HAŞMET BABAOĞLU
HAŞMET BABAOĞLU

Doğu Almanya, sosyalizm, insan...

Formika kapaklı dolabı açmış içerisini karıştırıyordum.
Naylon gecelikler, sentetik oranı yüksek tutulduğu için ışığa tutulduğunda parıldayan kısa konçlu erkek çorapları, Batı Almanya'dan kaçak gelmiş moher kazaklar...
Sonra berbat plastik biblolar...
Kitaplığın çekmecelerine gizlenmiş Amerikan dergileri ve raflarına dizilmiş resmi tarih ansiklopedileri...
Devlet kanalından ötesini çekmeyen beyaz panelli televizyon...
Evin kapısında Murat 124'ü andıran bir Trabant...
Ne yalan söyleyeyim, bir an çocukluğumdan gençliğime, bütün o yılların Türkiye'sini canlandırmışlar gibi geldi bana.
Oysa Berlin'deki Doğu Almanya (DDR) Müzesi'nde dolaşmaktaydım.
İstihbarat
ve Güvenlik Bakanlığı Stasi'nin binasında da aynı duyguya kapılmıştım. Dış görünüşünden mobilyalarına kadar bizim devlet kurumlarını andırıyordu.
Türkiye
elbette sosyalizm tecrübesi yaşamamıştı fakat dışa kapalılık, totaliterlik ve suratsız bürokrasinin halkı tektip kılma arzusu benzer sonuçlara yol açmıştı.

***

Berlin Duvarı'nın yıkılışının üzerinden 25 yıl geçmiş bile...
Ajanslar bu haberle meşgul.
Şimdi garip geliyor ama Demokratik Almanya Cumhuriyeti'nin son sözcüsü Günther Schabowski 9 Kasım 1989'da duvarın açılacağını ilan ettiğinde kimse buna inanamamıştı.
Bir de şunu hatırlıyorum...
Gençliğimin hızlı solculuk yıllarında Doğu Almanya'yı hiç ciddiye almamıştık.
Sosyalizmin sınır karakoluydu. Başkaca önemi yoktu. Hele teorik tartışmalara hiç konu olmazdı.
Birkaç aydır yirminci yüzyılda ultra- sekülerizm uygulamaları üzerinde çalışıyorum. Karşıma sürekli Doğu Almanya çıkıyor.
Stalinizmin bütün zorlamalarına rağmen Sovyetler'de becerilemeyen (ve tabii bizim Cumhuriyet seçkinlerinin de bir ara hayalini kurduğu) "bilimi dinin yerine ikame etmek" noktasında Doğu Almanlar bayağı ileri gitmişler.
Tabii olay kaçınılmaz olarak, trajik bir taklitçiliğe dönüşmüş.
Öyle ki, duvarın öte yanındaki dini törenlerin seküler taklitleri geliştirilmiş. Kilisenin "confirmation" töreninin yerine devlet bütün okullarda 14 yaş çocukları için "bilim ve sosyalizmin neferi olmaya geçiş" törenlerini (jugendweihe) zorunlu tutmuş.
Sonuç?..
Muazzam bir karamsarlık kültürü gündelik hayata hâkim olmuş.
Devlet yurttaşlarına sürekli "gün gelecek bilim bütün sorunlarınıza çare olacak" demiş ve elbette o gün bir türlü gelmemiş...
Çok hüzünlü detaylar var, bir gün bu köşede anlatırım.
Duvarın ne batısı, ne doğusu bir marifet taşıyordu. Fakat 25 yıl sonra şu gerçekle kesinkes hesaplaşmamız gerek...
Kapitalizmle rekabete girmek veya onu bir eldiven gibi ters yüz etmek kapitalizmin kötülüklerine çare olmuyor, tersine "çaresizlik" duygusunu büyütüyor.

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu'na aittir. Kaynak gösterilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz.
Ancak alıntılanan köşe yazısı/haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir. Ayrıntılar için lütfen tıklayın.
YAZARA MAİL GÖNDER
BİZE ULAŞIN