Yol uzun...
Giderken ara ara pencereleri açıyoruz...
İçerisi uzak ve sakin kıyı kasabaları gibi kokuyormuş...
Sonra ballarım birazdan yiyecekleri minik karidesleri zihinlerinde tek tek saymaya başlıyorlar...
Biz yetişkinlerin derdiyse, enfes balık çorbası...
Lakin hepsi hikâye...
Esası ne mi?
O salaş mekânda hep birlikte olmaktan duyduğumuz sevinç...
***
Epey eski zaman...
Hayatıma yetişkin işi serüvenci aşkların hükmettiği yıllardı...
Benim gibi
"yaşam kültürü"yle az çok ilgili olan medyacıların çok sıradan bir şeymiş gibi "
Madrid'e gittiğimizde San Sebastian'a da geçip şahane pinçoslar atıştırsak mı?" türünden sorularla yatıp kalktıkları zamanlar...
Ve kendimi birdenbire orada;
Beykoz Gül Balık'ta bulmuştum...
Odunlar sobada çıtır çıtır yanıyordu...
Lüfer mevsimi miydi?
Yoksa basit bir istavrit tava mı çekmişti canım?
Eve gitmeden şurada nefsimi öldüreyim demiştim galiba...
Tek başımaydım...
Ve o gün başlayan mekânla dostluk bağım şimdi ballarımla beraber ve aynı sıcaklıkta sürüyor.
***
Şimdilerde
sofistike tatlardan, ünlü lokantalardan söz eden yazarları okuduğumda...
Satırlar arasında zaman zaman gizli bir
"manevi arayış"ın izlerini görüyorum...
İyi de böylesine çoğaltılmış doyumsuzluğun arasından bir "mesih" çıkıp gelebilir mi?
Hele bazılarının hafiften dolandırıcı bir ruha sahip olduğu ortaya çıkan şefler ile lokantaya sermaye koyan karanlığın ortaklığından ne çıkabilir?
Hem minicik tabaklar için ruhun böyle perende atışları artık garibime gidiyor...
İyi tat iyidir, abartmak fena...
***
Tamam, biliyorum!
İşin bir ekonomisi de var...
Zenginlere eğlenecek "anlamlı" ve ücretli şeyler gerek diye göklere çıkartıyorlar: "Büyük şeflerin olağanüstü tabaklarıymış, bir tabakta bütün kültürün resmigeçidiymiş" falan filan...
Sofralarda
gergin suratlar...
Geçiniz...
Meşhur yıldızlar mı?
Çocukların neşelendiği sofralardır esas yıldızları hak eden...
***
Az önce ballarıma sordum...
Orada en çok neyi seviyorsunuz, diye...
Karides güveç derler sanıyordum.
"Servisteki Ramazan abi" dediler...
Budur!
Sıcacık bir selamlaşma, azıcık muhabbettir aslolan!
Çocuklar hakiki tadı tanıyorlar.
***
Can Yücel'in dizelerini azıcık değiştireceğim...
"Ne kadar yaşarsan yaşa / Sevindiğin kadardır ömrün...