Türkiye'nin en iyi haber sitesi

Ünlü isimlerin unutamadıkları anıları

Sonraki bayramları ve hayatın her gününü yeniden her yönüyle kılabilmek için evde geçireceğimiz bu bayram kişisel ve toplumsal tarihimize hiç unutamayacağımız bir anı olarak kaydolacak. Ama herkesin hayat defterinde silinmeyecek izler bırakmış bir bayram anısı vardır dedik ve farklı alanlardan ünlü isimlere sorduk… Ortaya hüznün katmanlarından, huzur ve neşenin farklı tonlarına uzanan rengarenk, bayramlık bir anı listesi çıktı…

Giriş Tarihi: 23.5.2020 ABONE OL
Ünlü isimlerin unutamadıkları bayram anıları

Elbette herkesin belleğine nakşetmiş müthiş bayram anıları vardır… Bayramlar ki, hayatın iklimine başka bir alemden şeker tadı getiren, görünen ve görünmeyen renkleriyle ruha işleyen, huzurun, birlikte olmanın, nefes alıp vermenin, kucaklaşmanın manevi kutlaması…
Bu yıl bütün anılarımızdan daha derin bir şekilde, kişisel ve toplumsal belleğimize silinmeyen harflerle nakşolacak bir bayram yaşıyoruz… Sağlığın, huzurun, bize sunulan rutin diye bildiğimiz olağan akışın, hayatın aslında her gün bayram olduğunu en derinimizde hissederek… Kıymetini her zamankinden daha çok idrak ederek…

Bütün dünyayı saran ve büyük çabalar sonunda son düzlüğüne vardığımızı umduğumuz meşhum salgına galip gelmek için tabii ki, bu bayramı evlerimizde kutlamamız gerekiyor… Sonraki bayramları ve yaşadığımız her günü yeniden her yönüyle bayram kılabilmek için. Yeni normalleşme sürecinden yüz akıyla çıkıp, aslında ne büyük bir hediye olduğunu fark ettiğimiz normalimize dönebilmek için…

Her ne kadar bu yıl hayat defterimize en unutulmayacak bayram anımızı not etsek de, başta söylediğimiz gibi herkesin unutamadığı bir bayram anısı var elbette… Ve nedense, bu anılar hep çocukluk dünyasına ilişkin. Belki de bayram ruhunu, atmosferini hep çocukken daha çok idrak ettiğimizden… Bayramın getirdiği, sıradanlığın akışını kıran sayısız renkleri belki sadece çocukken görebildiğimiz için…
Türkiye'nin sevdiği, her biri alanında derin izler bırakan oyuncular, müzisyenler, modacılar ve yazarlara, kendilerinde derin izler bırakan bayram anılarını sorduk… Ortaya hepimizi kendi bayram anılarımız ve hayatımız üzerine de düşünmeye sevk eden bayramlık bir haber çıktı…



KEREM ALIŞIK (OYUNCU)

"Baba" diye seslenebilmek ne kıymetliymiş
Bir bayram günü öncesi annem ve babam bana bir çift ayakkabı almıştı. Hiç unutmam, o arefe gecesi koynuma alıp uyumuştum ayakkabılarımı. Sabah bayram namazına götürdü babam beni. Namaz çıkışı babacığıma büyük bir sevgi gösterisi oldu, bir kargaşa da çıktı. O sırada ben, camide ayakkabılarımı koyduğum yerde bulamadım. Ve nasıl üzüldüm anlatamam. Ağlamaya başladım. Babam kalabalıktan benim yanıma bir türlü gelemedi. Ben "Baba, baba ayakkabım yok!" diye bağırıp sesimi ona duyurmaya çalışıyordum. (O zaman insanın babasına "Baba" diye seslenebilmesinin ne güzel, ne kıymetli bir şey olduğunu tam anlayamıyorum tabii). Bir yandan ağlıyordum. Sonra geldi yanıma babam, ne olduğunu öğrenince başımı iki elinin arasına alıp; gözyaşlarımı sildi, "Üzülme yavrum. Ben sana aynısından alacağım" dedi ve namuslu bıyıklarını da değdirerek alnımdan öptü beni.

