Türkiye'nin en iyi haber sitesi

Kapımızı çalan olmadı ülkemize döndük

Galatasaraylı eski futbolcu ’nın oğlu Çağrı, takımının altyapısına kabul edilince tüm aile ’ya taşındı. Üç ay geçmeden geri döndüler ve anne , “Vatanımız, insanımız, evimiz, ezan sesimiz burnumuzda tüttü” diyerek bir tweet attı

Giriş Tarihi: 10.11.2019
Kapımızı çalan olmadı ülkemize döndük
Çağrı Balta, Galatarasay Futbol Kulübü'nde uzun yıllar top koşturmuş, kaptanlık yapmış Hakan Balta'nın 12 yaşındaki oğlu. Instagram'da şimdiden 40 bine yakın takipçisi olan Çağrı, futbol yeteneğiyle Bayern Münih'in dikkatini çekince ve teklif alınca, aile Almanya'ya taşındı. Balta ailesi üç ay Münih'te yaşadıktan sonra işler umdukları gibi gitmedi ve vatan hasretiyle İstanbul'a geri döndü. Derya Balta Almanya'da yaşadıklarını sosyal medyada şöyle ifade etti, "Soranlara yapamadılar, döndüler dersiniz. Özledik, vatanımızı, insanımızı, evimizi, Galatasaray'ımızı, ezan sesimizi... Burnumuzda tüttü. Benim insanıma, ülkeme can feda". Derya Balta'nın bu dokunaklı mesajının arkasında neler yaşandığını konuşmak üzere evlerine konuk olduk. Derya ve Hakan Balta, Almanya'ya gittikleri ilk dakikadan itibaren yaşadıkları yalnızlığı, sosyal hayata adaptasyondaki zorlukları, Türkiye ve Türk insanına duydukları özlemi, kültür ve anlayış farkının kendilerini nasıl mutsuz ettiğini anlattılar.

- Küçük yaşta evlenmişsiniz. 22 yaşında evlenmiş, 24 yaşında anne olmuşsunuz. Yıllardır aynı çizgide devam eden bir aile yapınız var... Bir sırrı var mı?
- Derya Balta: 2007 yılında Hakan, Manisaspor'da oynadığı sırada evlendik. İkimiz de Almanya doğumluyuz. Hatta bir sokak üstümüzde oturuyorlarmış o dönemde... Birlikte büyüdük. Evliliğe evlilik gibi bakmıyorum, sevgililik hayatımızı devam ettirdiğimiz sürece bir sıkıntı yok. Çok iyi bir eşim var. Sakin, saygılı, bize çok düşkün. Beni çok törpüleyip, idare etmiştir. Bu evliliğin mimarı, bugünlere gelmesinin sebebi Hakan'dır.

- Futbolcu ya da futbolcu eşi denince akla gelen bir imaj var. Siz hiç öyle görünmüyorsunuz. Daha mütevazı bir yaşamınız var gibi...
- Hakan'la tanıştığımızda nasılsak öyleyiz. Şu anda da öyle, lüks zevkler peşinde değil, değiliz. Çocuklardan sonra çok değiştik. Hakan hiçbir zaman gösteriş meraklısı biri değildi, ben de değilim. Güzel, temiz, yakışanı giyinmeyi seviyorum. Ama çocuklarımız tam bir sokak çocuğu gibi; geçen doktora götürdüm, eşofmanının dizi yırtıktı, utandım. Ama onlar böyle rahat büyüyor. Cam fanusta büyütmüyoruz onları. Sokakta olmaları hoşuma gidiyor. Bildiğimiz anlamda bir sokakta oturmuyoruz ama gördüğünüz gibi bir malikanede de yaşamıyoruz, bir sitenin apartman dairesi burası. Bizim sokağımız burası. Bana malikaneler verseler burayı hiçbir şeye değişmem. Çünkü çocuklarım burada doğdu, hayatımın en özel anlarını burada yaşadık. Hakan Galatasaray'a transfer olduktan kısa süre sonra burayı satın aldık, emek emek evin taksitlerini ödedik. Manisa'dan İstanbul'a ilk geldiğimizde maddi durumumuz iyi değildi. Bu evi alırken borçlandık elbette, bundan da hiç yüksünmüyorum. Ne kadar güzel bir şey yaptık, çocuklarım bu eve doğdu, burada büyüdüler, Hakan'ın tüm sevinçleri, üzüntüleri bu evde yaşandı. Canım evim... Çok seviyorum burayı.

- Ya çok tatlısınız... Çocuklar da tabii zihin bakış açınızla büyüyor...
- Burada o kadar çok arkadaşları var ki, eve tekme tokat sokabiliyorum onları (gülüyor). Eve geliyorlar, her yerleri çamur içinde, yırtık pırtık...

- Tüm bunlar galiba Almanya'ya gidiş kararınızla altüst oldu...
- Aynen. Almanya'ya gittiğimiz zaman bunu kaybettik. Onları özel okula vermek zorunda kaldık. Çünkü Almanca bilmiyorlardı. O okuldaki çocuklar marka çantalar, ayakkabılar... Benimkiler bu hayata alışık değildi. Burada da özel okula gidiyorlar ama hayat daha doğal.

