Dünyada "gazeteciliğin Oscar"ı olarak bilinen Pulitzer ödülleri sahiplerini buldu. Tüm dünyada gazetecilerin ödül alma merakı meşhurdur. Bu merak beraberinde bir sürü ödül veren kurum ve organizasyon da üretmiş durumda. Hatta Türkiye'de hemen hemen hergün bir gazetecinin ödül alabileceği bir organizasyon bulmak mümkün. Memleket dernekleri, vakıflar, sendikalar, barolar, şirketler, tarım kredi kooparatifleri, adının medyada çıkmasını isteyen özel eğitim kurumları vb. gaztecilere ödül vermeyi yıllık faaliyet planlarına koyarlar.
Bilmeyenler için hatırlatmakta fayda var. Pulitzer böyle bir şey değil!
1916 yılında Macar asıllı gazete yayıncısı Joseph Pulitzer Columbia Üniversitesi'ne yüklü miktarda bağış yapar. Bağışladığı bu para ile gazetecilik alanında Amerika çapında bir yarışma yapılmasını ve en iyi gazetecilerin ödüllendirilmesini ister. İlk ödül 1917 yılında verilir. O tarihten bu yana Pulitzer ödülleri gazetecilik mesleğinin en saygın ödülü olarak kabul edilmektedir.
Amerika'da büyük yayın organları her yılın Nisan ayında Pulitzer ödüllerinin açıklanmasını heyecanla beklerler.
Örneğin The New York Times'ın haber merkezine bakan meşhur kırmızı merdivenlerinde Pulitzer basamağı vardır. Eğer The New York Times'tan biri Pulitzer ödülü almış ise ertesi gün mesai o merdivenlerde yapılan törenle başlar. Gazetenin patronları da dâhil olmak üzere bütün çalışanlar haber merkezinde toplanır ve ödülü alan kişi kırmızı merdivenlerden bir konuşma yapar. Pulitzer haricinde alınan başka ödüller için benzer bir organizasyon düzenlenmez. Sadece NYT'de değil Amerika'daki bütün medya kuruluşlarının hedefinde Pulitzer ödülünü almak vardır. Medya şirketleri aldıkları Pulitzer ödülleri ile reklamlarını yaparlar. Her medya kuruluşu çalışanları arasında bir Pulitzer'li olmasını ister. Bu yüzden Ödülü alan haberi yapan gazeteciye verilen 10.000 dolarlık çekin bir önemi yoktur. Bu ödülle birlikte Pulitzer'li gazeteci medya kuruluşlarının transfer listesine ismini yazdırarak milyon dolarlık maddi kazanımlar elde edebilir. Pulitzer mesleğin altın madalyasıdır.
2012 Pulitzerleri
Bu yıl 96. kez verilen Pulitzer ödüllerine baktığımızda zirvede yine The New York Times'ı görüyoruz. NYT'den David Kocieniewski'nin Amerikalı zenginlerin nasıl az vergi verdiklerini anlattığı haberi en iyi 'aydınlatıcı haber' dalında ödül kazandı. Yine NYT'den Jeffrey Gettleman Doğu Afrika'daki kıtlığı anlattığı haberi ile 'Uluslararası haber' dalında ödüle layık görüldü.
USASABAH okurlarının yakından takip ettiği 'NYPD'nin New York'ta yaşayan Müslüman grupların içine sızarak onları sosyal yaşamın her alanında takip etmesi'
haberi 'araştırmacı gazetecilik' dalında Associated Press'e ödül getirdi.
Bu yıl ilginç bir durum yaşandı. 'Fiction' dalında üç finalist olmasına rağmen jüri yaptığı değerlendirmeler sonucu ödülü vermeme kararı aldı. Aslında jüri böyle yaparak Pulitzer'in prestijini bir kez daha kanıtladı. Jüri "işimiz ödül dağıtmak değil layık olanını bulmak" mesajını tüm dünyaya verdi.
2012'de bana göre en dikkat çekici durum Amerika'nın en büyük tiraja sahip iki gazetesinin hiç bir ödül alamamasıydı. Wall Street Journal ve USATODAY 2012'de Pulitzer ödülü alamayarak büyük hayal kırıklığı yaşadılar. ABD'nin iki medya devi Pulitzersiz kalırken yeni medyanın parlayan yıldızı Huffington Post sitesi ulusal haber dalında ödüle layık görüldü. Yani yılların basılı medyası internet gazeteciliğine yenik düştü. Huffington Post internet mecrasına özel bir alanda yarışıp ödül kazanmadı. Basılı medya ile başa baş bir mücadele verdi ve kaliteli içeriğin hangi mecrada olursa olsun önemini ispat etti. WSJ ve USATODAY'in ödül alamayıp Huffington Post'un ödül alması medyanın geleceğine ilişkin önemli ipuçları verdi. 2012 Pulitzer jürisi "Artık gazetecilik mesleğinde hiçbir şey eskisi gibi olmayacak" mesajını tüm dünyaya verdi
Türkiye ve Pulitzer
Pulitzer ödülleri medyada kaliteli içerik üretmenin teşvik edilmesi açısından büyük önem taşıyor ve medyada bir standart belirliyor. Ödül alan haberlerin tamamı birinci sınıf örnek haberler. Yani Türk medyasında bize alıştırılan ya da dayatılan bol resimli, ucuz içerikli 5 dakikada tüketilip bitirilen türden haberler değiller. Her biri her şeyden önce okuyucusuna saygı duyan metinler. Haberlerin yayınladığı gazeteler de hızlı tüketilmek yerine referans gösterilme ve saygı duyulma peşindeler. Bunun kendilerine ekonomik olarak döneceğinin de bilincindeler. Sürekli kendilerini eleştirerek yenilenme ve rekabette güçlü kalma uğraşısındalar. Yani kimse Türkiye'deki gazeteler gibi kusursuz olduğu iddiasında değil!
Tahmin ediyorum memlekette çoğu içerik yöneticisi ya da yayın yönetmeni harika bir iş yaptığını düşünüp, gazetesinin çok kaliteli bir içeriğe sahip olduğu iddiasındadır. Bu harika gazeteleri çıkaran yayın yönetmenlerinin yerinde olsam Pulitzer meselesini gazetemde haber bile yapmam. Birisi merak edip de bu Pulitzer ödülünü alan haberler nasıl haberlerdir diye ödüllü haberleri okursa keyfim fena halde kaçar. O yüzden "kimsenin aklını bulandırmaya gerek yok Pulitzer'i küçük görelim arkadaşlar!" derim.
Biliyorum ki pek çoğu da böyle yapacak.
Ama yakında medyanın bu harika, eleştirilemez, yüksek egolu, yaptığı işe toz kondurmaz insanlarının kapısı tek tek çalınacak ve birisi "yahu üstadım senin gazetende çıkan şeylere iyi haber, yaptığın gazeteye de harika diyorsak bu Pulitzer ödüllü 'şeylere' ve onları yayınlayan gazetelere ne diyeceğiz?" sorusunu soracak.
serdar.karagoz@sabah.com.tr
@serdarkaragoz