Türkiye'nin en iyi haber sitesi

Öncelikle ve 'ya ve de 'e teşekkür edelim.. Bir kâbus gibi geçen ligin ilk yarısından sonra, ikinci yarının ilk haftasının ilk derbisinde, nihayet futbola benzer bir şey izlememizi, ikinci yarı için bir nebze umutlanmamızı sağladılar..
Nasıl mı?.
Özet!.
Hem ev sahibi Sergen Yalçın hem de konuk Abdullah Avcı, kazanmak için oynadılar. Yani ikisi de sahaya oynamak için çıktılar. Oynatmamak için değil.
Hakem Halil Umut Meler, ilk defa bir İngiliz Ligi hakemi gibi yönetti maçı. Zırt pırt düdük çalıp oyunu durdurmadı. Futbolun içinde olan sertliğe izin verdi. Topu kaptırınca maçı durdurmak için kendini yere atıp kıvrananlara da kanmadı. Arkasına bile bakmadan oyunu devam ettirdi.
Hayır, kalitesi yüksek bir maç değildi ama, son düdüğe kadar ekran başındakilerin nefeslerini kesen, heyecan dolu bir mücadele oldu.
Sınıfta kalan mı?.
Dün sabah gazetelere bir göz attım.. Sınıfta kalan medya.. Spor medyası.. Pardon "Skor Medyası!." Maçı tek taraflı, gene kazanana göre yazmışlar..
Bizden başlayayım!
"Süper fırtına yıktı geçti" manşetiyle bir destanı sayfası yapmışız.. "Trabzon, Vodafone Park'ta fırtına gibi esti.."
"Ben başka maç seyrettim herhalde" dedim.. Hep böyle oluyor zaten..
Şimdi 'ı yıkıp geçen Süper Fırtına'nın estiği maçın istatistiklerine bakalım.. Öndekiler ev sahibi Beşiktaş..
Topla oynama.. 64/36
Şut.. 22/16
İsabetli şut.. 8/5
Engellenen şut.. 9/5
Kaçan net pozisyon.. 3/1
Rakip 18'de topla buluşma.. 38/20
Korner.. 7/5
Toplam orta.. 32/12
İsabetli orta.. 10/2..
...Ve gözlerimizle gördüğümüz..
Gazetelerin de ittifak ettiği gerçek..
Trabzon kalecisi Uğurcan muhteşem kurtarışlarla 5 mutlak golü önledi..
Şimdi bu rakamlara bakınca, skorun kolayca 3-2, 4-2, hatta 5-2 Beşiktaş lehine de olabileceğini görüyoruz..
Hele Trabzon'un bir golünün, bilardo gibi arka arkaya üç Beşiktaşlı, Montero, Vida ve Ersin'e çarpıp girdiğini, ikinci golünün de, arka arkaya inanılmaz savunma hataları dizisi sonunda oluşan karambolde, topun gene 'ya çarpıp Vitor Hugo'nun önüne düştüğünü ve müthiş bir kalabalık arasından daha da müthiş bir şansla ağlara gittiğini bilirseniz, Beşiktaş'ta uçkurun (Affedersiniz ama maçın skorunu izah edecek en güzel halk deyimi bu) dokuz yerden koptuğunu anlarsınız..
Trabzon kalesine ne "Kesin goller" girmedi.. Beşiktaş kalesinde ne "Akıllara sığmaz tesadüfler" gol oldu..
Maçı böyle anlatan bir spor sayfası gördünüz mü, sevgili okurlar..
"Böyle" yazanlar var.. Ama imzalarıyla, köşelerinde 8 punto yazı harfleriyle kalmış. Okumazsan haberin olmaz..
Maçı sunan öteki sayfalar da genelde aynen bizimki gibi, "Trabzon Destanı!."
Biliyorsunuz değil mi?. Beşiktaş hatta 10 kişi kaldıktan sonra girdiği 3 net gol pozisyonundan, yani "kaçmaz" golden ikisini atsaydı, ayni maçı, ayni 90 dakikayı tamamen tersini yazarak size sunacaklardı.
Skor yazarlığı dediğim bu.. Okuru kandırdıklarını sanıyorlar, ama kanmıyor.. Bu yüzden işte, gazete tirajları düşüyor..

