Karabulut cinayetinde en önemli dönemecin geçildiği gece, yazılı basın haberciliğinin hâlâ canlı olduğunu gösterdi. Muhabir, gazetenin can damarıdır. Uyarılar da unutulmasın

SABAH Haber Ajansı Müdürü Cuma Ulus'la binada odalarımız yan yana.
Gazetenin -herhangi bir gazetenin- asıl dinamosu olan habercilerle aynı mekânı paylaşmak, okurların dünyasına pencere açmış bir temsilci için her türlü verime açık bir avantaj.
Her zaman hatırda tutulmalı:
"Haber öldü" saçmalıklarına verilecek en güçlü cevap, işte, bu emekçilerin her gün sinekten yağ çıkarırcasına, binbir zahmetle okurlara sundukları canlı haberler.
Muhabir olmazsa, gazete gazete olmaz, başka bir şey olur, okurun gözünde.
Cuma geçen salı günü öğleden sonra uğradığında, halinden bir meslek sırrı paylaşmak istediğini anladım.
"Bekliyoruz" dedi. "Artık an meselesi."
Karabulut cinayetinin aranan zanlısından söz ediyordu.
Servis tetikteydi.
Haberi kovalamanın semeresini iki gazete gördü: SABAH ve Akşam.
Akşam yazarı Nagehan Alçı şöyle yazdı geçen gün:
"'Peki ya diğer gazeteler?' diye soruyorsanız...
Haber layıkıyla bir tek SABAH'ta vardı. SABAH da manşet yapmış ancak flu bir fotoğraf kullanmış. Diğer hiçbir gazetede yakalanma anının karesi yoktu. Hatta Doğan Grubu gazetelerinin bir tek İstanbul şehir baskılarına haber kapaktan ancak küçük bir şekilde girebilmiş. Örneğin benim oturduğum Ataköy'e gelen Hürriyet'te haber yoktu. Milliyet'te de. Radikal'de ise şehir baskısında da yok. Habertürk sürmanşetten kullanmış ancak fotoğraf eski."
Önce televizyonlar, ardından internetin yayılmasıyla işlevi açısından bir kimlik krizine sürüklenmekte olan yazılı basın -onun iki temsilcisi- için bir gurur anı.
Her şeye rağmen klasik haberciliğin ölmediğini, okura son baskıda dahi olsa en çok ayrıntıyla bilgi hizmetinin görev aşkıyla bütünleştiğini gösteren bir örnek.
Böyle bir habercilikte fotoğrafın flu olması bile arka plana itilir.
Daha önemli olan, önde olması gereken TV'lerin bile ertesi sabah verdiği haberlerde yazılı basına atıf yapmak zorunda kalmasıdır.
Uyarıları sona saklarken, SABAH İstihbarat Şefi Ertuğrul Erbaş'ın anlatımını sizlerle paylaşmalıyım:
"Bekleyişte son bir aya girildiğinde kafamda her gün planlar uçuşuyor. O gün gelip çattığında kim nereyi tutacak? Kim nerede bekleyecek?.. Ve son hafta... Artık paranoya halindeyim. Cem yakalanacak ve ben bu haberi atlayacağım! Bu ihtimal zihnimi bir kurt gibi içten içe kemiriyor. İçişleri Bakanı'nın, İstanbul valisi ve emniyet müdürünün 'Çember daralıyor' açıklamaları içimdeki ateşi daha da körüklüyor.
Ve o gece... İftar saatini az geçe telefonum çalıyor. 'Bu gece' diyor 'Hazır ol!'
Derhal operasyon için ekibimi topluyorum.
Deniz Derin, Rıdvan Tezel ve gece muhabirimiz Ali Şahin. Saatler 20.30'u gösterirken Cevizlibağ'da E-5 kenarında toplanıyoruz. Durumu tek cümleyle özetliyorum: 'Cem Garipoğlu bu gece alınacak.'
Orada bir iş bölümü yapıyoruz. Ali bir devlet hastanesini 'tutacak'. Deniz Gayrettepe Asayiş Şube'yi. Ben ve Rıdvan ikisinin ortasında Cevizlibağ'da bekleyeceğiz.
