Arap tavşanları, 1980'lerin başında kontrolsüz ve aşırı avlanma nedeniyle Suudi Arabistan'ın Mahazat as-Sayd Koruma Alanı'ndan tamamen silinmişti. Suudi Yaban Hayatı Kurumu'nun (Saudi Wildlife Authority) türü eski doğal yaşam alanına geri kazandırmak amacıyla başlattığı kapsamlı rekor proje, zorlu geçen yılların ardından meyvesini vermeye başladı.
Projede kullanılacak damızlık popülasyonu oluşturmak adına Mahazat çevresindeki özel koleksiyonlardan 2014-2015 yılları arasında 25 Arap tavşanı temin edildi. Hazırlıkların tamamlanmasının ardından ilk grup, 25 Mayıs 2015'te bölgeye getirildi. İki günlük adaptasyon sürecini takiben tavşanlar, koruma alanının batısında yer alan 500x500 metrelik çitlerle çevrili özel korunaklı bölgeye salındı.
İlk etapta serbest bırakılan 11 tavşandan üçünü, dönemin Suudi Yaban Hayatı Kurumu Başkanı Prens Bandar bin Suud bizzat doğaya saldı.
Süreç doğa korumacılar açısından oldukça sancılı başladı. Serbest bırakılan 11 tavşandan 8'i ilk bir ay içerisinde yaşamını yitirdi. Yapılan incelemeler; ölümlerin ana sebebinin hayvanların esaret ortamından gelmesi ve izleme amacıyla takılan radyo tasmalarının fizyolojik yapılarına zarar vererek ağızlarına takılması olduğunu gösterdi.
Ekip pes etmeyerek hatalardan ders çıkardı. Mart 2016'da gerçekleştirilen ikinci salımda tasma tasarımları tamamen yenilendi ve bitki örtüsünün beslenme açısından en zengin olduğu dönem seçilerek 16 tavşan daha doğaya bırakıldı. Bu aşamada ölümler ciddi oranda azaldı; yaşanan üç kayıp ise doğal yırtıcı saldırılarından kaynaklandı.
Tüm çabaların en kritik dönüm noktası 23 Eylül 2017'de yaşandı. Al-Raha bölgesinde yürütülen gece taramalarında, doğaya bırakılan tavşanların dünyaya getirdiği iki yavru tavşan tespit edildi. Bu gelişme, koruma alanına salınan bireylerin vahşi doğaya uyum sağlayarak başarıyla üreyebildiğini kanıtladı.
Raporun hazırlandığı dönemde bölgedeki yerleşik tavşan sayısının 6 ila 13 arasında olduğu tahmin ediliyordu.
40 TAVŞAN DAHA DOĞAYA BIRAKILACAK
Araştırmacılar, projenin başlangıçta az sayıda bireyle yürütülmesi ve takvim gecikmeleri sebebiyle süreci şimdilik "kısmen başarılı" olarak nitelendirse de, türün ekosisteme geri döndürülmesi adına katedilen mesafeyi tarihi bir eşik kabul ediyor. İklim ve bitki örtüsü koşullarının elverişli seyretmesi halinde bölgeye 40 Arap tavşanının daha salınması planlanıyor.
Bir ekosistemde tek bir canlı türünün varlığı dahi doğanın hassas dengelerini kökten değiştirebiliyor. Bu durumun en somut ve dikkat çekici örneklerinden biri, ABD'nin Kansas ovalarında yürütülen uzun soluklu bir ekoloji araştırmasıyla kanıtlandı.
30 YILDA YERLİ BİTKİ ÇEŞİTLİLİĞİ İKİ KATINA ÇIKTI
Proje kapsamında 1987 yılında Kansas ovalarına farklı bölgelerden toplam 30 bizon salındı. Yürütülen araştırmada; yıl boyunca bizonların serbestçe otladığı alanlar, sadece mevsimsel olarak sığırların otlatıldığı bölgeler ve büyük otçul canlıların hiç bulunmadığı alanlar 33 yıl boyunca eş zamanlı olarak takip edildi.
Yaklaşık üç on yılı aşan gözlemler sonucunda çarpıcı bir tablo ortaya çıktı: Yıl boyunca bizonların varlık gösterdiği alanlarda yerli bitki çeşitliliğinin, hiçbir otçulun bulunmadığı bölgelere kıyasla yüzde 103 daha yüksek seviyeye ulaştığı tespit edildi.
BİZONLARIN OTLAMA ALIŞKANLIĞI DENGEYİ DEĞİŞTİRDİ
Araştırmacılar, yaşanan bu rekor artışın bizonların kendine özgü beslenme ve hareket davranışlarıyla doğrudan bağlantılı olduğunu vurguluyor. Baskın ot türleriyle beslenen bizonlar, taze filizlerin çıktığı alanlara tekrar tekrar dönerek tek bir bitki türünün tüm çayırı istila etmesini engelliyor.
Ayrıca hayvanların otlarken toprağı havalandırması ve sık sık toz banyosu yaptığı çukurlar oluşturması, tohumların çimlenmesi ve farklı bitki türlerinin yeşermesi için ideal mikro-yaşam alanları yaratıyor.
İSTİLACI TÜRLER YERİNE YERLİ ÇAYIR BİTKİLERİ YAYGINLAŞTI
1994 ile 2010 yılları arasında yapılan periyodik gözlemlerde yerli tür sayısının istikrarlı bir şekilde arttığı kaydedildi. 2020 verilerine gelindiğinde çeşitlilik tepe noktasına ulaşırken, bu artışın yabancı veya istilacı otlardan değil; tamamen bölgenin özgün çayır bitkilerinden kaynaklandığı belirlendi.
ŞİDDETLİ KURAKLIKTAN SONRA BİLE DOĞAL YENİLENME SAĞLANDI
Bizonların ekosisteme sağladığı olumlu etki yalnızca normal iklim şartlarıyla sınırlı kalmadı. Bölgede 2011-2012 yıllarında yaşanan şiddetli kuraklık süreci bitki çeşitliliğinde geçici bir gerilemeye yol açsa da ekosistem kısa sürede kendini toparlamayı başardı.
Uzmanlar, bizonlar sayesinde çeşitlenen farklı bitki türlerinin toprak kaynaklarını farklı derinlik ve biçimlerde kullanmasının, çayırların aşırı kuraklık gibi iklim krizlerine karşı direncini artırdığını ifade ediyor.
Sahra Çölü'nün güneyinde yer alan Sahel bölgesinde sertleşmiş toprak yapısı ve aşırı iklim koşulları nedeniyle ağaçlandırma çalışmaları yıllarca başarısızlıkla sonuçlandı. Gündüz 60 dereceyi aşan sıcaklıklar ile gece yaşanan sert sıcaklık düşüşleri, yağmur suyunun emilmeden buharlaşmasına ve dikilen tohumların çimlenememesine yol açtı.
Bu kazı faaliyetleri sırasında toprağın kabuklaşmış sert üst katmanı kırıldı; böylece yağmur suyunun alt tabakalara sızması ve nemin toprakta uzun süre muhafaza edilmesi sağlandı.
Gevşeyen toprağın çevresinde oluşan nemli mikro iklim şartları sayesinde rüzgarla taşınan tohumlar toprakta kolayca tutunarak filizlenme imkanı buldu.
UYDU GÖRÜNTÜLERİ BEŞ YILLIK DEĞİŞİMİ KANITLADI
Bölgedeki gelişimi beş yıl boyunca yakından izleyen araştırmacılar, elde edilen uydu fotoğrafları üzerinden kurak kum tabakasının yerini aşama aşama yeşil alanlara bıraktığını belgeledi.