Türkiye'nin en iyi haber sitesi

Bu kulaklar çok şey duydu

Kimi zaman iki devlet başkanının arasında görüyoruz onları, kimi zaman uluslararası toplantılarda kabinlerde. İşleri anında çeviri yapmak. Konferans Çevirmenleri Derneği’nin yayımladığı Bu kitabında çevirmenler 50 yılda neler yaşadıklarını anlatıyor

Giriş Tarihi: 6.10.2019
Bu kulaklar çok şey duydu

Herhalde toplum olarak onları en yaygın şekilde 1991'deki Körfez Savaşı sırasında fark ettik. TRT, CNN'e bağlanıp savaşı canlı yayında aktarırken konuşmaları da anında Türkçeye onlar çeviriyordu. Hatırlıyorum o zaman epey ilgi görmüştü yaptıkları iş. Anında bir konuşmayı başka bir dile çevirmek olağanüstü gelmişti hepimize. O çevirmenlerle kimi söyleşiler yapılmıştı gazetelerde. Onlar işinin ehli konferans çevirmenleriydi ve uzun yıllardır bu işi yapıyorlardı. 1954'te İstanbul Üniversitesi İktisat Fakültesi İşletme Enstitüsü'nün kurulmasıyla başlıyor onların Türkiye'deki maceraları. Dil konusunda uzman, anında çeviri yapabilen bu insanlar 1969'da Türkiye Konferans Çevirmenleri Derneği'ni kuruyor... Bilimsel konferanslarda, devletler arası görüşmelerde, iş toplantılarında, uluslararası toplantılarda görev alıyorlar... 50 yılın sonunda Türkiye Konferans Çevirmenleri Derneği Bu Kulaklar Neler Duydu adıyla bir kitap yayımladı. h2o Yayınları'ndan çıkan Somnur Vardar'ın yayına hazırladığı, Erhan Şermet'in fotoğraflarıyla katkıda bulunduğu kitap, bugüne kadar genelde kulaklıktan seslerini işittiğimiz çevirmenlere sözü bırakıyor. 50 yıl boyunca çevirmenler neler yaşadığını ve konferans çevirmenliğinin bugünlere nasıl geldiğini anlatırken unutamadıkları anları da aktarıyor.



HANDE GÜNER Bulamadığım kelimeyi Demirel buldu

Yıl 1999... Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel'in konuğu olarak Ürdün Kralı Abdullah Türkiye'ye gelir. Çankaya Köşkü'nde görüşme yapılacak ve sonra basın toplantısı düzenlenecektir. Görüşmedenr sonra basın toplantısına geçilir. Kral Abdullah babasının öldüğünden bahseder konuşmasında. Sonrasını o toplantıyı çeviren Hande Güner'den dinleyelim: "Kral, 'My later father' dedi. Ölmüş babam diye çeviremem.

Bir kelime var ama bir türlü aklıma gelmiyor. Kafamın derinliklerinden müteveffa kelimesi çıktı. Ben de "Müteveffa babam Kral Hüseyin" diye çevirdim. Akşam oldu köşkte yemek var. Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel herkesi karşılıyor ve tek tek elini sıkıyor. Sıra bana geldi. 'İyi akşamlar efendim' dedim. 'İyi akşamlar, bugün çok sıkıldın sen' dedi. 'Bir kelimeyi bulamadım' dedim. 'O kelime merhumdu' dedi. 'Müteveffa Müslüman olmayanların ölülerine söylenir. Ben bunu hayatım boyunca unutmam."