Babacığımın o öpücüğünü, o bakışını ve o bayram gününü hâlâ saklıyorum. Bayram anısı deyince nedense çocukluğum geliyor aklıma. Arefe geceleri; bayram için anne babaların yeni aldığı ayakkabıları koynumuza alıp uyanık uykular uyuduğumuz, parolalı bir ıslık sesiyle sokağa koştuğumuz, taştan kaleler kurup üç kornere bir penaltı attığımız, misketi bilyeyi elimizden düşürmediğimiz, ağaçlara isimlerimizi kazıdığımız, cicilerimizi giyip saçımızı tarayıp, "Bayramınız kutlu olsun" diyerek kapı kapı dolaşıp, para topladığımız, o paralarla lunaparka gidip çarpışan arabalara bindiğimiz, geceleri sokağa çıkma izni alıp kukalı saklambaç oynadığımız, çatapatlar patlatıp top patlatır gibi kahkahalar patlattığımız, aile büyüklerimizi tek tek ziyaret edip bahşişleri biriktirdiğimiz, Maçka Parkı'na gidip piknikler yaptığımız, horoz şekeri ve pamuk helva yediğimiz zamanlar geliyor aklıma.

Ben şimdi yine gidiyorum Maçka Parkı'na... Yürüyorum, koşuyorum ama yarısı yırtık eski fotoğraflar gibi tamamlanmamış hissediyorum kendimi. Arada bir arkama, sağıma soluma bakıyorum ama ne arkadaşlarımı ne de çocukluğumu görebiliyorum. Oralara bir yerlere bakıyorum ama bir türlü bulamıyorum çocukluğumu. Güvenlik görevlilerine adresimi veriyorum "Buralarda bir yerde çocukluğumu kaybettim, bulursanız size zahmet bana gönderir misiniz?" diyorum. Ama biliyorum; çocukluk bir kere kaybolunca bir daha bulunamıyor maalesef. Tıpkı o eski bayramlar gibi...
İyi bayramlar çocukluğum... İyi bayramlar hüzünlerim, üzüntülerim... İyi bayramlar neşelerim, gülüşlerim... İyi bayramlar çok ama çok sevdiklerim... Bayramlar bize zamanı anlatıyor. Sevgiyi, saygıyı, dayanışmayı, barışmayı gösteriyor. Zaten yaşamın ve yaşamanın kendisi bayram. Şükretmek lazım. Can Yücel'in dediği gibi: "Nefes almak bayramdır, soluksuz kalınca anlar insan… Görmenin nasıl bir bayram olduğunu karanlık anlatır insana. Sevmeninkini yalnızlık..."
Sızlamayan her organ, hele de burun direği bayramdır.
Bayramınız kutlu olsun...



YAVUZ DONAT (SABAH GAZETESİ YAZARI)
Amerika'da bayram namazı

Eyalet Indiana… Şehir Evansville. Tarih… Nisan 1998. Namazı İranlı bir doktor kıldırıyor. Cemaat değişik ülkelerden; Endonezyalı… Mısırlı… İngiliz… Amerikalı… İranlı… Malezyalı… Tunuslu… Pakistanlı. Tek Türk var… Ben. Camide erkekler önde, kadınlar arkada. Namaz bitiyor… Bayramlaşılıyor.

DÜNYA MUTFAĞI
Namazdan sonra, caminin alt katına iniliyor… Büyük bir salon.
Masalar… Üzerinde çeşit çeşit yiyecekler.
Değişik ülkelerin yemekleri… Sıcak, soğuk… Tatlı… Çörek, börek.
Cemaat getirmiş… Topluca yemek… Ve sohbet.