***

Bu köşe yazısını aşağıdaki linke tıklayarak sesli bir şekilde dinleyebilirsiniz

Maçı, medyayı özetledim.
Eleştirilerimi de özetleyeyim..
Şimdi "ikinci bölge" diyorlar, orta sahaya.. İki takımın da ikinci bölgeyi kolay ve hızlı geçmesi aslında maçı heyecanlı yaptı. Çünkü Beşiktaş'ta Atiba, Josef de Souza, Trabzon'da Flavio, Berat ve Baker orta sahaları, gerek alanı paylaşma, gerek mücadele, gerek sürat bakımından rakibin hızlı gelişlerine karşı duramadı. Özellikle Sergen Hoca'nın orta sahayı 2-1 yenik duruma düşmeden güçlendirmesi ve Atiba ile Souza'nın ikisini birden, hatta ikinci yarı başlarken değiştirmesi lazımdı. Onun kulübesi, Avcı kulübesine göre daha zengin çünkü.
Ljajic ve Dorukhan'la ikinci yarıya başlansa, hem orta saha daha güçlü tutulur hem oyun daha etkili, daha hızlı ve sahaya daha yayılarak kurulurdu.
En önemlisi de, bir oyuncu daha değiştirme hakkı ziyan edilmezdi..
Baktığım gazetelerde göremedim. Böylesine zorlu ve böylesine mücadeleli bir maçta, hem de nerdeyse 3 günde bir maç oynanan günlerde, 5 oyuncu değiştirme hakkından birini, hem de Trabzon derbisinde, Sergen gibi bir hoca nasıl ziyan eder?.
Bizim skor medyası kuralı da bilmiyor ya da olup bitenin farkında değil.. Ondan yazan yok..
Skor 63'üncü dakikada 2-1 olmuş.. Dakika 77.. Dorukhan atılmış. Beşiktaş 10 kişi.. Sahada başta N'Sakala, dilleri dışarıda dolaşan, ayakları beyinlerine artık itaat etmediği için topa saçma sapan vuranlar ve koşamayanlar var.
Kulübeye bakıyorum.. (Bu sabah bizim gazetede bakamadım. O kimsenin itibar etmediği skora göre verilmiş saçma sapan notları yazan çerçeve var ya, oraya.. O tablodaki en önemli unsur, "yedekler" bizde yok.. Oysa maçı önce kendi kafaları, sonra çevrelerinde tartışacaklar için en önemli bilgi bu.. Yedekleri de yazacaksın, hatta sakat ve cezalıları da.. Maç değerlendirmesi öyle tamam olur. Ama amaç, skora göre sayfa doldurmak olunca, boş ver.. Gece yarısı bir de, kim uğraşacak bunlarla..
Evet.. Kulübeye bakıyorum, uzatmalarla çok kıymetli son 20 dakikada skora etki edecek adamlar var kulübede..
Oyun kurucu ve golcüler, Oğuzhan.. Güven.. Hasiç.. Hatta Necip. Welinton.. Onlardan birini stopere alıp Vida'yı ileri çıkarabilirsin.. Ama mümkün değil. Çünkü kural 5 oyuncu değişikliğine izin veriyor ama, oyunu sadece 3 defa kesme hakkın var.. Sergen bu üç hakkını Rıdvan, Atiba ile Ghezzal ve Mensah'ı çıkarırken kullanmış. Bunların hepsi oyun içinde. Toplam üç.
Yani, gerek taktik değişikliği gerekse fiziksel güç artımı açısından hayati öneme sahip 1 oyuncu daha değiştirme hakkı ziyan edilmiş. 11 kişi oynayan Trabzon, kaleciyi saymayın takımın yarısını değiştirip "Tazelerken" 10 kişi ile daha fazla koşan ve yorulan Beşiktaş, bir adam daha değiştirme hakkını kenar hatası yüzünden kullanamıyor..
Nerde bunu manşetlere çeken sayfalar!. Eleştirmenler?.
Fark böyle yaratılır, Müdür Beyler!. "Aman sürüden ayrılmayayım da kurtlar kapmasın" diye herkesin bildiği ve beklediği sayfaları hazırlarsanız, haklısınız sürüden ayrılmaz ama, meslek yaşamı boyunca koyun olarak kalırsınız, kusura bakmayın.
81 yaşındaki abiniz artık bunadı ya, tahammül ediverin biraz..