SEHER TÜRKASLAN

Savunma bakanı çeviriye karışan bürokratı kovdu

Konferans çevirmenlerinden Seher Türkaslan ilk işini unutamıyor. Çünkü 1991-1993 yılları arasında Savunma Bakanı olan Nevzat Ayaz ile çalışır: "Savunma Bakanı Nevzat Ayaz'a beş gün refakat edeceğim. Ayaz babacan ama sert bir karaktere de sahip... Pazartesi oldu. Bakan Ayaz ve heyeti, Belçika heyetiyle görüşecek. Belçika ile PKK yüzünden çok hassas bir noktadayız. Görüşmeler başladı. Belçika heyeti konuşuyor. İkinci ya da üçüncü cümleyi çevirdim. Bizim taraftan dışişlerinden bir beyefendi 'Hayır hayır öyle demediler' diye itiraz etti. Acaba yanlış mı çevirdim diye düşünürken Belçika heyeti çevirinin doğru yapıldığını teyit etti. Bakan Ayaz soğukkanlı bir şekilde dışişlerindeki yetkiliye dönüp 'Siz buradan şimdi çıkıyorsunuz ve beş gün boyunca bu hanım kızım çeviri yaparken bu odaya bir daha girmiyorsunuz' dedi ve adamı gönderdi."

LEYLA AYAŞ

Sen medeni cesaretini kaybetme kızım

Bir ara sekiz-10 yıl Fransa'dan felsefeciler gelir Türkiye'ye. Onlara çeviri yapmak da Yiğit Bener ile Leyla Ayaş'a düşer. Bir gün Aksanat'ta bir toplantıya gider Ayaş. Felsefeci Deleuze'un 'le corps sans organes' kavramını organsız beden diye çevrilmektedir. Salonda annesiyle toplantıya gelen 10 yaşındaki bir kız çocuğu "Sorusu olan var mı?" diye sorulduğunda el kaldırır ve organsız bedenin ne olduğunu sorar. Salondakiler bu kavramı açıklamak yerine gülüp geçer. Ayaş salondakilerin çocuğa yaklaşımına bozulur. Çünkü kızın medeni cesaretine hayran kalmıştır. Toplantı bitince kulaklıkların teslim edildiği yere gider. Kız ve annesi kulaklıklarını verirken kıza "Bak yavrum tercümeyi yapan tercüman benim. Sen soru sorma cesaretini gösterdin ve onlar sana cevap vermedi. Bir de sana güldüler. Gülünecek bir şey yok, onlar sana cevap veremediği için belki de onlar anlamamıştır ne olduğunu. Ben çevirdiğim halde anlamadım. Onun için sen cesaretini kaybetme, her zaman sor" der. Kızın yüzü güler...

VERDA KIVRAK

Saddam'ın tehdit haberlerine karşı ördekleri yüzdürdük

1991'deki Körfez Savaşı sırasında hepimiz ekran başına kilitlenmiştik. TRT, CNN'e bağlanıp savaşı canlı yayımlıyordu. O günlerde ekranda simultane çeviri yapanlardan biri de Verda Kıvrak'tı. "Bir ara Ankara bombalanacak diye Saddam'ın bir tehdidi vardı. Ankara'ya füze atacağını söylemişti. CNN'de onunla ilgili haberler çıkınca TRT yayını kesmek istiyordu. Bunun üzerine bize dediler ki 'Tehdit ile ilgili bir haber çıkınca, bize haber verin.' Öyle durumlarda yayın kesiliyor ve ekranda ördeklerin yüzdüğü bir klip gösteriliyordu. Biz de tehdit ile ilgili haber çıkınca kameramana alttan iki elimizle ördek gibi yüzme hareketi yapıyorduk. Sonra onlar da ördekleri yüzdürmeye başlıyordu."