HALİT REŞAT

Ortamın yabancısıyız… Salondakiler ile tanışıyoruz.
Bu sırada iri yarı, boylu poslu, siyasi bir Amerikalı yanımıza geliyor:
Adım Halit Reşat… Sizinle konuşmak istiyorum.
Yanında eşi de var… Adı Şakire. Halit Reşat'la sohbet ediyoruz… Anlatıyor:
* Eskiden Protestan'dım. Adım Gillis Ashbay idi.
* Askerdim… Kore'deydim.
* Orada Türk askerleri ile tanıştım… Dost olduk.
* Bir Türk'le yakın arkadaşlık kurmuştum… Rahim… Kolunda 3 şerit vardı.
* Rahim bana İslam'ı anlattı… Çok etkilendim… Müslüman oldum.
* Türk askerleri beni sünnet ettirdiler… Rahim de benim adımı koydu: Halit Reşat.
* Ordudan emekli oldum… 68 yaşımdayım… Rahim'i, Türk arkadaşlarımı özledim… Onları nasıl görebilirim?
* Maddi durumum iyi… Rahim'i Amerika'ya davet edebilir miyim?
* Onları arayıp bulmam için bana yardım eder misiniz?
* Birbirimizin adresini, telefonunu aldık.
* Vedalaştık. Halit Reşat bana öyle bir sarıldı ki… Sıkı sıkı… Canım yandı.
Hiç unutmam, şapkasında ay yıldız vardı.

HEPSİNİ YAZDIM
Türkiye'ye dönünce… Amerika'daki bayram namazını, Halit Reşat'ı, anlattıklarını yazdım… Milliyet Gazetesi-12 Nisan 1998. Sonra; mektup yağmaya başladı… Bizim Kore gazilerinden… Halit Reşat'ın Türk arkadaşlarından… Onu sünnet ettirenlerden. Bu arada Genelkurmay Başkanlığı'ndan bir general aradı. Halit Reşat'ın iletişim bilgilerini istedi… Verdim… Kartvizitini, telefonunu, adresini, Kore'de hangi birlikte bulunduğunu… Elimdeki bütün bilgileri. Bizim gazilerden gelen mektupları da Genelkurmay'a gönderdim.

HİÇ UNUTMADIM
Sonra ne oldu, bilemiyorum… Takip etmedim… Keşke etseydim. Ne zaman bayram olsa bu olayı hatırlarım. Halit Reşat… Yaşıyorsa, kulakları çınlasın. Öldüyse, Allah rahmet eylesin.

TUĞÇE ERSOY (OYUNCU)

Abim beni pijamalarımdan yatağa dikmişti!
Her bayram sabahı geldiğinde ilk el öpen olmak için abimle planlar yapardık. Uyanır uyanmaz yarış başlardı. Bir bayram sabahı uyandım, tam koşacağım el öpmek için yataktan kalkamıyorum. Çarşaf üstüme yapışmış! Meğer abim beni pijamalarımdan yatağa dikmiş gece yarısı. Tabii bir bağırış çağırış, gülme hali… İşte babamın elini öpmek bu kadar önemliydi bayramlarda. O bayram başarılı olamadım ama diğerinde zafer benimdi (gülüyor). Babamın, annemin elini öpmek o kadar önemli, eğlenceli ve anlamlıydı. Zamanla bayram sabahlarında koşup elini öpebileceğim bir büyüğün olmayabileceği düşüncesi içimi burkuyor. Dilerim herkes bayramların ve ailesinin kıymetini bilir.



DEMET ŞENER (MODEL)

İstanbul'dan abim geldi
Genç kızlık dönemimde, iki abim de şehir dışında yani İstanbul'da yatılı okuyordu. Hafta sonları ve özel tatillerde eve gelebilirlerdi. Bu benim ve ailem için büyük bir heyecan ve sevinç nedeni olurdu. Benim için özeldi çünkü onlar eğitime gittiğinde ben tek kalmıştım evde. Her bayramda onların gelmesi, bayramları benim için hep özel hale getirmiştir. Unutulmaz anlar olurdu.