***

VEHBİ'NİN KERRAKESİ, ACABA BURDA MI?!..



Yukarda gördüğünüz grafik, Fenerbahçe Anonim Şirketi hisse senetlerinin 7 Eylül'den geçen hafta sonuna piyasa dalgalanmalarını gösteriyor. 2020-2021 Ligi'nin ilk maçı oynanmadan hisseler 50 liranın üzerinde seyrediyor. Fener lige kötü girince, 20 lira birden düşüş gösterip 30 lira oluyor.. Sonra işler düzelip puan cetvelinde yükselme başlayınca gene yükseliyor.. Bir dalgalanma ile devam ediyor.
Bu arada, özel seçilmiş hakemlerin müthiş desteğini arkasına alan Fenerbahçe haftaya lider girdi..
Ardından Fener Yönetim Kurulu üyesi Alper Pirşen "28 şampiyonluğumuz var ve verilecek" açıklaması yaptı. Daha önce de Türkiye Futbol Federasyonu Başkanı ve Fenerbahçe eski 2. Başkanı Nihat Özdemir "Fenerbahçe'nin sayılmayan 8 şampiyonluğunu inceleyeceğiz" açıklaması yapmıştı. Yani Fenerbahçe A.Ş. ve TFF A.Ş., Fener formasındaki 3 yıldızı "5 yıldız" yapacaklar.. mı?.
Özdemir, Galatasaray'dan gelen tepkiler üzerine gazetelerin, tabii hepsi Fenerli gazetelerin pek itibar etmediği "Canım, Galatasaray için de inceleme yapacağız" diye bir geveleme yaptı.. Onu geçin..
Benim Nihat Özdemir'e bir sorum var..
Fenerbahçe formasına 5 yıldız koyarsa, Fenerbahçe A.Ş. hisse senetleri o coşku ile nasıl bir patlama yapar, yukardaki tabloya bakıp tahmin edebilirsiniz..
İkincisi.. UEFA ve TFF tarafından açıklanan Finansal Fair Play ve Transfer Limitlerine göre, Fenerbahçe, sizin açıklanan listeniz meydanda en kötü durumdaki kulüptü. Buna rağmen bu sezon tam 26 futbolcu transfer etti. Bunların içinde, Kasımpaşa'dan bedava alınan Thiam ve 16 milyon euro'luk değerine rağmen nerdeyse bedava transfer edilen Mesut Özil var. Bu transferlerin anında borsaya bildirilmesi zorunlu.. Zira Fener A.Ş. hisse senetlerini doğrudan etkiliyorlar. Bu transferlerin yasal olup olmadığını araştırmak ve lisans verip vermemek de sizin ve kurullarınızın (Yani gene sizin) yetkinizde..
Şimdi Sayın Özdemir,
Sosyal medyada dolaşan söylentilere itibar etmiyor ve doğrudan soruyorum.
Size ve ülkemize muhteşem yapılar kazandıran (En son tamamen Türk eli ile yapılmış ve şu sıralarda bitmek üzere olan o efsane, o dünya çapında mimari ve inşaat harikası Yusufeli Barajı'nı ben yazdım da ülke duydu) Limak başta, şirketlerinizin ve siz başta Özdemir ailesinin elinde toplam kaç Fenerbahçe A.Ş. hissesi var, kamuya açıklar mısınız?.
Ben de aileden sayılırım. (M. Ali Ağabey (Kışlalı) dünürünüzdü.) Bu yüzden ilk açıklamayı ben yapıyorum. Bende hiç Fener A.Ş. hissesi yok...

