Türkiye'nin en iyi haber sitesi
HAŞMET BABAOĞLU

Avrupa... Bu travmaya hazır mıyız?

Adı üstünde işte!
Bizim seküler, seçkinci ve fakat ezik Batıcı kesime "Yerli Avrupalılar" adını boşuna vermedim. Avrupalı olmak için onca çırpınmalarına karşın elbette yerliler!
Güzeldir yerlilikleri! Nefret krizlerini bir yana bıraktıklarında onları sımsıcak insanlar kılar.
Sorun şu ki, bu yanlarını ya unuturlar ya da şiddetle unutmaya çalışırlar.
Kendimi de bütünüyle bu çerçevenin dışına koyduğumu sanıyorsanız, yanılıyorsunuz.
Nihayetinde aynı talim terbiyenin sakatladığı çocuklarız.
Yani aynı kurgulanmış hazların, aynı rahatsızlıkların, aynı unutkanlıkların meyvesiyiz.
Çoğumuz İspanya gezisinde İstanbul ve İzmir'den gelen gruba Elhamra Sarayı'nın tarihini bir türlü doğru düzgün anlatamayıp İspanyol rehberden doğru bilgi desteği alan, sıra Madrid'de Prado müzesinde Goya tablolarına gelince sular seller gibi şakıyan Türk rehberler gibiyiz...
Ve kabul etmek zorundayız, bu gerçekle hesaplaşmanın zamanı geldi de geçiyor.
Çünkü bu halimizle Avrupa'yı sevdiğimiz bile söylenemez; sevmek için "köle" bilincinin dışına çıkmak gerek.
Çünkü bu halimiz sürdükçe kendimizle tanışmamız ve barışmamız gerçekleşmeyecek!

***

Unutmak dedim ya...
Bir tür "beyin yıkama" operasyonuyla mümkün olabilecek kadar uzun ve zorlu bir sürece de dayanıyor.
Ancak bu yolla...
Ortadoğu'yu ve Doğu'yu "savaşlar, kaos ve kan diyarı" diye tanıyıp kavrarken...
Avrupa'nın daha geçen yüzyılda yeryüzü tarihinde başka örneği görülmemiş bir vahşete yol açtığını; iki büyük dünya savaşını yaşadığını unuttuk!
Ancak bu zihin operasyonu sayesinde...
Zenginliğine ve gelişmişliğine hayran olduğumuz Batı binasının sömürgeci yağma sayesinde inşa edildiğini aklımıza getirmekten kaçınır olduk!
***

Bir de özellikle sekülerleşme alanına ait unutuşlar ve körlükler var. Aydınlarımızda(!) görülen türden "dikkatsizlikler" diyelim ya da...
Mesela...
Dostoyevski'yi büyük yazar bellemişizdir. Ah şu Rus klasikleri! Ama Dostoyevski'nin Avrupa'dan tiksintisinin nedeni ve nasılına eğilmeyi unutmuşuzdur.
Andre Gide'in "Dar Kapı"sını içe işleyen bir aşk olarak okumuşuzdur ama romanın aslında bir Hıristiyan ahlakı tartışması yaptığını görmezden gelmişizdir. Oysa esas çarpıcı tarafı oradadır.
Yunus Emre'yi "hümanist şair", Mevlana'yı "Anadolu rönesansının düşünürü" olarak tanıtan saçma sapan bir eğitimden geçmiş, ancak Yunus'u ve Mevlana'yı doğrudan kendilerinden öğrenmekten kaçınmışızdır.
Böylece Avrupa aynasında kendi yüzümüzün farkını görme fırsatını kaçırdığımızı da söylemeliyim.
***

Artık deniz bitti!
Yeni kolonyalizmin ayak seslerinin işitildiği tarihsel bir "moment"in içindeyiz.
Avrupa hem bize hem de bizzat kendine "life-style'dan, popüler kültürden, seküler patırtıdan ibaret değilim!" demeye hazırlanıyor.
Bu travmaya hazır mıyız?

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu’na aittir. Kaynak gösterilse veya habere aktif link verilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir bölümü kesinlikle kullanılamaz.
Ayrıntılar için lütfen tıklayın.
SON DAKİKA