İZZET GÜNAY (OYUNCU)

Macun, pamuk şeker, şambali…
Bayramlaşma olmayacak bu sefer, evlerdeyiz. Görüntülü konuşmaya da alışamadım… Hani "Nerede o eski bayramlar" denir ya. Bu sefer gerçekten o bayramları çok özlediğimi hissediyorum. Salacaklıyım ben, bayramda Salacak'tan Doğancılar'a çıkılırdı. Şimdi çoğu insan bilmez ama bayram yeri denilen yerler vardı. Oraya giderdik. Topladığımız bayram harçlıklarıyla, bayramlıklarımızı giyip giderdik. Macun, pamuk şekeri, şambali gibi çocuklara yönelik tatlılar satılırdı. Alır yerdik. İlla ki bir aile büyüğünün evinde toplanılır, bayramlaşılırdı. Aile büyüklerinin kabirleri ziyaret edilirdi… Ritüeller tüm içtenlikle yaşatılırdı. O bayramların tadını alınca insan unutamıyor. Özel bir bayram anım yok ama o herkesin dilindeki eski bayramlar benim için zaten özel ve unutulmazdı.



GÖKSEL ARSOY (OYUNCU)

Bir bayram kaçamağı cezası sonucu sporcu oldum
12-13 yaşlarımdayım. Babamın görevi nedeniyle Kayseri Hava Üssü'nde oturuyorduk. Bisikletlerimiz vardı. Çocukların üsten çıkıp şehre gitmesi yasak olmasına rağmen biz bisikletlerle şehre gidiyor, oradan tren istasyonuna geçip, gelip geçen trenlere bakıyorduk. 1940'ların sonundan bahsediyorum ve bizim için o yıllarda en büyük eğlence buydu. Bir bayram günü yine çocuklar aramızda konuştuk ve yine yasak varken çıktık üsten. Üs ile şehir merkezi arasındaki yol ışıklandırılmadığı için bu yasak konmuştu. Gittik trenleri izledik. Fakat dönüşte üs komutanı bizi bekliyordu. Yaklaşık 16 çocuktuk. Bisikletlerimizi alıp depoya kaldırdılar. Ve komutan bize ceza olarak okul dönüşü her gün iflahımız kesilene kadar spor yapma cezası verdi. Bu cezayı uygulaması için de bir üsteğmen görevlendirdi. Üsteğmen "Bunlara öyle bir spor yaptır ki ayakta duramaz hale gelsinler, kafaları kötüye çalışmasın" dedi. Babam ve diğer çocukların aileleri komutanlarının bu cezasını haklı buldular. Yaklaşık üç yıl sürdü bu ceza. Futbol, basketbol, voleybol, tenis, jimnastik, atletizm her gün yorulana kadar spor yapıyorduk. Kimi arkadaşlar pes etti. Beş kişi pes etmedik. Hatta atletizme yatkınlığım ortaya çıktı. O yaşta, 17-18 yaşındaki abilerden daha kısa sürede 100 metre koşuyordum. Bu ceza sayesinde hayatıma ciddi anlamda spor girdi ve bir daha da çıkmadı. Sporcu olmuştum. Spor yapmanın çok faydasını gördüm hayatım boyunca. O üs komutanına ve bize spor yaptıran subaydan Allah razı olsun. Bu vesileyle de tük Türk halkının bayramını kutluyorum.