- Biraz çocuklardan onlardan söz eder misiniz?
- Onlar hakkında sabaha kadar konuşabilirim. Hiç bakıcım olmadı, onları annemin desteğiyle kendim büyüttüm. Onlarla arkadaş gibiyim.

- Çağrı ne zaman başladı futbola?
- Hakan Balta: Dört yaşında. Küçük olduğu için almadılar ama bir denediler ve iyi koştuğunu fark ettiler. Kendi yaş grubu açılana kadar kendinden dört yaş büyüklerle devam etti. Yetenekli bir çocuk olduğunu söylüyorlar. Küçük oğlum Ömer futbola yetenekli değil, basketbol oynuyor. Çağrı futbolu çok seviyor, âşık.

- Bayern Münih'le yolları nasıl kesişti Çağrı'nın?
- Galatasaray Akademi ile yurt dışına turnuvalara gidiyor zaman zaman. Türk takımı olarak orada başarılar elde ediyorlar. Çağrı da bu turnuvalarda göze çarpan isimlerden. İki senedir Alman ve İngiliz takımlarından ilgi vardı Çağrı'ya ama bu bir transfer boyutunda değil. Çünkü 14 yaş altında transfer olmak diye bir şey söz konusu değil, yasak! Ama aile kendi kararıyla Almanya'ya taşınırsa, kulüp sizi alabiliyor. İki senedir Bayern Münih, Galatasaray'a yazı göndererek Çağrı'yı idmanlarına çağırıyor. Ara ara gidiyordu oraya... Ama o sıralarda ben aktif futbolu bırakmamıştım. Düşünmedik. Ama çocukları kısa süreliğine de olsa yurt dışında okutma fikri vardı kafamızda. Ben futbolu bırakınca bu seçeneği değerlendirmeye karar verdik.

- Ve Münih'e gittiniz.
- D. B: Ev tuttuk ama içini yerleştirmek bir zulüm. Koltuk alıyoruz, teslim edilmesi dokuz hafta. Tamir yaptıracağız, 12 hafta... Daha gider gitmez basit zorluklar başladı. Benim burada bir bakkalım var gözünü seveyim, "Derya Ablam der her şeyime koşar" Bizim insanımız çok yakın, çözüm üretici. Çocuklar okula gidiyorlar, yabancılık çekiyorlar, tek mutlu oldukları yer idman. Orada çok başarılı devam ediyor, kulüpteki hocaları çok memnun. Ama çocuk, "Buraya geldim, futbolcu olmak zorundayım" gibi bir düşünceye girdi. Ama ben istiyordum ki, çocukluğunu yaşasın, doya doya oynasın... Kampa gidiyorlar, tek Türk çocuk. Domuz yemiyoruz, Müslümanız Elhamdürillah. Herkes sandviç yerken, Çağrı kuru ekmeğe talim. Çağrı'nın başarısını baz almamız gerekse, kalmamız gerekiyordu. Ama antrenmandan geliyor, play station oymaya başlıyor. İstanbul'da elini sürmezdi bile... Çünkü orada arkadaşı yok, sokak eylül ayında buz gibi... Burada okuldan geliyordu, çantaları koridora fırlattığı gibi kendini sokağa atıyordu... Bisiklet tepesinde, top peşinde... Orada her şey bitti.

DOLAPLARI ÖPTÜM CANIM EVİM DİYE
- D. B: Komşuluk da yok. Taşındık bir ay oldu, kapımızı çalan yok. Yabancıları sevmek zorunda değiller ama biz Türk insanıyız, herkesi seviyoruz. Bundan da gurur duyuyorum. Orada çok ağladım. Çocuklara belli etmemeye çalışıyordum. Çağrı'da strese bağlı lekelenme oldu, saçlarında beyazlama oldu.

- Ve sonunda canınıza tak mı etti de döndünüz?
- D. B:
Hayır. Dört günlüğüne İstanbul'a geldik. Çocuklar eve girmediler. Ben dolapları öptüm canım evim diye... Aşırı mutlu oldu çocuklar o dört günde... Sonra onların bu hallerini görünce, oturup ailece bunun üzerine konuştuk, İstanbul'a dönelim mi? Ve dönmeye karar verdik.

- H. B: Takımda çok mutluydu Çağrı, yanlış anlaşılmasını istemem kimse Çağrı'yı dışlamadı orada. Kulüpte keyfi çok yerindeydi... Ama sosyal hayatta öyle değildi. Sosyal hayatı yoktu çünkü.

