EMRE AKÖZ
EMRE AKÖZ

"Türk turistlerin yüzde 20'si kaba"

Turizmle ilgili haberleri takip ediyorsanız, siz de biliyorsunuzdur:
Yaz tatilinde Yunan adalarına gitmek son birkaç yılda moda oldu.
Bu konuda ilk önemli hamleyi, krizden çıkış yolları arayan Yunan Hükümeti yaptı ve Türkiye'ye yakın olan, genellikle orta boy teknelerin yolcu taşıdığı adalarda "kapıda vize" uygulaması başlattı.
Yunanlıların asıl hayali "vizesiz" bir uygulamaydı.
Mesela pasaportunu sınırda teslim et... Bir hafta tatil yap... Çıkışta tekrar al...
Ancak "standartlar imparatorluğu" Avrupa Birliği bu tip bir uygulamaya karşı çıktı.
Bunun üzerine Schengen vizesi sınır kapısında verilmeye başlandı.
Tabii girenin-çıkanın çok daha rahat denetlendiği bu adalar için...
Bu uygulama başladığında biz de aynı yolu denemiştik. O sırada Schengen vizemiz bitmişti. "Bakalım nasıl oluyormuş" diyerek, iki fotoğraf alıp gitmiştik. (Tabii sizi adaya taşıyan şirkete haber vererek...) Vizeyi hazırlarken, onlar için de yeni olduğu için, gayet ince eleyip sık dokumuştu gümrük memuresi. Sonuçta yarım saatte almıştık. Bizden başka iki aile daha bekliyordu.
Bu yıl ise sürüyle kişi vardı aynı yerden vize alacak olan. Benim Schengen'im olmasına rağmen işlemleri uzaktan izledim: Kuyruğun bitmesi bir buçuk saati aştı...

Garson, köle değildir

Yunanistan'ın hangi adasına gidersem gideyim aynı soruyu soruyorum işletmecilere; özellikle de lokantacılara ve garsonlara:
"Türk turistler nasıl?"
Cevap genellikle aynı sözlerle başlıyor: "Onlar da diğer ülkelerin insanları gibi... Biz çok memnunuz." Falan filan gibi beylik laflar...
Gerçek fikirlerini söylemeleri için otelde en azından üç gündür kalıyor olmanız veya aynı lokantaya ikinci defa gitmiş olmanız gerekiyor.
Size olan güvenleri arttıkça, işletmenin imajına ve ekonomik çıkarlarına aykırı bir şey yapmayacağınıza kanaat getirdiklerinde daha açık konuşuyorlar...
Servisi de icabında bizzat kendisi yapan hanım işletmeciye aynı soruyu sordum. Şöyle bir düşündü. Bize kanı ısındığı için açık konuştu:
"Yüzde 20'si kaba."
Misal vermesini istedim:
"Mesela garsona 'hooop, şiiişt' filan diye mi bağırıyorlar? Veya mesela bardağa çatal-bıçakla mı vuruyor?"
"Evet onları yapıyorlar. Bir de şöyle (bu noktada sağ elinin üç parmağını ağzına doğru götürdü) ıslık çalıyorlar."
"Aynı davranışlara Türkiye'de de rastlıyoruz"
dedim.
"Neyi anlamıyorlar biliyor musunuz" dedi. Merakla yüzüne baktım:
"Servis elemanı, köle değildir."
(Aslında bunu hoş bir kelime oyunuyla söyledi, laf uzamasın diye böyle çeviriyorum.) O an üzüldüm doğrusu, hem bizim Türkler adına, hem de Yunan işletmeci adına...
Hızlı demokratikleşme nasıl toplumsal ve siyasal özgürlüğün adabını bilmeyen insanları ortaya çıkarıyorsa...
Ülkenin hızlı kalkınması da aynısını yontulmamışlar için yapıyor.
Her olumlu gelişmenin, olumsuz tarafları da var işte. Mecburen katlanıyoruz.

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu'na aittir. Kaynak gösterilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz.
Ancak alıntılanan köşe yazısı/haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir. Ayrıntılar için lütfen tıklayın.
YAZARA MAİL GÖNDER
BİZE ULAŞIN