SERKAN ÇAĞRI (MÜZİSYEN)

Meyve ağacında yakalandım! Suudi
Çocukken bayramlar benim için oldukça eğlenceli geçerdi. Unutamadığım çok anım var. Klarnetimle tanıdık, tanımadık tüm evleri dolaşırdım. Birkaç müzisyen arkadaşımla enstrümanlarımızı alıp Mustafa Kandıralı üstadın bayram sabahları repertuvarından şarkılar çalardık. Epeyce bahşiş verilirdi. Şeker ikramları pek ilgimizi çekmezdi… Topladığımız harçlıklarla bayramı bayram yapardık. Bir gün yine arkadaşlarla bayram kutlaması için büyük bir çiftlik evine uğramıştık. Bahçedeki ağaçların oldukça zengin meyve verdiğini görünce canımız çekmişti. Sazlarımızı bir kenara koyup ağaçlara çıktık bol bol meyve yemeğe başladık. O sırada evin sahibi bizim bayramlaşmaya geldiğimizi bilmeyerek elinde sopayla bize doğru koşmaya başladı. Benim orkestra çoktan kaçmış ben ise ağacın tepesinde kalmıştım. Adam beni yakaladı. Yakalayınca da beni bayramlık yaptı. (Gülüyor) Ne desem inandıramadım. O günden sonra orkestrayı dağıttım. Bayramda sazlı sözlü ziyaretleri bıraktım. (Gülüyor)

MEHTAP ELAİDİ (MODA TASARIMCISI)

Suudi Arabistan'dan geç gelen telefon
Sanıyorum 9-10 yaşlarımdaydım. Annem, ben ve ağabeyim İstanbul'da babam ise işi sebebiyle Suudi Arabistan'da yaşıyordu. Bayramda İstanbul'a geleceğini söylemişti. O zamanlar yurt dışına direkt telefon yoktu. İsminizi yazdırıyordunuz telefon merkezine ve iki-üç gün içinde görevliler sizi ulaşmak istediğiniz telefon numarasına bağlıyordu. Biz annem, ben ve ağabeyim uzun süredir babamı görmediğimiz için hep beraber onu karşılamaya havaalanına gitmiştik. Uçak indi, yolcular indi ama babam yoktu. Çok üzüldüğümü hatırlıyorum. Eve döndüğümüzde hemen telefon yazdırdığımızı hatırlıyorum. Ertesi gün aynı saatlerde kapı çaldı ve babam içeri girdi. Tarihlerde bir terslik olmuştu ve haber verecek vakti olmamıştı. Çok sevindiğimi hatırlıyorum ve ertesi gün biz hep beraber bayram sofrasında otururken de telefonun çaldığını ve Suudi Arabistan telefonumuzun bağlanacağını söylediler. Hepimiz gülmüştük. Bugünlerle kıyasladığımızda gerçek üstü gelen bu olay o zamanlar için çok doğaldı.




SAVAŞ ÖZDEMİR (OYUNCU)

İlk kez o gün ata bindim
Her aile gibi, annem ve babam, abimle beni bayramlık kıyafetlerle mutlu ederdi. Abim Barış'la büyüklerimizin ellerini öpmeye, harçlık ya da şeker toplamaya gitmek büyük sevinç ve heyecan nedeniydi. O zamanlar bir başkaydı tabii her şey. Her semtte bir bayram yeri kurulurdu çocuklar için; seyyar dönme dolaplar, atlar, pamuk helva ve macun satanlar… İlk kez ata bir bayram günü binmiştim. Yine ilk kez motosikletle bir bayram günü tur atmıştım. Çocukluk yıllarımın en güzel anıları, en güzel zamanları hep bayramlardı. Abimle her bayramı iple çekerdik.



