Su altı araştırmalarında ve deniz tabanı gözlemlerinde kullanılan cihazların enerji ihtiyacını karşılamak, bilim dünyasının en zorlu konuları arasında yer alıyor.
Genellikle kısıtlı kapasiteye sahip bataryalar veya karmaşık kablo sistemleriyle çalışan otonom araçlar, sensörler ve kameralar için sürdürülebilir bir güç kaynağı geliştirmek amacıyla yürütülen çalışmalarda tarihi bir aşama kaydedildi.
Çin'deki Yunnan Üniversitesi bünyesinde görev yapan bilim insanları, güneş panellerini suyun derinliklerine taşıyarak yenilikçi bir teknolojiye imza attı.
GÜNEŞ PANELLERİ İLK KEZ ON METRE DERİNLİKTE TEST EDİLDİ
Geçmiş dönemlerde gerçekleştirilen su altı güneş enerjisi deneyleri, genellikle ışığın yoğun olduğu ilk iki metrelik sığ alanlarla sınırlı kalmıştı.
Yayımlanan araştırma kapsamında ise özel olarak geliştirilen hücreler, Güney Çin Denizi'nde tam on metre derinliğe yerleştirilerek denendi. Kurşun halür perovskit maddesinden üretilen ve özel bir polimer kat katkısıyla dayanıklılığı artırılan paneller, su altındaki zorlu koşullara karşı üstün bir direnç sergiledi.
10 METRE DERİNLİKTE BİLE ŞARJ ETMEYİ BAŞARDI
Saha deneyleri sırasında panellerin, suyun altındaki lityum-iyon bataryaları yaklaşık iki saatlik bir zaman diliminde şarj edebildiği belirlendi. Suyun ışığı soğurma özelliğinden dolayı derinlik arttıkça üretilen elektrik miktarında doğal bir düşüş gözlendi:
2 Metre Derinlikte: 1.416 milivat-saat
6 Metre Derinlikte: 752 milivat-saat
10 Metre Derinlikte: 324 milivat-saat
Laboratuvar ortamındaki testlerde yüzde 35 civarında dönüşüm verimliliğine ulaşan bu sistemlerin, yaklaşık beş buçuk yıl boyunca kesintisiz hizmet verebileceği öngörülüyor.
BİYOLOJİK KİRLENME ÇÖZÜM BEKLEYEN EN BÜYÜK ENGEL
Elde edilen sonuçlar, özellikle insan müdahalesi olmadan uzun süre görev yapan otonom su altı araçları ve veri toplama istasyonları açısından devasa bir potansiyel barındırıyor. Ancak teknolojinin yaygınlaşması sürecinde, panellerin yüzeyinde zamanla oluşan yosun ve deniz canlıları birikimi ciddi bir engel teşkil ediyor.
Tüm bunlara karşın yeni bulgular, deniz altı enerjisinde bağımsız sistemlerin önünü açacak kritik bir adım kabul ediliyor.
Özel vinçli dubalar kullanılarak gölün stratejik noktalarına 93 adet sedir ağacı kümesi bırakıldı. 2027 yılına kadar devam etmesi planlanan projeyle göl tabanına toplam 450 adet yapay su altı yaşam alanı kurulması hedefleniyor.
BALIKLAR İÇİN DOĞAL SIĞINAK VE BESLENME ALANI
Su altı ekosistemini hareketlendirmeyi amaçlayan çalışmada sedir ağaçlarının seçilme nedeni uzun süre dayanıklı olmaları.
GPS KONUMLARI UYGULAMADAN PAYLAŞILDI
Yetkililer, batırılan ağaç kümelerinin yerlerini balıkçılardan gizlemiyor.
Aksine olta balıkçılığını teşvik etmek amacıyla yeni su altı yapılarının koordinatları erişime açıldı.
Bu tip girişimler ise her zaman başarıyla sonuçlanmıyor. 1970'li yıllarda hem atık lastik sorununu çözmek hem de deniz canlılarına yeni yaşam alanı sunmak amacıyla başlatılan "yapay resif" projesi, tarihin en büyük çevre facialarından birine dönüştü.
LASTİKLERİ SUYA BIRAKMIŞLARDI
Florida kıyılarına bırakılan 2 milyon lastik, doğal mercan kayalıklarını yok etmeye devam ediyor.
Amerika Birleşik Devletleri'nde 1960 ve 70'li yıllarda araç kullanımının hızla artması, devasa bir atık lastik krizini beraberinde getirdi. O dönemde geri dönüşüm teknolojilerinin yetersiz olması sebebiyle atıkların depolanması ciddi bir sorun haline gelince, Florida'da dikkat çeken ancak son derece riskli bir adım atıldı.
Bir kuruluş, atık lastikleri okyanus tabanına yerleştirerek yapay bir mercan kayalığı oluşturma fikrini ortaya attı. Proje kapsamında, Fort Lauderdale kıyılarında yer alan Osborne Kayalığı'na yaklaşık 2 milyon atık lastik bırakıldı.
GÖRKEMLİ AÇILIŞ FELAKETLE SONUÇLANDI
Sivil teknelerin de katıldığı dev organizasyonda, çelik klipsler ve naylon kayışlarla birbirine bağlanan lastikler, okyanus tabanında yaklaşık 14 hektarlık bir alana yayılacak şekilde konumlandırıldı.
Ancak hedeflenen ekolojik katkı hiçbir zaman gerçekleşmedi. Deniz canlılarının lastik yüzeylerine tutunup çoğalamadığı görülürken, asıl büyük felaket zamanla ortaya çıktı.
TUZLU SU VE AKINTI FELAKETE DÖNÜŞTÜRDÜ
Tuzlu suyun zamanla çelik bağlantıları çürütmesi ve güneş ışığının naylon malzemeyi deforme etmesi sonucu, birbirine bağlı duran 2 milyon lastik serbest kaldı. Fırtınalar ve güçlü dip akıntılarıyla sürüklenen devasa lastik kütleleri, bölgedeki doğal mercan resiflerine çarparak yok etmeye başladı. Doğal ekosisteme büyük zarar veren sürüklenen lastikler, bölgedeki deniz yaşamının da hızla azalmasına yol açtı.
TEMİZLİK ON YILLAR SÜRECEK
2006 yılında resmi olarak başlatılan devasa temizlik operasyonlarına rağmen felaketin izleri silinebilmiş değil. Aradan geçen yıllara rağmen batık lastiklerin henüz çeyreğinden biraz fazlası sudan çıkarılabildi. Mevcut projeksiyonlar, okyanus tabanındaki lastiklerin sadece yarısının temizlenebilmesi için en iyimser ihtimalle 2033 yılına kadar çalışılması gerektiğini gösteriyor.