Afganistan'da nasıl savaşacağına dair tekrar hesaplamalar yapan Başkan Obama'nın şunu aklında bulundurması gerekiyor: Kamuoyu, son dönemlerde savaş zamanında görev gelen tüm devlet başkanlarının önüne kum saati koydu; böylelikle başkan sabırlarını sınayabilecekti. Akıp giden kum tanelerini kesin olarak durdurmanın bir tek yolu var: Zafer kazanmak ya da en azından zafer yolunda ilerleme göstermek. Bush döneminde Ulusal Güvenlik Konseyi'nde görev yapan Kuzey Karolina'daki Durham Üniversitesi'nden Siyaset Bilimi profesörü Peter D. Feaver, "Kamuoyu, Amerika'nın katıldığı tüm savaşlarda hep önemli bir yer tutmuştur. Ne kadar uzun ya da ne kadar kısa olacağı, ne kadar asil ya da onursuz algılanacaklarından bağımsız…" dedi. Kamuoyu bazen savaşa zemin hazırlayabilir ve onun yönünü belirleyebilir. Bazen de ülkeler savaşa girmeye zorlanır. Ancak bu ikisi bir araya geldiğinde, savaşta ilerleme açlığı bastırılmak zorundadır. Amerika, II. Dünya Savaşı'na katılmasının ikinci yılında, önce nereyi vuracaklarıyla ilgili İngiltere'yle anlaşmazlığa düştü. Winston Churchill ve askeri danışmanları 1943'te Fransa'yı istila etmek isteyen Amerikan subaylarına, bunun çok riskli bir şey olduğu gerekçesiyle karşı çıktı ve Akdeniz'e saldırmayı önerdi. Başkan Franklin D. Roosevelt boyun eğmek zorunda kaldı ama Almanya'ya karşı da bir saldırı düzenlenmesi gerektiğini söyledi. Böylece Roosevelt, Kasım 1942'de İngilizlerle birlikte Kuzey Afrika'ya çıkartma yaptı. Ancak Pasifik'te moral bozucu yenilgilerle geçen bir yılın ardından Roosevelt, savaşın artık Mihver devletlere karşı yürütüleceğini söyledi. Söz konusu haberlerle ve ardından başka ülkelerde kazanılacak zaferlerin haberleriyle Amerikan halkı morallerini düzeltebilirdi; ve bunu başardılar da. İçinde bulunduğumuz on yıllık dönemin başlarında, 11 Eylül 2001 saldırılarını izleyen haftalarda, harekete geçilmesi konusunda gözle görülür bir sabırsızlık, Amerikan askerlerinin bölgeye gönderilmesi için de büyük heves duyuluyordu. Daha sonra ABD hiç vakit kaybetmeden Taliban muhalifi Kuzey İttifakı'nın yanına geçti. Bu, büyük memnuniyetle karşılandı. Askeri güçler, Taliban'ı Kabil'den çabucak çıkardı. Ancak Usame Bin Ladin ve yanındakiler karşısında bir türlü zafere ulaşamıyorlardı. Sonunda, kolay hedeflerin azlığı ve kazanılan yanıltıcı zaferler nedeniyle yeni başkanın karşısına iyileşmek bilmeyen bir yara gibi çıktı Afganistan; tıpkı Lyndon Johnson dönemi sona erdiğinde Richard Nixon'a devredilirken çaresizleri oynayan Vietnam gibi. Zaferin gecikmesi, elbette her şeyin sona erdiği anlamına gelmiyor. Yine de kamuoyu başıboş bırakılmamalı. Churchill, halkın gözüne girmeye çalışan ve siyasi kariyerini kurtarmak için mücadele etmek zorunda kalan türden bir liderdi. Onu defalarca kurtaran şey, halkıyla iletişim kurma yeteneğiydi. İngilizler Dunkirk Bozgunu'ndan sonra ve Britanya Savaşı sırasında onun etrafında toplandı ama Churchill, ABD savaşa katılıncaya kadar Yunanistan'da ya da Singapur'da ve başka bölgelerde facialara tanık oldu ve Avam Kamarası'ndan güvenoyu alamadı. İngiliz tarihçi ve "Ustalar ve Komutanlar" kitabının yazarı Andrew Roberts, "O da Başkan Obama gibi hitabet yeteneğine güveniyordu. Herkes BBC'de onu dinleyebilmek radyolarınn başına geçiyordu. 9 Kasım 1941'de yaptığı konuşma, adeta bir şaheserdi" dedi. Ama asıl mesele savaş meydanında ilerleyebilmekti. Roberts, İngilizler'in zafer yolunda makul bir yol izlemelerinin ancak Sovyetler'in işgalci Almanlar'ı geri püskürttükten sonra mümkün olduğunu, bunu da Alman şehirlerini bombalayarak, Luftwaffe'yi etkisiz hale getirerek ve Rusya'nın ilerleyişine zemin hazırlayarak yaptıklarını söylüyor. Bu, savaşın kamuoyu üzerindeki etkilerini araştıran Feaver ve Christopher Gelpi'nin bulgularıyla örtüşüyor. Savaşın getirdiği ekonomik yükün sürekli artması ve askerlerin hayatını kaybetmesi nedeniyle yerle bir olan morallerin yanı sıra savaşta bir türlü ilerleme kaydedilememesinin kamuoyu desteğini azalttığını söylediler ve bunu tekrar yükselişe geçirebilecek tek şeyin kazanılacak kesin bir zafer olduğu sonucuna vardılar. Yine de uzun bir savaş, kaçınılmaz olduğu düşünülüyorsa, tıpkı Kore savaşı gibi, halkın morali yerle bir olduktan sonra dahi devam edebilir. Maryland, Baltimore'daki Johns Hopkins Üniversitesi'nden tarih profesörü John Harper'a göre, savaşın haklı gösterilme nedeni açıktı: "Kuzey saldırmıştı, Sovyetler buna arka çıktı, biz de yardıma koştuk" dedi. Halkın bu noktada neyle mücadele etmek zorunda olduğunu bir düşünün: İlk yılında oldukça inişli çıkışlı bir seyir izleyen, takip eden iki yılda durağan ve bunaltıcı bir hal alan bir savaş; sonrasında ise Amerikan askeri güçlerini her an sona erebilirmiş gibi gözüken ve 60 yıl süreyle elleri tetikte beklemeye zorlayan bir ateşkes dönemi.