HALE CANEROĞLU (OYUNCU-YAZAR)

Pembe yeleğime üç gün bakıp durdum

Benim ailem orta-üst gelirli Samsunlu bir aileydi. Milli bayramlarımızı bayrak ve marşlarla, dini bayramları ise bayramlık ve harçlıklarla kutlardık. Kısacası hiçbir bayram boş geçilmezdi bizim evde… Ben dokuz yaşımdayken Almanya'dan Samsun'a döndüğümüzde oturduğumuz evde, bir alt katımızda komşumuzun kızı vardı, Aylin, yakın bir arkadaşım… Annesi, babası evin en küçük kızı Aylin'in bir dediğini iki etmezdi, bayram için de en pahalı mağazadan alınabilecek en pahalı pembe etek ve pembe yeleği almıştı. Ben bu kombini gördüm, var ya içim gitti çocuk aklımla… Annemden de istemeye utanıyorum, ama sağ olsun aldı beni elimden götürdü mağazaya… Alternatif mağazalarda pembe etek baktık, gönlümüze göre bulamadık… Annemin de içine sinmemiş olsa gerek ki girdik Aylinlerin aldığı mağazaya aldık o eteği. O etek-yelek takımı üç gün boyunca odamdaki dolabın önünde, dışarıda askıda durdu. Ona bakarak uyuyordum, sabah onu giyeceğim için içim içimi yiyordu.
Tabii biraz daha büyüyüp genç kız olunca, bayramlarda tam bir Karadenizli ev kızı olmuştum. Eve gelenlere servis, hizmet eder dururdum. Hani insanların kafasında Hale Caneroğlu deyince belki işte modern, Avrupa Yakası'ndaki vejetaryen Yaprak gibi imgeler beliriyor ya... Aslında iliklerime kadar Anadolulu, bayramı hakkıyla yaşayan bir gençliğim oldu ne güzel ki…



SİMAY BÜLBÜL (MODA TASARIMCISI)

Dünya dursa da bayramlıklarımızı giyeceğiz
Bayramlaşma İzmir'de, bizim ailede her zaman çok değerli ve önemli olmuştur. Ben kalabalık bir aileden geliyorum. Ve bayramın ilk günü muhakkak tüm aile dedemlerin evinde buluşurduk. Bayramlar aile günüdür, birlik günüdür, bereket günüdür, gelenek günüdür. Asla bayramın ilk günü tatile çıkılmaz bizde. Muhakkak bayramlıklar giyilir, upuzun sofralar kurulur, ailenin küçüklerine harçlıklar dağıtılır. Benim tüm çocukluk bayramlarım bu şekilde geçti ve bu geleneği ben de yıllardır devam ettiriyorum. Bu sene ilk defa ayrıyız. İçimde kocaman bir eksiklikle yine de tam bir bayram coşkusuyla çocuklarımla bu bayramı kutlayacağım. Bu gelenekler bizi biz yapan değerler. Dünya dursa da, evde de olsak her şeye rağmen tüm coşkusuyla yine bayramlıklarımızı giyerek kutlayacağız bayramı.



KEREMCEM (OYUNCU-ŞARKICI)

Tatlı bir curcuna
Ben ailenin en küçüğüydüm. O zamanlar Muğla'da ailemizin en büyüğü olan anneannem ve dedem üst katımızda oturuyordu. Ben de hemen yukarı çıkar herkesi anneannemlerde görüp bayramlaşırdım. Bütün herkes onlarda toplanırdı. Aile büyükleri ile birlikte oturmanın güzelliğini bayramlarda anlardım. Her bayram sabahı uyandığımda bilirdim ki yukarıda tatlı bir curcuna var. O yüzden heyecanla kalkardım. Büyük bir mutlulukla üst kata çıkardım. Vefat ettikleri için bu gelenek artık devam etmiyor. O yüzden eski bayramlar deyince aklıma hep o günler geliyor.

GÖKSAN GÖKTAŞ, SONAT BAHAR, OLKAN ÖZYURT, İDİL DEMİREL, MEHMET BEDİROĞLU, HİLAL TAŞ

ARKADAŞINA GÖNDER
Ünlü isimlerin unutamadıkları bayram anıları
* Birden fazla kişiye göndermek için, mail adresleri arasına “ ; ” koyunuz
SON DAKİKA