Türkiye'nin en iyi haber sitesi

Perşembe günü Sevdiğim Laflar'ın sahibi, son günlerde, kaybolan günlükleri yüzünden gündem olan Oğuz Atay'dı. Çok şeyler yazıldı, söylendi ama konu sonuca bağlanmadan kapandı.. Neyse.. Yazdığım söz şöyleydi..
"İnsan seviyorsa, kaybetmekten korkar. Kıskançlık da bir kaybetme korkusudur."
O gün bir dost aradı. "O lafın devamı var" dedi. Bir cümle daha varmış.. Söyledi..
"Kıskanmıyorsa eğer, yeterince sevmiyor demektir.."
Bu söz beni 1970'lere Holly ile birlikte olduğumuz günlere götürdü. Bir gün bir diplomatik kokteyle gitmiştik.. Türkler az, yabancılar çok.. İki saat falan kaldık. Dönüşte Holly'de bir karış surat.. Eve geldik.. Surat devam..
"Ne oldu?" dedim.. "Sen beni sevmiyorsun" dedi..
"Bu nereden çıktı şimdi?" dedim..
"Kokteylde genç, yakışıklı bir Hollandalı ile bir köşeye çekildim. Tam 45 dakika konuştum. Kokteyl ayakta bir davet şeklidir, herkes herkesle konuşsun diye.. Ben o yakışıklı ile tam 45 dakika konuştum. Kılın kıpırdamadı.. Yanımıza gelmedin. Dönerken yolda 'Kimdi o adam?' diye bile sormadın. İnsan sevdiğini kıskanır. Sen zerre kıskanmadın.. Demek ki.."



Yani Oğuz Atay'ın lafını bire bir yaşadım dostlar.. Hem de gözümün Holly'den başkasını görmediği günlerde..
Peki onların köşede 45 dakika fısıldaşmasına takılmadım mı?.
Tabii takıldım.
Kıskanmadım mı?.
Tabii kıskandım.. Ama..
"Ama"sını Holly'ye anlattım..
"Takılmaz ve kıskanmaz olur muyum?. Ama bildiğim bir şey var.. İnsanlar yabancısı oldukları ülkede en çok kendi dillerini konuşmayı özlerler.. Fırsat buldular mı da, bazen saatlerce konuşurlar.. Yurt dışına çok çıktım. Oralarda bir Türk buldum mu, nasıl konuşurdum iyi bilirim. İkincisi sen üniversitede arkeoloji bölümünü bitirdin. Yani diplomalı arkeologsun. Ama o işten para kazanamadığın için Ankara'daki Amerikan Üssü Lisesi'nde sekreterlik yapıyorsun. O adamla İngilizce konuşuyor olabilirsin. Konunuz arkeoloji de olabilir. Türkiye bir arkeoloji cenneti değil mi?. Eğer öyleyse keyfine ölçü yok demektir. Kırk yılda bir yaşadığın keyfi, aptal bir kıskançlık krizi yüzünden bozmaya hakkım var mı?. 'Bırak kız keyfine baksın bu defalık' dedim kendi kendime.. Öyle olmaya da bilirdi Holly.. O adamdan çok hoşlanmış da olabilirdin. O zaman seni zorla tutma hakkım da yoktu. Gideceğin varsa da giderdin.. Önemli olan oradaki konuşman değil, benimle eve dönmendi. Sen de onu yaptın işte.. Yani diyelim orada bir rakibim vardı, ama sen beni seçtin.."
"Ama kadınlar kıskanılmak isterler" dedi Holly..
"Her seven kıskanılmak ister" dedim. Çünkü "Kıskanmak, sevginin ölçüsüdür. Ben seni çok kıskanıyorum ve o yüzden biraz da çok sevdiğimi biliyorum.. Ama bu kıskançlığı ortaya dökmek, krize çevirmek, hatta şiddete dönüşen olaylar çıkarmak, en güzel duyguyu çirkinleştirir, ucuzlaştırır. Kıskanacaksın ama kıskandığını göstermeyeceksin.. O hissedecek. O zaman güzeldir, güzelliktir kıskançlık. Konuşulmaz, hissedilirse güzeldir."
"Peki hiç şüphe de mi etmedin?."
"Şüphe, aşkın ve sevginin katilidir Holly" dedim.. "Şüphe ettin mi biter. Sakın şüphe ettiğinde araştırmaya kalkma.. İlişkin neyse, orada bitir. Daima şüphe.. Daima araştırma, daima onun şüphenin yersiz olduğunu kanıtlamaya kalkışmasıyla sevgi, aşk olur mu?."

