Türkiye'nin en iyi haber sitesi

Çocukluğumda okumuş olsam da bazı romanlar hiç aklımdan çıkmaz. Bunlardan biri de Yakup Kadri Karaosmanoğlu'nun "Hep O Şarkı"sıdır.
Hep O Şarkı, 1956'da yayınlanmış. Ben de herhalde o yıl, yani 14 yaşındayken okudum onu. Ümitsiz bir aşkın romanıdır özünde.
Konak komşusu olan Hakkı Paşa'nın oğlu Cemil ile Faik Paşa'nın kızı Münire birbirlerine aşıktırlar. Ama babası Münire'yi bir başka adamla evlendirir. Yine de aşkları sürer. Zaten Münire de eşinden ayrılır sonunda. Cemil padişah zoru ile sürgün edildiği taşrada bir başkası ile evlenir. Aradan 35 yıl geçer, bu iki aşık, yorgundur ve yaşlanmışlardır. Karşılaşırlar. Münire Cemil'e, "O şarkıyı kulağıma söyler misiniz yine" der.
O şarkı, 35 yıl önce aşklarının baharında Cemil'in Münire'ye söylediği şarkıdır.
Bu roman neden aklıma takılmış derseniz.. Kemal Tahir bana "Çocukluğunda okuduğun romanları yeniden oku. Ancak o zaman romanların derinindeki gerçek anlamı yakalarsın" demişti.
Kemal Tahir'in öğüdünü dinleyip, "Parma Manastırı"nı, "Robinson Crusoe"yu, "Goriot Baba"yı, "Karamazov Kardeşler"i, "Küçük Prens"i, "Don Kişot"u, "Gazap Üzümleri"ni ve bu tür kitapları ikinci defa okudum 20'li yaşlarımda.
İkinci kez okuduklarım arasında "Hep O Şarkı" yoktu ama, yaşamımın her döneminde belleğimde taptaze durdu ve yeni anlamlar kazandı bilincimde.
Bugünlerde Türkiye'nin Avrupalı olmak hevesindeki yolculuğunun yeni bir merhalesini yaşarken, kulağımıza yine "O şarkı"nın mırıldandığını duymuyor muyuz? Ama tam anlamak mümkün değil şarkının sözlerini. Bu bir aşk şarkısı mı yoksa kuşkuyu mu yahut nefreti mi anlatıyor bu şarkı?
Türkiye'nin NATO'ya girmek için çabaladığı 1949-52 arasındaki dönemi çarpıcı olaylarla anlatan Feridun Cemal Erkin'in "Dışişleri'nde 34 Yıl" kitabını okuduktan sonra, Mehmet Ali Birand'ın "Türkiye'nin Büyük Avrupa Kavgası, 1959-2004"üne bakın.
Hep o şarkının söylendiğini görürsünüz.
Aslında bu bir aşk hikayesidir. Özünde gelişmek, özgür olmak, çağdaşlaşmak, evrensel ölçüdeki mutluluğu yakalamak rüyası vardır. Bu aşk hiç bitmez ama, ya kızın ya da oğlanın babası engeller aşıkların birleşmesini..
Romanlardaki insanlar romanda yaşlanırlar. Ancak ölseler bile roman okundukça var olurlar.
Oysa gerçek hayattaki insanlar yaşlanıyor ve ölüyor. Toplumlar da devletler de yaşlanıyor gerçek hayatta..
Gerçek hayattaki roman kahramanları, aradan 35 yıl geçtikten sonra da "Hep o şarkı"yı genç kalmışlar gibi söylemeyi denememelidir. "Öfkeli genç politikacı" artık 70'ine dayandıysa "Olgun akil adam" rolünün kendisine daha fazla yakışacağını görebilmelidir.
Görüyorsunuz işte. Bir romanı çocukken okuyunca başka, ileri yaşta hatırlayınca farklı çıkarsamalara takılıyorsunuz. Bende de böyle oldu nitekim.

YAZARIN BUGÜNKÜ DİĞER YAZILARI
Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu’na aittir. Kaynak gösterilse veya habere aktif link verilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir bölümü kesinlikle kullanılamaz.
Ayrıntılar için lütfen tıklayın.
SON DAKİKA