"Anı yaşa, anın değerini bil" falan dediler ya hep...
Başlangıçta iyiydi...
Geçmişin ve geleceğin ancak "şimdi"deki duruşumuz ve bakışımızla anlam kazanacağını anlamış gibiydik...
Zamanın uçucu yanını fark etmiş, değerini bilmeye çalışmıştık...
Fakat bu meseleyi toplumca pek sakat biçimde kavradık galiba...
18-35 yaş arası herkeste "benden sonra tufan" tavrı hâkim...
Şimdi parklarda, sahillerde, meydanlarda biriken çöplere bakıp şaşıyoruz ya...
O da bu yaygın tavrın sonucu sanırım...
"Tam şimdi burada iyiyiz be, çöplerimizi de biri gelir alır, toplamakla hiç uğraşamam" deyip gidiyorlar...
***
Neyse çerçöp olayını bir kenara bırakıp esasa bakalım...
Boş yaşamanın bahanesi "anı yaşamak" oldu.
Tek başına yaşıyormuş gibi davranmaya ve sosyal sorumluluklarımıza aldırmamaya "anın tadını çıkarmak" dedik.
Sonuç?
Yine de gelecek endişelerimiz bitmedi, hâlâ tetikteyiz, hâlâ hayatın akışı içinde savrulup gidiyor ve
"an" içinde ne yaşadığımızı da fark etmiyoruz.
***
Hem biliyorsunuz, değil mi?
O yakalamaya çalıştığınız "an" var ya...
Çoktan çekip gitti, sen ortada kalakaldın yine...
***
Aslında
"an" çok başka bir şey.
Batı "an"la Doğu'da karşılaşmıştır. (Şarkiyatçılar sağolsun!)
Batı'da süre vardır, zaman vardır.
Doğu'da ise "an" hüküm sürerdi.
Ve zamanı dilimleyen "vakit"ler...
Batı bunu görüp aldı, ezdi büzdü,
kapitalist tüketim kültürüne kattı...
Sonuç?
Olay
"Boş ver abi başkalarının dertlerini, geçmişmiş, gelecekmiş boşver, sen keyfine bak" hâline dönüştü...
Vah ki, ne vah!
***
Bir ara
İslam'ın (vahyin)
"vade"sine daha yakından baksak mı?
Belki tam orada hem zihnimizin hem de kalbimizin kapıları açılacak...
***
Bir de şu var...
Hoş bir anın hemen fotoğrafını çekmeden onu yaşamış saymıyoruz ki artık...
Yani an falan hikâye...
İstediğimiz
"anı"lar.
Geleceğe kalmasını istediğimiz anılar...
Hayat popüler ideolojilerle işte böyle dalgasını geçer!
***
Bak şimdi!
2009 yazından bir not düşmüşüm not defterime:
"Domatesli pilav, domates soslu patlıcan-biber kızartması ve yanında beyaz peynirle zeytinyağlı barbunya fasulyesi..."
***
Sabah erkenden kalktım, balkondaki domates fidelerimi kokladım.
Bayağı büyüdüler, yapraklandılar.
Meyve verecekler mi, emin değilim ama
yapraklarının kokusu yetiyor. Bayılıyorum o keskin kokuya...