Toplamayıp öylece arkanda bıraktığın bir yatak seni bütün gün boyunca takip eder...
Bunun haftasını, ayını, yılını düşünün...
İşin gücün, aşkın meşkin, aslında bütün hayatın da yatağın gibi dağınık kalır; zaman geçiştirilir, sürünür, geceyle gündüz karışır.
***
Mustafa Ulusoy'un Cins'te çıkan ve aslında düzen ile insan arasındaki ilişkiyi ele alan "Yatak Toplamak" yazısının sonunda şu paragraf var, okumanızı isterim:***
Ama hangi düzen, hangi nizam diye de sormak gerek...***
Öyle ya...***
Velhasıl...
Dönüp bir daha bakalım şu kent hayatımıza...
Belki dağınık bırakılıp, belki gayet obsesif biçimde düzeltilip sonra işe güce doğru yola çıkılan yataklar...
Tecrit hücrelerini andıran asansörlerde inip çıkarak günün içine doğru ilerleyiş...
Trafik, trafik, trafik...
Başlı başına yorgunluk yani...
Öğlen vakti belki hepsi birbirine benzeyen dekorasyona sahip kafelerde soluklanmalar...
Sonra akşamüstü...
Küçük kutucuklarımıza (daire mi demeliydim?) geri dönüşlerimiz...
Bütün bunların içimiz ve dışarısı arasındaki ilişkiyi belirlemediğini söyleyebilir miyiz?
Hem de nasıl belirliyor.
Peki konuşuyor muyuz bunları?
Ne gezer!
***
NOT DEFTERİ
Şark'ta Sovyetler ile komşuluk realize edilmişti. Cenup'ta ise, Musul'un hediye edilmesine razı olmakla Büyük Britanya ile komşuluk perçinleşmişti. Bu, sınırları, Düvel-i Muazzama'ya dayadığımız anlamındadır. (YALÇIN KÜÇÜK / Gizli Tarih)