- D. B: Çocukları cam fanusta büyütmeyeceğim, maddiyata önem vermeyecek şekilde büyütmek hayalimdi. Kendileri için giyinecekler, başkalarına göstermek için değil derken orada farklı bir ortamda bulduk kendimizi. Okulda aşırı zengin ailelerin çocukları, en pahalı çantalar sırtlarında, bu kötü bir şey değil onlara göre ama bizim tercihimiz bu değildi. Kendileri olmalarına imkan yoktu orada. Hakan da, ben de iyi şartlarda büyümedik, sonradan gördük yaşadıklarımızı... Bundan hiçbir zaman utanmadım. İyi ki sonradan gördüm, sindirebildim en azından. Para bir araç ve biz çocuklarımız için saklıyoruz ama hayatta bir kıvılcım yetiyor her şeyin değişmesi için. Bugün var, yarın yok! Futbolcu olmayabilir sonuçta mutlu olmak önemli. Doya doya oynadım diyeceği çocukluk anıları olsun. Şimdi Galatasaray'a döndü. Orası onlar için mabet, yuva.


DOLAPLARI ÖPTÜM CANIM EVİM DİYE
Hakan Balta:
Orada insanlar çocuklarını çok daha bireysel yetiştiriyorlar, "Sensin, tek başınasın. Bu forma yarışında da, hayat mücadelesinde de tek başınasın" diyorlar. Çok profesyonel büyütüyorlar çocuklarını, oysa bunlar oyun çocuğu. Bu da çok farklı geldi bize. Oradaki toplumsal yapı, ailenin çocuğa bakışı farklı. Büyük kulüplerde oynayan küçük yaş çocuklarını turnuvalarda gözlediğinizde, Türk çocuklar maç aralarında eğlenir, birlikte vakit geçirir, onlarda öyle değil, onlar soyunma odalarına gider beklerler... Daha bireyseller. Çocuklarımız her şeyimiz... Çağrı 11, Ömer sekiz yaşında.

FUTBOL OYNAMAYI ÖZLEMEDİM

- Nasıl gidiyor futbol sonrası hayat?
- İlk başlarda bir dinlenmek istiyor insan. Ama yavaş yavaş dinlenmekten de yoruluyor. Yavaş yavaş eğitimlere başladım. İngiltere'de antrenörlük lisansları için eğitimlerimi tamamlıyorum. Almanya'da spor yönetimi eğitimleri alacağım. Kendimi iyi eğitip, işe atılmak istiyorum.

- Futbolu erken bıraktığınızı düşünüyor musunuz?
- Erken bıraktığımı düşünmüyorum. Hem fiziksel hem de kafa olarak epey yorulmuştum. Az da oynamadım. Bir kulüp çatısı altında bu kadar top koşturunca özel bir bağ da gelişiyor, çocuklar Galatasaraylı, biz zaten Galatasaraylıyız.

- Futbolu bıraktıktan sonra zorlandınız mı?
- Abilerim, "Futbolu bıraktıktan sonra çok zorlanacaksın" diyorlardı. Ben de anlamıyordum niye zorlanayım, keyfime bakarım diyordum. Ama öyle olmuyor insan bir şey yapmak istiyorum. Zaten çocuklardan dolayı haftanın iki günü tesisteyim. Görüyorum herkesi. Orada olan her şeyi görüyorum. Sadece bizim kulüp için değil ama altyapılarda çok şeyin değişmesi gerektiğini düşünüyorum.

- Florya'ya gidip, eski takım arkadaşlarınızı görünce özeniyor musunuz?
- Hayır. Oynamayı özlemedim. Bıraktıktan sonra bir kez top oynadım o da mecburen oldu. Eğitim için Madrid'e gittim, tam benim olduğu tarihlerde bir veteran maçı düzenlendi. Zorla oynadım. Futbolu seviyorum ama oynamayı özlemedim. Florya evim gibi, Florya'dan girince içeri huzurlu hissediyorum.

- Sizi hep sessiz, sakin bir futbolcu diye tanımlıyorlardı... Öyle misiniz gerçekten?
- Sessiz sakin derlerdi benim için. Kulüpte böyle değildim ki, sonuçta bu takımın kaptanlığını yapmış biriyim. Kiminle konuşulması gerekiyorsa konuşurdum. Aile hayatım düzgün bir şekilde hep oldu... Göz önünde olmam gerekmiyordu. Sahada kendim için oynadım, tribünlere değil.

AİLENİN ÇOCUĞA BAKIŞI FARKLI

Hakan Balta:
Orada insanlar çocuklarını çok daha bireysel yetiştiriyorlar, "Sensin, tek başınasın. Bu forma yarışında da, hayat mücadelesinde de tek başınasın" diyorlar. Çok profesyonel büyütüyorlar çocuklarını, oysa bunlar oyun çocuğu. Bu da çok farklı geldi bize. Oradaki toplumsal yapı, ailenin çocuğa bakışı farklı. Büyük kulüplerde oynayan küçük yaş çocuklarını turnuvalarda gözlediğinizde, Türk çocuklar maç aralarında eğlenir, birlikte vakit geçirir, onlarda öyle değil, onlar soyunma odalarına gider beklerler... Daha bireyseller. Çocuklarımız her şeyimiz... Çağrı 11, Ömer sekiz yaşında.

BUGÜN NELER OLDU
ARKADAŞINA GÖNDER
Kapımızı çalan olmadı ülkemize döndük
* Birden fazla kişiye göndermek için, mail adresleri arasına “ ; ” koyunuz
BİZE ULAŞIN