi. Avrupa Şampiyonasına katılıp katılmayacağı belli değildi. Annesi her sabah kasaba gidip ayak ve kol kemiklerini kaynattı ve paça yapıp içirdi oğluna.. Ve mucize.. Şampiyonaya bir hafta kala Çolak "Kendimi iyi hissediyorum. Yarışacağım" dedi. Yarıştı ve "Avrupa Şampiyonu" oldu..
Şimdi içinizde "Mucizeye sen de mi inandın" diyenler olacaktır. Olmasın..

İşte "Sporcu" Çolak Ailesi.. Bu mutluluk paylaşılmaz mı?.

Hayatımın en az iki yılı hastanede geçti. Bir keresinde toplam bir yıl, bir keresinde de iki kurşun yediğim için beş ay devamlı kaldım.. Ondan fazla çeşitli ameliyat geçirdiğim için daha kısa kaldıklarımı da katarsanız, iki yılı da aşar belki.
Ama bugün hayatta isem, o ameliyatlar kadar, bir mucizeye borçluyum.. Hep yazdım. Her fırsatta yazarım.
İyileşmenin birinci yolu inanmaktır. İyileşeceğine inanmayan hastayı iyileştirecek tıp henüz yok. Bunu bilin..
Arka arkaya ameliyatlarla ve verilen onca perhizle zaten iştah sıfır, 39 kiloya inmiş yatıyorum, o zamanın ülkenin en ileri teknolojisi ve doktorlarıyla dolu Ankara Gülhane Askeri Hastanesi'nde.. 1.80 boy. 39 kilo ve yaşam umudunu yitirmiş hasta..
Soğuk savaş yılları.. Sovyetler, Kafkasya'dan girerse.. NATO ile karşı karşıya gelecekler.. Gülhane, NATO Hastanesi yani. Amerika'da, Avrupa'da ne varsa orda da var, yani..
Orda yatıyor ve ölüyorum. Resmen ölüyorum. Bir gece odamda 40'tan fazla ziyaretçi vardı. Sesleri uğultu gibi geliyor, anlamıyorum. Oyalanmak için saymak istemiştim içimden.. Sonra öğrendim.. Aileye telefon etmişler "Yarına çıkma ihtimali yüzde 3.. Son bir defa görmek isterseniz" diye.. Duyan koşmuş tabii..

İşte Uluslararası Jimnastik Literatürüne giren Çolak Hareketi.. Solda Türkçe açıklama.. Sağda 2016 Dünya Kupası'ndan sonra Uluslararası Jimnastik Federasyonu'nun "The Colak" adını verdiği hareketin resmi duyurusu..