***

BİTCOİN VE KARA PARA..

Son günlerde ortalık dijital para (Bitcoin ve benzerleri) haberlerinden geçilmiyor.. Yeni bir Kastelli ya da Saadet Zinciri, Titan ya da Çiftlik Bank olayı mı diye merak ediyor millet.
Yıllanmış bir kurt bankacı dostuma sordum. "Nedir bu dijital para patlaması" dedim.
"Bu senin, benim gibi insanların bilgisayarda yarattıkları bir sanal para. Hiçbir yerde ne altın, ne de dolar, euro gibi dolaşan para karşılığı yok. Ortaya çıktığı gibi anında yok olabilir" dedi..
"O zaman bu güvenilmez paraya niye servetler yatırılıyor" dedim..
"Bankacılık piyasasında en çok dolaşan şey, kara para aklaması" dedi.
Anlattı..
"Türkiye'den yurt dışına para çıkarmak ve göndermek için beyan ve kayıt gerekiyor. Oysa sen bilgisayardan bir şifreyle ve Türk Lirası ödeyerek aldığın dijital paraları gene sadece sende olan şifreyle mesela Londra'daki birisinin bilgisayar hesabına gönderebilirsin. Londra'daki de kendi şifresiyle alır ve İngiliz Lirası'yla satar.. Yani senin Türkiye'deki kayıt dışı Türk liraların dijitale dönüşüp sadece iki kişinin bildiği kişisel şifreleriyle Londra'ya gider ve orada İngiliz Lirası'na dönüşür. Her şey şifreyle yapıldığı için devletler bu transferleri takip edemezler.."
Vallahi pek aklım yatmadı ama, durum mantıklı görünüyor..
Bu yüzden Maliye ve Hazine Bakanlığımıza soruyorum?.
Bitcoin ve benzerleriyle ilgili internette her gün yüzlerce "Hemen alın, hemen zengin olun" haberleri dolaşıyor.. Alalım mı?. Güvenilir mi?. Yoksa Kastelli ve Titanlarla bir günde batanlara döner mi millet?. İkincisi.. Kara para aklamak gerçekten bu kadar kolay ve devlet gerçekten bu kadar çaresiz mi?.

***

TEBESSÜM

Küçük Leyla'nın kulağı iltihaplanmıştı. Çocuk doktoruna gittiler. Doktor, Leyla'yı muayene etti, sonra karşısına aldı, gayet ciddi tavırla konuştu ve sordu..
"Sende alerji yapan bir şey var mı?"
Leyla başıyla evetledi, sonra eğildi, doktorun kulağına bir şeyler fısıldadı. Doktor gülümsedi, reçeteyi yazdı ve annesine uzattı.
Çıktılar ve hemen ordaki eczaneye girdiler..
Annesi reçeteyi uzattı. Eczacı ilacı buldu.
Kutusunun üzerine bir şeyler yazdı ve annesine uzatırken, "Doktorunuzun uyarısını kutunun üzerine yazdım, ihmal etmeyin" dedi.
Anne, evde doktorun uyarısını okudu..
"Brokoli ile almayınız!."

***

SEVDİĞİM LAFLAR

Kimi görsek etekleriz
Ne utanmaz köpekleriz!.
İnsan mı neyiz seçilmez
Bir zehirdir ki içilmez
Tavrımızdan da geçilmez
Ne utanmaz köpekleriz!.
Namık Kemal

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu’na aittir. Kaynak gösterilse veya habere aktif link verilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir bölümü kesinlikle kullanılamaz.
Ayrıntılar için lütfen tıklayın.
SON DAKİKA