***

Günümüzde cep telefonları, internetle buluşmak, tanışmak, hatta aşklara başlamak hayli yaygın.. Geçenlerde tartışma oldu medyada.. Sevgililer birbirlerine telefonlarının şifresini vermeli mi, diye..
Hayır!. Gerek yok.. Sevgilinin telefonunun şifresi yoksa bile karıştırma gereği duyuyor ve "Acaba" diyorsan, o iş bitti demektir. Şüphe, aşkın kemirgenidir çünkü. Çürütür ve bitirir..
Bugüne dek bir tek kız arkadaşımın hem de meydana bıraktığı telefonunu elime alma gereği duymadım. Niye duyayım ki?.
Güvenmediğim birini nasıl severim?. Diyelim sevdim.. Ve birisi var.. O zaman da gider..
Peki ya aldatarak devam ediyor, benden bir menfaati var da kullanıyorsa..
O zaman aslında kendini aldatıyor demektir.. Bir..
Bu pek aklıma gelmez zaten, bu da iki.. Neden gelmez?.
"Herkesi nasıl bilirsin, kendin gibi" demiş eskiler. Hayatımda pek çok kız arkadaşım oldu. Gıpta edilecek kadar çok.. Ama ayni anda iki tane hiç ama hiç olmadı. Biri bitmeden asla ve asla ikinci başlamadı. Yani kimseyi aldatmadım!.
Peki aldatılmadım mı?.
Onu bilmem.. Ama aldatılma korkusu ile günlerimi asla karartmadım ve şarkımı söyledim ben gidenin ardından..
"Aldırma
Deli gönlüm
Giden gitsin sen şarkılar söyle içinden..."
Ben güzel yaşadım. Kendime ve ona güvendiğim için, hep güzel yaşadım..
Sonu kötü bitse de Sevgili Savaş Özbey, geride çok güzel anılar bıraktı hepsi..
Beynim kötüleri unutup güzelleri tuttuğu, sakladığı için, bugün hepsini o güzel anılarla hatırlıyorum..
..Ve özet..
"Kıskanın ama göstermeyin. O hissetsin hem de ne kadar kıskandığınızı.. Ve şüphe ettiğiniz an bitirin. Şüphe aşkın zehridir çünkü.."

***

TÜRK RESMİ ÜZERİNE 'DERS' GİBİ SERGİ!..

Sabancı Müzesi'nde gene harika bir sergi açıldı.
Henüz gitme fırsatı bulamadım, ama tiryakisi olduğum Daily Sabah'ta İrem Yaşar kardeşimin yazısını okuyunca, gitmiş kadar oldum. Rica ettim, bize de yazdı. Okuyun, belki fırsat bulur, siz de gidersiniz..

***

İstanbul'un en önemli müzelerinden biri olan Sakıp Sabancı Müzesi (SSM), resim sanatının Türkiye'deki tarihsel yolculuğunu anlatan yeni sergisini ziyaretçilerle buluşturdu. "Tanzimat'tan Cumhuriyet'e Ressam Hocaların Ressam Öğrencileri" isimli sergide, Hoca Ali Rıza, Halife Abdülmecid Efendi, Hüseyin Zekâi Paşa, İvan Konstantinoviç Ayvazovski, Şevket Dağ, Hikmet Onat, Hüseyin Avni Lifij, İbrahim Çallı, Nazmi Ziya Güran ve öncü kadın sanatçılardan Mihri Müşfik Hanım'ın aralarında olduğu önemli sanatçıların 115 eseri bir araya geliyor.
Sanatçıların usta-çırak ilişkisini mercek altına alarak nesiller arasındaki etkileşimi ve değişimi anlatan sergi, Anadolu topraklarında geç keşfedilen ancak hızla benimsenen resim sanatı ile Türkiye'nin sosyal ve ekonomik dönüşümünü de göz önüne seriyor.
Kronolojik sırayla sunulan sergi seçkisi, 19. yüzyılda başta Fransa olmak üzere yurt dışına sanat eğitimi için gönderilen ve seçkin ressamların atölyelerine katılan sanatçıların kuşağına ait eserlerle başlıyor.
Bu bölümde Osman Hamdi Bey'in "Naile Hanım Portresi" ve Halil Paşa'nın "Ressam Kız ve Atölyesi" isimli tabloları ön plana çıkan eserler arasında..
Osman Hamdi Bey'in sol profilden resmettiği eşi, Naile Hanım'ın donuk yüz ifadesi, kıyafetini yaratan dinamik fırça darbeleri ve portreyi çevreleyen altın yaldız ile belirgin bir kontrast oluşturuyor.
Halil Paşa'nın atölyesinde resim yapan genç bir kadını betimlediği eseri ise hem tüm detaylarıyla geleneksel Osmanlı hayatını yansıtıyor, hem de Osmanlı'da kadının gelişmekte olan toplumdaki yerine dikkat çekiyor.
İstanbul ve Türkiye'nin zaman içerisindeki dönüşümü, aralarında İbrahim Çallı, Nazmi Ziya, Avni Lifij, Feyhaman Duran, Namık İsmail ve Hikmet Onat'ın da bulunduğu "1914 Kuşağı" sanatçılarının eserleriyle anlatılıyor.
Sanat eğitimi için Paris'e giden ancak I. Dünya Savaşı'nın çıkmasıyla Türkiye'ye geri dönmek durumunda kalan bu ressamlar, Türkiye'de izlenimciliğin tanınıp yaygınlaşmasına öncülük eden grup.
Çallı'nın "Hamakta Yatan Kadın" adlı eserinde çarpıcı olan, sanatçının görece basit bir sahneyi doğal renk ve ışık kullanımı ile kişiselleştirerek aktarabilmiş olması. Tarihi yapıların iç mekânlarını betimlediği eserleriyle tanınan Şevket Dağ'ın "Ayasofya"sı ise görkemli yapıdan muhteşem bir kesiti mimari bütünlük perspektifiyle izleyiciye sunuyor. Sanatçının ışık ve gölge kullanımıyla yarattığı kontrast, resimdeki mekân duygusunun somut özellikleri.
Sergi pazartesileri hariç, 10.00-18.00 saatleri arasında her gün ziyaret edilebilir.

