İçinde bulunduğumuz dönemde ülkeler bir araya gelip adına "barış ittifakı" dedi mi, korkarım...
Bana öyle gelir ki...
Ya kendilerini aldatıyorlardır ya da ittifakın dışında kalanları...
***
Bu yüzden
Türkiye, Pakistan, Suudi Arabistan'ın imza attıkları anlaşma benim için ayrı bir değere sahip...
Gayet düz, dürüst biçimde adını koydular anlaşmanın...
Mekke Ortak Savunma Anlaşması...
Yürür, yürümez ayrı konu ama basbayağı kolektif bir güvenlik ittifakı yani...
***
Bizim
Avrupa meftunu mızmız emekli diplomatlarımızın ve uluslararası ilişkiler yorumcularının anlaşma üzerinde şüphe bulutu oluşturmaya çalışmalarından hiç etkilenmedim...
Sanki dünyanın her yeri ve özellikle Ortadoğu bir çatışma alanı değilmiş gibi bu adamlar "Ya bu anlaşma
Türkiye'yi savaşa çekerse, ya bölgede düşmanlaşmayı artırırsa" diye hâlâ konuşup duruyorlar...
***
Bölgesel NATO'lar...
İkili, üçlü, dörtlü güvenlik arayışları...
"Bana dokunursan, yanarsın" mesajlı ittifaklar...
Bütün bunlar kaçınılmazlaşacak...
***
Ha!
Şunu da vurgulayayım...
Arada
"Ben hem Türkiye'yi severim, hem İsrail ile dans ederim" diyenler için de "son karar" vakti geliyor.
***
Kafasına (son opsiyon da olsa) savaşmayı koymuş bir devlet varsa bölgenizde...
Barıştan ne zaman söz edilse...
Durup iki defa düşüneceksiniz...
Ve savaşa hazırlanacaksınız...
***
İsrail, Türkiye'nin sabrını test ediyor...
Tamam!
Sabırlıyızdır. Aklıselimle davranırız.
Fakat nereye kadar?
***
Kafasına savaşı koymuş devlet deyince...
Aklıma ne geliyor, biliyor musunuz?
Hitler'in iktidara geldiğinde en büyük diplomatik girişimi 26 Ocak 1934'te imzaladığı Polonya'yla saldırmazlık paktıydı.
1939'da iptal etti ve ardından Polonya'ya girdi.
Sonra
İngiltere,
Fransa ve ABD'yi şaşkınlık içinde bırakarak Stalin'le 23 Ağustos'ta saldırmazlık paktı imzaladı Hitler...
1 Eylül 1939'da Polonya'ya girdiğinde, herkes seyretti...
Bazı ülkelerin de işine geldi...
***
Uzun sözün kısası...
Sükûnetle gelişmeleri izleyelim ama savaşa hazırlanalım...
***
NOT DEFTERİ
Özlem tüketilebilir bir şey değildir. Günümüzde özlemin imhası söz konusu. Aşk bile tüketilebilir duygulardan oluşuyor. Kapitalizm romantik özlemler yerine tüketim ihtiyaçları üretiyor. (BYUNGCHULHAN / Kapitalizm ve Ölüm Dürtüsü)