Vücutta doğru dürüst çalışan organ kalmamış. Bir böbrek gitmiş. Kalın bağırsağın nerdeyse tamamı alınmış.. Kalan ucunu karnı delip dışarı almışlar, ucuna torba bağlamışlar.. Büyüğü ordan yapıyorum.. Mide deseniz 6-7 defa kanamış.. Tam bu haldeyken bana verilen kanlardan bir de sarılık kapmam mı?. Kanda biluribin diye bir madde var. Bağışıklığı sağlayan, giren mikroplarla savaşan akyuvarlar yıkıldı mı ortaya çıkarmış. Ölçümde 8 üniti geçerse, göz akından başlar, deri sararırmış. Sarılık adı ordan.. Bende 28.. Yani gidiyorum.. O yüzden belki de, Klinik Şefi Yazıcı Albay, "Ne istersen ye" dedi. Canım marul çekti.. Sabah, öğle, akşam sadece marul yiyorum.. Mucize.. 1 hafta sonra biluribin 6'ya düştü. 4 ay sonra da hastaneden çıktım. Dünya tıbbı, sonraları marulun karaciğere iyi geldiğini keşfetti..
Peki atalarımız yüzlerce yıldır, çilingir sofrasının ortasına ilk olarak bir göbekli marul koyarlar.. Düşünün.. Süs olsun diye mi?.
Babaannem köyde hapşırdım mı, tavuklu, şehriyeli pirinç çorbası yapardı. Anında iyileşirdim..
Kilis'te başım ağrıdı mı, anneannem elini ağrıyan yerin üzerine koyar okurdu. Ağrı hemen geçerdi..
Yani dostlar "Kocakarı ilacı" dediğimiz şeyler, binlerce yıllık geleneklerin, göreneklerin, şifaların sonucu ortaya çıkmıştır. Ama etkisi, "inanmak"la mümkündür.
İnanmayana, yaşadım biliyorum, penisilin etki etmez, inana anneannenin dokunuşu yarar..
Bu yüzden işte, deneyimlerimle inandım Çolak'taki "Paça" mucizesine..
Ceyhan Kardeş, anne Sultan Çolak'la da konuşmuş.. İşte içinizi daha da ısıtacak sözler.. Bir Anadolu annesinin sözleri..
"Ameliyattan sonra İbrahim'in kemiklerine iyi gelir diye, paça çorbası yapmaya başladım. Doktorumuz da zaten bunu önermişti. 2-3 ay boyunca paça çorbası hazırladım, faydalı oldu. Oğlum 5 yaşındayken jimnastiğe başladı, zoru başarmayı çok severdi. Bebekken henüz yürümeye başlamadan önce şınav çekmeyi öğrendi. Babası da sporcu. Eşim yıllardır sabah kahvaltıdan önce şınav ve mekik çekerdi. İbrahim'e de gösteriyordu. Eşim tekvando yaptı. 30 yaşlarında da atletizme başladı. Şimdi maraton koşuyor. Lisanslı sporcu. Sonra beni de alıştırdı. Ben de lisanslı sporcuyum. Beraber koşuyoruz!."
Nasıl sizin de içiniz ısındı mı?.
Gençler.. "Suat Çelen, İbrahim Çolak yaptıysa ben de yaparım" dediniz mi?. Hele de bugünkü imkanlarla, daha neler neler yapar Türk genci inanırsa, güvenirse..
Tamam bu ülkede medya yok. Spor medyası hiç yok..
Ağır mı konuştum.. "O zaman bize bir saattir okuttuğun ne" mi diyorsunuz.
Söyleyeyim. Ceyhan Torlak spor muhabiri değil. Gazetenin özel istihbaratından. Onun için bu haber bu kadar geniş ve bu kadar güzel ve sıcak yayınlandı dünkü SABAH'ta..
Peki güya spor, aslında "Üç Büyükler Futbol Sayfaları" olan arkada neler vardı, ayni gün.. Yani dün!.. İşte örnekler..
"Golle gitti/ Golle döndü"
Younes Belhanda Sivas'a attığı golle galibiyetin mimarı olmuş. Korona olmuş. Darıca maçı ile dönüşünü gene golle süslemiş..
"Maç Yazısı"
Belhanda'nın "10 numara" pasını Arda gol yapamamış. Belhanda penaltıda kaleciyi ters köşeye yollamış.
"Maç çerçevesi, notlar"
Belhanda 7 almış, Luyindama ile beraber. Sadece takımın değil, sahanın en iyisi yani..
"Eleştiri Yazısı"
aSpor naklen yayınında eleştirirken Belhanda'yı yerden yere vuran Levent Tüzemen kardeşimin, gazetedeki yazısında ayni ad bir kere geçiyor.
"Bu fırsatı (Gol fırsatını kastediyor) bir kez Belhanda'nın mükemmel pasında Arda buldu ama golü kaçırdı."
(O yazıyı gerçekten maçı yorumlayan sen mi yazdın Levent.. Yoksa biri yazdı da senin imzanı mı attı?.)

*

Sevgili Okurlar,
Ayni Belhanda'yı yarın bir de benim kalemimden okuyacaksınız.

***


Tebessüm
Acar adlı okurum "Tebessüm köşesi gene editör, şakasımı" demiş. "" ayrı yazılır sevgili okurum.. Kaç yaşındasın?. Hâlâ ana dilini öğrenmedin mi?.
Hayır Sevgili Acar, editör şakası değil. Fıkra aynen o ve o kadar..
Bir daha yazayım, dikkatli oku..
Adam, küçük oğluyla arabasını yıkıyordu. Çocuk bağırdı..
"- Baba, sen de herkes gibi sünger kullansan olmaz mı?."
Arabanı fırçayla yıkasan mesela "Fırçayla yıkıyor" deriz. Hortumla yıkasan, "Hortumla".. Süngerle yıkasan "Süngerle.."
Fıkra ne diyor?. "Adam küçük oğluyla arabasını yıkıyordu."
Neyle yıkıyormuş arabasını yani?.
He.. Hehe.. Heeee!.

*


Bazıları fıkraya bir kere güler Acar kardeşim. Anlatıldığı zaman, bir.. Bazıları iki defa güler.. Açıklandığı zaman, iki.. Bazıları üç defa güler. Kendi anladıkları zaman, o da üç..
Bazıları gene de (Bu "de" ayrı) ikide (Bu "de" bitişik) kalırlar. Çünkü açıklansa da anlamazlar..
Okurlarımın bugünkü tebessümüne yardımların için teşekkürler Acar..
Gücenmedin değil mi?.
Sevgilerimle..

Sevdiğim Laflar
"Ciğerlere çekilen hava ömrü uzatır. Bırakılan soluk bedeni rahatlatır. Öyleyse bir nefeste iki nimet gizlidir ve her bağış bir 'Şükür' gerektirir."
Sadi Şirazi

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu’na aittir. Kaynak gösterilse veya habere aktif link verilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir bölümü kesinlikle kullanılamaz.
Ayrıntılar için lütfen tıklayın.
SON DAKİKA