***

AH ÖZDEMİR BAŞKANIM, AH!..

Galatasaray'a başkanlığa "Tam layık" dediğim iki aday vardı. Yaptıklarıyla, yapacaklarını gösteren, yakından tanıdığım iki dost aday..
Işın Çelebi adaylıktan çekildi.
İbrahim Özdemir de, işe "Fatih Terim'le tabii görüşürüm" diye başlayıp, Terim oylarına ağ atanlardan oldu.
Dün, Almanya'dan, kırk yıldır orada yaşayan, futbolu ve Galatasaray'ı çok seven ve takip eden Dr. Erdoğan dostumdan bir mesaj aldım..
"Başkan adaylarından İbrahim Özdemir 'Seçilmem halinde prensipte anlaştığım Alman Teknik Direktör Ralf Rangnick'i göreve getireceğim' demiş. Seçilme şansı pek yok ama, Rangnick süper olurdu" diyor..
Özdemir keşke "Fatih Terim" adını hiç telaffuz etmeden adaylığa, teknik direktör konusuna "Ralf Rangnick ile anlaştım" diye girse, sonra Terim'in yarattığı mucizeleri övse ama "Galatasaray'a dönmesi için özür dilemesi şart" deseydi.
Bu "özür" şartını duyduğunuz aday oldu mu?.

***

BODRUM VE FİYATLAR!..

Ne aşağılık kompleksli gazetecilerimiz var bizim!. Bodrum'da kalma ve yeme içmenin çok yüksek fiyatlarını duymaya görsünler.. Adamlar sanki gecekondu semtlerinde çalışan belediye zabıtası.. Kıyamet kopuyor.
Yahu Akdeniz'in en ucuz yediren içiren, hatta günde 15-20 euroya o 24 saat fitil gibi içen Almanlar dahil herkese "Her şey dahil" diye kapı açan "de Luxe" otel ve tatil köylerine gık diyen yok.. 90 liraya lahmacun mu olurmuş..
Olur tabii.. Keşke 190 liraya da satabilsek!.
Siz hiç Akdeniz'in ünlü tatil yörelerine gidip fiyatlarına baktınız mı?.
Bodrum'un St. Tropez'den, Mikonos, İbiza'dan eksiği yok, fazlası var.. Onlar milyonlar götürürken biz niye ille de 3 otuz para yapacağız ha?. Aşağılık kompleksimiz var da ondan mı?.
Bodrum'da 5 liraya da lahmacun var, isteyen için.. Herkes kesesine göre gider.. Diyelim gidemedi. Kesesine göre bin sahil var, Akdeniz ve Ege'de.. Onlara gider..
Ağalar paşalar?. Gelen, giden turist sadece para bırakmıyor. Denizlerimizi ve karalarımızı kirletiyor ve kıyılarımızın doğal ömründen çalıyor, biliyor musunuz?. Hiç aklınıza geldi mi?. Bir bilene sorun bakalım..
Bu sahilleri olabildiğince pahalı satmalı, satabiliyorsak da iftihar etmeliyiz..
Bunu kalın kafalarınıza sokun artık!.

***

TEBESSÜM

Öğretmen alfabeyi öğrettiği miniklere sordu..
"Şimdi bana içinde T harfi olan bir kelimeyi kim söyler?."
Küçük Can elini kaldırdı ve haykırdı..
"Şişe, öğretmenim.."
"Olur mu yavrum, T harfi şişenin neresinde?."
"Tıpasında öğretmenim" dedi küçük Can..

***

SEVDİĞİM LAFLAR

"Biz bitti demeden bitmezdi.
Bu kez hiç başlayamadık ki.."
Yüksel Aytuğ

Bu köşe yazısını aşağıdaki linke tıklayarak sesli bir şekilde dinleyebilirsiniz

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu’na aittir. Kaynak gösterilse veya habere aktif link verilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir bölümü kesinlikle kullanılamaz.
Ayrıntılar için lütfen tıklayın.
SON DAKİKA