Bu arada ajans müdürümüz Cuma Ulus'a haber veriyorum. Hemen gazeteye gelip durumu gece yazı işleri sorumlumuz Kemal Kök'e anlatıyor. Sabah'ta o müthiş bir gece işte böyle başlıyor.
Kaynağımız, 'Cem'in alınma ihtimali yüzde 90 alınmama ihtimali yüzde 10' diyordu. Bunu hemen gazeteye ilettim. Ara baskı için hazırlıklar yapıldı. Daha önceden o gece için hazırladığımız hazır haberler raflardan indirildi.
'Yakalandı' haberinin provasını telefonla Cuma'ya yazdırdım.
Ve sadece o telefonu beklemeye başladık: 'Yakalandı!'
Uzun bir bekleyiş... Saat 23.00'e geldiğinde ortada hâlâ bir haber yok. Gazeteden arka arkaya 'Baskıyı bekletiyoruz durum ne?' telefonları geliyor. Kaynağıma 'Baskıyı bekletelim mi?' diye mesaj atıyorum.
Cevap kısa: 'Bekletin!'
Dakikalar geçmek bilmiyor.
'Stresten ölmek üzereyiz!' diye bir kez daha mesaj atıyorum.
Cevap yine net ve kısa: 'Az kaldı!'
Ve o beklediğimiz telefon geldiğinde heyecandan neredeyse kalbim duracak.
Hemen gazeteyi arayıp haber veriyorum: 'Cem alındı!'
Saat 00.30.
Saatler öncesinden yazdığımız o prova haber 'Cem Yakalandı' başlığıyla dönmeye başlıyor.
Sadece bir fotoğrafımız eksik. Polislerin koluna girdiği bir Cem fotoğrafı...
Cem Garipoğlu'nun sağlık raporu için götürüleceği hastaneye adeta uçuyoruz. Ali zaten orada. Hastanede in-cin top oynuyor. Elimde küçük kameram caddenin başını gözlüyorum. Tüm Türkiye'nin aradığı katil zanlısı birazdan önümde olacak. Televizyon için yapacağım anonsları tekrarlıyorum içimden.
Dakikalar geçiyor...
Bir mesaj daha: 'Polis aldı, şubeye geçin.' İçimden eyvah diyorum. Ya kaçırırsak? TEM otoyolunda slalom yaparak ilerliyorum.
Rıdvan, koltuğa yapışmış durumda. Hemen Deniz'i arıyorum 'Size geliyorlar!'
İşte o müthiş gecenin hikâyesi böyle. Ama bitti mi? Hayır. Sabahın köründe bu kez Süreyya-Nagihan Karabulut çiftinin evine gidiyorum. Ayak üstü bir röportaj... Kısa bir duş-tıraş faslının ardından tekrar gazeteye geliyorum. Rıdvan da Asayiş Şube'de kamp kurmuş durumda. Onunla tekrar buluşup Cem'in çıkarıldığı mahkemeye gidiyoruz. Haber büyük. Ne bulursak yazacağız. Mahkeme önünde beklerken bir ara Gülhane'ye geçiyoruz.
Yorgunum, uykusuzum.
Oturduğum bankın üzerinde içim geçiyor."
Her zaman eleştiriye öncelik verilen bu köşede, bu kez, çileli haberciliğin hakkını verelim.
Bunu yaptıktan sonra...
Yine eleştiriye dönüp, başta SABAH olmak üzere, basınımıza okur adına şu soruları soralım:
Suç olduğu halde yaşı 18 yaşından küçük bir zanlının kimliğinin açıklanması doğru muydu? "Tanınmış aile", "dehşetengiz cinayet" gerekçeleri yeter mi?
Zanlının ailesine uygulanan "baskı"ların hukuka uygunluğu yeterince haber ve yorum konusu yapıldı mı?
Bugüne dek cinayetin sansasyon cazibesine kapılan gazeteler, acaba bundan sonra, dava sürecinin halkın bilmesi gereken yönleriyle, hukuk boyutuyla ilgili kısımlarına sorumluluk içinde eğilecekler mi?
Bu sorular vicdanlara sorulduğu ölçüde, kalite bekleyebiliriz.

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu'na aittir. Kaynak gösterilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz.
Ancak alıntılanan köşe yazısı/haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir. Ayrıntılar için lütfen tıklayın.
YAZARA MAİL GÖNDER
BİZE ULAŞIN