FİLMİ SANSÜRDEN KURTADIM

12 Eylül darbesinden sonra İKSV'nin düzenlediği Sinema Günleri'nde yer alacak filmler asker ve bürokratlardan oluşan bir sansür ekibi tarafından AKM'de izlenir ve uygun görülürse etkinlikte gösterilirdi. O dönem altyazı yok. Sansür heyetine yapılan gösterim sırasında bir çevirmen diyalogları anında Türkçeleştiriyordu. Verda Kıvrak mesleğinin başlarında bu heyetin gösterimlerinde çevirmen olarak görev alanlardan. Ve onun yaptığı bir uyanıklık sayesinde, ünlü yönetmen Stephen Frears'ın Benim Güzel Çamaşırhanem filmi sansürden kurtuluyor. Nasıl mı? Kendisinden dinleyelim: "İKSV filmin sansür heyetinden geçmeyeceğini düşünüyordu. Benden rica ettiler 'geçirebilir misin?' diye. 'Sona bırakın filmi' dedim. Sansür heyeti beş filmi arka arkaya izleyecek. Benim Güzel Çamaşırhanem beşinci film. Dördüncü filmde 'Başım ağrımaya başladı, çok kötüyüm' diye tutturdum. 'Ateşim çıkıyor' dedim. Sonra beşinci filme geldi sıra. Heyettekiler 'Aman bu da çamaşırhane filmiymiş, kız da hasta biz bunu izlemeyelim, geçti' dediler. İzlemeden bıraktılar. O sayede film sansürden geçti."

KIŞLADA KADIN TUVALETİ YOK!

Mesleğin duayenlerinden Dilek Önay'ın bir gün telefonu çalar. Karşısında bir albay vardır. "Şu tarihte bize iki erkek tercüman lazım" der. Önay, merak eder ve albaya sorar neden erkek tercih edildiğini. Albay da "Tanklarla ilgili işler yapacağız. Askerliğini yapmıştır, bilir" der. Ama ekipte o yıllarda tecrübeli erkek tercüman yoktur. Sadece mesleğe yeni başlayan Kudret Süzer vardır. O da askerliğini yapmamıştır. Albay çaresiz durumu kabullenir "Peki gelin" der. Önay ile Süzer bir askeri birliğe gider. Birlikteki tek kadın Önay'dır. Toplantı arasında tuvalete gitmek ister ve bir askere sorar "Evladım hanımlar tuvaleti nerede" diye. Asker kadınlar için tuvalet yok diyemez ama "Bir bakayım efendim" der... Aradan zaman geçer başka bir asker Dilek Önay'ı aramaktadır. "Buyurun" der Dilek Hanım. Asker de "Efendim Paşamın selamı var. Size şunu gönderdi" diyerek kocaman bir anahtar verir. Dilek Hanım şaşırır, "Ne yapacağım bunu" deyince asker açıklar: "Bize tuvaleti sormuştunuz ya, burada kadınlar tuvaleti yok. Bu anahtar paşanın akşamları kaldığı özel dairesine ait. Orayı kullanabilirsiniz." Önay üç gün tuvalet için paşanın o özel dairesini kullanır.

BİLGE HAS BIYIKLI

Başbakan sordu: Ne oldu anlamadın mı?

Resmi bir öğle yemeğinde çeviri yapmak için Bilge Has Bıyıklı görevlidir. Toplantıya, başbakan ve farklı ülkelerden gelen hakimler katılır. Konu uluslararası hukuk sistemidir. Bıyıklı, başbakanın hemen arkasına oturur. Çünkü kulağına fısıldayarak çeviri yapacaktır. Toplantı başlar. Arap ülkelerinden gelen bir profesör başbakan ile konuşmak ister. Bıyıklı da çeviriye başlar: "Çeviriye başladım fakat dakikalar geçtikçe zorlanmaya başladım. Neden zorlandığımı bilemiyorum. Profesörün dediklerini tüm benliğimle anlamaya çalışıyorum. Ama anlamakla ilgili bir zorluk çekiyorum. Durum gittikçe kötüleşti. Başbakan memnuniyetsizliğini belirtti. Çok rahatsız edici bir durum. Bu böyle devam etti. Sonunda Başbakan bana dönüp 'Ne oldu anlamadın mı?' diye sordu. Ben de 'Anlamadım, efendim' diye cevap verdim. 'Merak etme Arapça konuşuyor o yüzden anlamadın. Adamın İngilizcesi gitti. Şu an tamamen Arapçaya döndü. Onu da ben anlıyorum. Sen merak etme' dedi."

BUGÜN NELER OLDU
ARKADAŞINA GÖNDER
Bu kulaklar çok şey duydu
* Birden fazla kişiye göndermek için, mail adresleri arasına “ ; ” koyunuz
BİZE ULAŞIN