Türkiye'nin en iyi haber sitesi

Sen aşkın ne olduğunu bilir misin adaşım?

Hangimizde var Atmaca’nın yüreği. Sevdiğimiz kişi için ne yaparız, neleri göze alır, aşkımız için neleri feda ederiz? ’nin Değirmen adlı ilk öykü kitabına ismini veren hikaye de tam bunu soruyor: “Sen aşkın ne olduğunu bilir misin adaşım, sen hiç sevdin mi?”

Giriş Tarihi: 1.11.2019
Sen aşkın ne olduğunu bilir misin adaşım?
1943'te yazılmış olmasına rağmen hâlâ en çok satanlar rafında ilk sırada yer alan Kürk Mantolu Madonna'nın da etkisiyle olsa gerek, neredeyse son 10 yılda daha yakından tanır olduk Sabahattin Ali'yi. D&R'larda ve kitap satan her yerde hep ilk sıralarda göz göze geliyoruz ünlü yazarla. Öğretmenliğini, şarkılara dönüşen şiirlerini, roman ve öykü kitaplarını, mahpushane günlerini, gazeteciliğini, 41 yıllık kısa ömrüne sığdırdıklarını daha bir merak eder olduk sanki...
Türk edebiyatının önemli isimlerinden bir olan Ali'nin ölümsüz eserleri her dönemde okuyucu bulmaya devam ediyor. Yazarın 1935 yılında yazdığı Değirmen de bunlardan biri.
Sabahattin Ali'nin ilk öykü kitabı olma özelliği taşıyan Değirmen, bu kez Remzi Kitabevi'nden çıkan baskısıyla okuyucuyla buluştu.
"Şiir ve hikayelerim arasında yazmış olmaktan utanacağım kadar kötüleri olduğunu biliyorum..." diyerek şaşırtıcı bir itirafla başladığı önsözünde kendisine yönelik eleştirel düşüncelere yer veriyor Sabahattin Ali. Çoğu kitabını okuyup da baş tacı ettiğimiz, yaşının ve döneminin çok ötesinde bir yazarın bunu kendisine söyleyebiliyor olması ve önsözünün sonunda "İyiyi kötüden ayırmak külfetini okuyucuya bıraktığım için özür dilerim" şeklinde nazik bir ifade kullanması bile ne kadar mütevazı ve bir o kadar da büyük yazar olduğunun göstergesi.
Yazarın 1927 ile 1934 yılları arasındaki hikayelerini içeren ve üç kısımdan oluşan kitapta toplamda birbirinden dokunaklı 16 tane öykü bulunuyor. İlk kısımda aşkla yoğrulmuş küçük yaşamları şiirsel anlatımla aktaran aşkın nelere kadir olduğuna dem vuran yazar, ikinci ve üçüncü kısımda direksiyonu memleket meselelerine kırıyor. Romantizmle bezeli satırlardan daha toplumsal gerçekçi yer yer de isyankar bir hale evriliyor kitap. Nitekim, Sabahattin Ali'nin öyküleri kendi hayat deneyimlerinden de izler taşıyor.
1930'da yazdığı şiir yüzünden bir süre hapis yatması hayata bakış açısını değiştiriyor. Aralıklarla girip çıktığı hapis hayatı, öykücülüğünde yeni konular ve yeni karakterleri beraberinde getiriyor. Örneğin, Bir Gemici Hikayesi öyküsünde (1930) kekeme bir gemici gencin kendilerine kötü davranan, az yemek veren kaptana karşı koyma mücadelesini okuruz. Bu hikaye Sabahattin Ali'nin kendilerine zulmeden yöneticiye karşı başkaldırmayı anlatan ilk hikayesi olarak bilinir. Kazlar (1933) adlı öyküde de hapishanedeki koşullarının iyileştirilmesi için kendisinden istediği iki adet kazı, kocası Seyit'e götürmeye çalışan Dudu'nun acıklı hikayesini anlatıyor Ali. Yoksulluk ve çaresizliğin insana neler yaptıracağını sorgularken, gücü elinde barındıran kişilerin vicdandan yoksunluğunu vurguluyor.

KOŞMAKTAN GÖRMEYE VAKTİMİZ YOK
Gelelim, kitaba ismini veren Değirmen adlı öyküye... Değirmen, Atmaca adlı bir çingenenin aşkını, aşkı için yapabileceklerini anlatan oldukça dokunaklı bir öykü. Öykünün baş kahramanı yakışıklı yüzü ve heybetli vücuduyla tüm kızların ilgisini çeken civan gibi bir delikanlı Atmaca... Uzun sivri ve ucu biraz aşağı sarkık burnu sebebiyle Atmaca denilen bu yağız delikanlı, bulunduğu çingene kafilesinin en gözdesi... Fiziğinin yanı sıra çaldığı klarnetle dinleyenleri mest eder. Her akşam değirmenin önünde bir ağaca yaslanıp klarnetini öttüren Atmaca, çingenelerle beraber değirmencinin kızını da etkiler. Atmaca'nın gönlü kayar değirmencinin kızına ama kızın bir kolu yoktur. Yıllar önce sağ kolunu değirmenin çarklarından birine kaptırmıştır. Atmaca kendisine bunu dert edecek biri değildir.
Sevdi mi tam sever. Bir kolun ne önemi olur ki diye düşünür ve kıza açılmaya karar verir. Ancak işler umduğu gibi gitmez. Klarnet tınılarının kulağınıza çalındığı, bozkırın o sarı sıcak renginin hayalinizde canlandığı öykü, gözleri yaşartan duygu yoğunluğuna sahip. Sabahattin Ali, "Bir bıçak alarak kolundaki ve bacağındaki adalelere saplamak, böylece bir nehre atılarak yüzmek elinden geliyor mu? Bir şehrin adamlarını öldürme cesareti sende var mı? Bir minareye çıkarak bütün dünyaya işittirecek kadar kuvvetle bağırabilir misin?" diye soruyor... Ve siz de kendinize şunu soracaksınız? Sevgim için ne kadar ileri giderim?
Gerçekten seversem, sevdiğim için ne yaparım, nelerden feragat ederim, aşk için neleri feda ederim?
142 sayfalık kitapta; aşkın sıradan halleri sonra da gerçek aşkın nasıl olması gerektiği Ali'nin sade ve bir o kadar derin anlam yüklü kaleminden dökülmüş. Örneğin, Kurtarılamayan Şaheser adlı öyküde sevdiği kızı, yazacağı bir şiirle büyülemeye çalışan bir şairin trajikomik hikayesini aktaran Ali, Kırlangıçlar adlı öyküsünde ise bir çift kırlangıcın sohbetine tanık ediyor okuyucusunu. İlkbaharda tanışıp çok güzel zaman geçiren ama sıradan olmamak için duygularını bir türlü birbirlerine açamayan, açmaya karar verdiklerinde de iş işten geçmiş olan iki kırlangıcı anlattığı öyküsünde kırlangıcın şu sözleri akılda kalıyor:
"Yarın öldüğümüz zaman birisi bize sorsa; dünyada neler gördünüz dese herhalde verecek cevap bulamayız. Koşmaktan görmeye vaktimiz olmuyor ki..."

BUGÜN NELER OLDU
ARKADAŞINA GÖNDER
Sen aşkın ne olduğunu bilir misin adaşım?
* Birden fazla kişiye göndermek için, mail adresleri arasına “ ; ” koyunuz
BİZE ULAŞIN