Türkiye'nin en iyi haber sitesi

Uyandığımdan beri şoktayım. İnanamıyorum.
Evet alevler dağları sarmıştı. İtfaiye ekipleri, ambulanslar, polis otoları oradan oraya koşturuyorlardı. Ekrana yansıyan keşmekeşten patlamanın boyutlarının çok büyük olduğu belliydi. Ama ilin valisi, belediye başkanı, devlet hastanesi başhekimi, itfaiye müdürü ve en son Bakan Veysel Eroğlu yaptıkları açıklama ile "Büyütecek bişi yok! Olay kontrol altında! 3'ü sivil, 4'ü asker toplam 7 yaralı var" demişti.
İçimi kemiren vesveseye, kafamdaki bin tane soruya rağmen, "Çok şükür!" deyip gitmiştim yatağa.
Saat 03.00'ü gösteriyordu. A Haber'deki program editörüm Serdar Korucu'nun telefonuyla uyandığımda ise saat 09.00'u...
Bildiğimi sandığı için dümdüz girdi meseleye zavallı. "Bence bu akşamki konuyu değiştirelim. Afyon mevzusuna dönelim. Çünkü 25 kayıp korkunç oldu!" diyerek başladı söze.
Kalakaldım... Öylece... "Acaba hâlâ uykuda mıyım? Yoksa kâbus mu görüyorum?" deyip çimdik attım kendi kendime.
Kâbus gibiydi her şey evet ama gerçeğin ta kendisiydi.
Fırladım yataktan. İnternete girdim hemen.
Haber sitelerini tutsak almıştı yine kırmızı...
'FLAŞ' başlıklarının altında yazılan, "Facia! En acı içtima! 25 şehit!" cümleleri mıh gibi çakılıyordu insanın yüreğine.
Şokta olan ben değildim sadece. Memleketin tamamı aynı ruh halindeydi. Meğer Afyonlu yetkililerin "rahat ve sakin olun" açıklamaları doğrultusunda herkes uyumuştu.
Bizi o derin ve mükemmel uykudan uyandıran da sağ olsunlar genelkurmay olmuş. Herhalde mesai saatinin başlamasını beklemiş muhteremler.
Çünkü içinde sadece bir gerçeğin yani şunun; "Afyonkarahisar'da konuşlu Kara Kuvvetleri Lojistik Komutanlığı'na bağlı Mühimmat Depo Komutanlığı'nda, el bombalarının depolandığı cephanelikte yapılan çalışma esnasında, henüz bilinmeyen bir nedenle patlama meydana geldi ve 25 askerimiz hayatını kaybetti" yazılı olduğu açıklamayı saat tam 08.30'da yapmışlar.
Altına da; "Vatan borcunu ödesin diye bize emanet ettiğiniz 25 yavruyu daha kaybettik! Allah rahmet eylesin!" mealine gelecek notu düşmüşler.
Büyük Allah'ın o yavrucaklara rahmet edeceğinden hiç şüphemiz yok! O edecek de ya siz?
Siz nasıl hesap vereceksiniz Allah'a?
Ne anlatacaksınız ölen o 25 evladın anasının, babasının, kardeşlerinin yüreğine düşen ateşle ilgili?
Niye yok oldu o çocuklar? Neden öldüler?
Kazaysa nasıl oldu bu kaza?
TSK'dan emekli askerlerin yorumları kaza olma ihtimalinin zayıflığı üzerine.
Mesela Emekli Tuğgeneral Haldun Solmaztürk; "Kaza olma ihtimali kaza olmama ihtimaline göre çok düşük. Kaza ise akıl almaz bir kaza!" diyor.
Sonradan bu mevzularda her zaman bilgisine başvurduğum haber kaynağımın anlattıklarını duyduğumda ben de hak verdim Solmaztürk'e!
Evet. Gerçekten de eğer olay kazaysa akıl almaz bir kaza. TSK'nın şartlarına, talimatlarına, cephaneliklerin pozisyonuna uymayan bir kaza! İmkânsız bir kaza! Çünkü adam diyor ki; "Bir kere gece mühimmat deposunda faaliyet olmaz! Daha doğrusu olamaz! Çünkü elektrik yoktur depolarda. Zifiri karanlıktır. Eğer illa ki girmek gerekirse el feneri kullanılır ki bu bile doğru değildir. Patlayıcının tek dostu ateştir. Düşünün. Mühimmat sevkiyatı yapan tren vagonlarının frenleri bile sökülür sevkiyat sırasında. 'Kıvılcım yapar da mühimmatın patlamasına sebep olur' diye. O nedenle gece gece sayım yapılmasını sorgulamak lazım. İkincisi ise cephanelik kurallarıdır. TSK şartları gereği fünye ve mühimmat tahrip kalıpları kesinlikle aynı yerde bulundurulmaz. Ayrı ayrı depolardadır. Apayrı binalarda. El bombasını patlatan çarpma şiddeti değil, fünyesidir. Fünyesi olmayan daha doğrusu TSK kuralları gereği cephaneliklerde bombayla yan yana bulunmaması gereken fünyesiz, pimi olmayan el bombasının patlaması mühendislik bilimine aykırıdır!"
Eeeee? O zaman? Fünye ve bomba bir arada bile olamazken nasıl oldu bu patlama?
Hem hakikaten gece gece ne sayımıydı? Gündüzler torbaya mı girmişti? Neydi aceleniz? Yoksa bizim bilmediğimiz bir yerlerde savaş vardı da mehmetçik oraya mühimmat mı yetiştirmeye çalışıyordu?
Açıklayın bir zahmet! Niye gece? Ve tabii neden sabaha kadar sustuğunuzu, neden evlatlarımız için hiç değilse dövünüp, ağlamamıza engel olduğunuzu da anlatın bize!

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu’na aittir. Kaynak gösterilse veya habere aktif link verilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir bölümü kesinlikle kullanılamaz.
Ayrıntılar için lütfen tıklayın.
BİZE ULAŞIN