Amerika Birleşik Devletleri'nde nehir taşımacılığını geliştirmek amacıyla 1927 yılında onaylanan ve 1933'te yapımı tamamlanan 536 kilometre uzunluğundaki Illinois Su Yolu, bugün devasa bir çevre felaketine zemin hazırlıyor.
Michigan Gölü'nü Mississippi Nehri üzerinden Meksika Körfezi'ne bağlayan söz konusu hat, bölge ticaretini canlandırmak amacıyla inşa edilmişti. Ancak dönemin mühendislik başarısı olarak görülen yapay su kanalı, zaman içinde istilacı Asya sazanlarının kuzeye doğru yayılmasına imkan tanıyan stratejik bir geçiş güzergahına dönüştü.
BALIK ÇİFTLİKLERİNDEN KAÇAN İSTİLACILAR GÖLE YAKLAŞTI
Bölgedeki balık çiftliklerinden kaçarak doğal nehir sistemlerine ulaşan büyükbaş ve gümüş sazanlar; Mississippi, Missouri ve Ohio nehirlerinde süratle çoğaldı.
Fitoplankton ve zooplanktonla beslenen bu istilacı canlılar, yerli balıkların besin kaynaklarını tükenme noktasına getiriyor. Balıkların Büyük Göller'e tamamen yerleşmesi halinde 150'yi aşkın yerli türün ve yaklaşık 5 bin derenin doğrudan zarar göreceği öngörülüyor.
ÇOK AŞAMALI TEKNOLOJİK BARİYERLER DEVREDE
Tehdidi bertaraf etmek amacıyla Chicago yakınlarındaki Brandon Road Barajı merkezli kapsamlı bir savunma planı hazırlandı. Plan dahilinde nehir yatağında fiziki düzenlemeler yapılacak, tekne trafiği kontrol altına alınacak ve sazanların geçişini engellemek için elektrik, ses ve hava kabarcıklarından oluşan çok aşamalı bariyer sistemleri kurulacak.
Yetkili birimler, bu teknolojik önlemler sayesinde istilacı türleri Michigan Gölü'ne ulaşmadan durdurmayı hedefliyor.
İkinci Dünya Savaşı'nın ardından ağır bir ekonomik ve fiziksel yıkımla yüzleşmek zorunda kalan Japonya yönetimi; hem ülkenin yeniden yapılanma sürecindeki acil kereste ihtiyacını karşılamak hem de erozyon riskini engellemek amacıyla devasa bir ağaçlandırma hamlesi başlatmıştı.
Ancak geçmiş dönemde büyük bir ekonomik kalkınma umuduyla hayata geçirilen bu kapsamlı yeşil proje, aradan geçen onlarca yılın ardından günümüzde Japonya'nın en ciddi halk sağlığı ve çevre krizlerinden birinin odak noktası haline geldi.
OLGUNLAŞAN AĞAÇLARIN POLENLERİ KİTLESEL SAĞLIK SORUNLARINA YOL AÇTI
Yıllar içerisinde olgunlaşan sedir ve selvi ağaçları, özellikle bahar dönemlerinde rüzgarın da etkisiyle şehir merkezlerine kadar kolayca sürüklenebilen devasa miktarda hafif polen üretmeye başladı.
Söz konusu durum, günümüzde ülke nüfusunun yüzde 40'tan fazlasını doğrudan etkileyen şiddetli ve kronik bir saman nezlesi salgınının yaşanmasına sebebiyet verdi.
JAPONYA HÜKÜMETİ GENİŞ ÇAPLI SEYRELTME ÇALIŞMALARI BAŞLATTI
Ortaya çıkan olumsuz tablonun sosyo-ekonomik maliyetini düşürmeyi ve halk sağlığını güvence altına almayı hedefleyen devlet yetkilileri, Japonya Ormancılık Ajansı koordinasyonunda yürütülen kapsamlı bir orman yönetimi planını resmen yürürlüğe koydu.
Bu çerçevede her yıl on binlerce hektarlık alanda planlı kesim ve seyreltme faaliyetleri aralıksız bir şekilde icra ediliyor.
Yürütülen rehabilitasyon projeleriyle, kesilen ağaçların yerine daha az polen üreten dayanıklı türlerin dikilmesi ve bölgenin özgün bitki örtüsünün yeniden tesis edilmesi amaçlanıyor.
1970'li yıllarda hem atık lastik sorununu çözmek hem de deniz canlılarına yeni yaşam alanı sunmak amacıyla başlatılan "yapay resif" projesi, tarihin en büyük çevre facialarından birine dönüştü. Florida kıyılarına bırakılan 2 milyon lastik, doğal mercan kayalıklarını yok etmeye devam ediyor.
Amerika Birleşik Devletleri'nde 1960 ve 70'li yıllarda araç kullanımının hızla artması, devasa bir atık lastik krizini beraberinde getirdi. O dönemde geri dönüşüm teknolojilerinin yetersiz olması sebebiyle atıkların depolanması ciddi bir sorun haline gelince, Florida'da dikkat çeken ancak son derece riskli bir adım atıldı.
Bir kuruluş, atık lastikleri okyanus tabanına yerleştirerek yapay bir mercan kayalığı oluşturma fikrini ortaya attı. Proje kapsamında, Fort Lauderdale kıyılarında yer alan Osborne Kayalığı'na yaklaşık 2 milyon atık lastik bırakıldı.
GÖRKEMLİ AÇILIŞ FELAKETLE SONUÇLANDI
Sivil teknelerin de katıldığı dev organizasyonda, çelik klipsler ve naylon kayışlarla birbirine bağlanan lastikler, okyanus tabanında yaklaşık 14 hektarlık bir alana yayılacak şekilde konumlandırıldı.
Ancak hedeflenen ekolojik katkı hiçbir zaman gerçekleşmedi. Deniz canlılarının lastik yüzeylerine tutunup çoğalamadığı görülürken, asıl büyük felaket zamanla ortaya çıktı.
TUZLU SU VE AKINTI FELAKETE DÖNÜŞTÜRDÜ
Tuzlu suyun zamanla çelik bağlantıları çürütmesi ve güneş ışığının naylon malzemeyi deforme etmesi sonucu, birbirine bağlı duran 2 milyon lastik serbest kaldı. Fırtınalar ve güçlü dip akıntılarıyla sürüklenen devasa lastik kütleleri, bölgedeki doğal mercan resiflerine çarparak yok etmeye başladı. Doğal ekosisteme büyük zarar veren sürüklenen lastikler, bölgedeki deniz yaşamının da hızla azalmasına yol açtı.
TEMİZLİK ON YILLAR SÜRECEK
2006 yılında resmi olarak başlatılan devasa temizlik operasyonlarına rağmen felaketin izleri silinebilmiş değil. Aradan geçen yıllara rağmen batık lastiklerin henüz çeyreğinden biraz fazlası sudan çıkarılabildi. Mevcut projeksiyonlar, okyanus tabanındaki lastiklerin sadece yarısının temizlenebilmesi için en iyimser ihtimalle 2033 yılına kadar çalışılması gerektiğini gösteriyor.